Kilitli Kapıların Ardında
Aras'ın evinin önüne geldiklerinde Ceren derin bir nefes aldı.Karşısındaki ev, tıpkı sahibi gibi sessiz, dış dünyaya tamamen kapalı ve kasvetli görünüyordu.
Aras cebinden anahtarı çıkarıp kilide soktu ama kapıyı hemen açmadı. Elini kilidin üzerinde tutarak yavaşça arkasına döndü. Gözlerindeki o alışılmış, mesafeli ifadeyle doğrudan Ceren'in parıldayan gözlerine baktı.Ses tonu her zamanki gibi düzdü ve Ceren'i uyardı:
" İçerisi sandığın kadar renkli değil, şimdiden uyarayım Yılmaz," dedi." Sadece ödevi bitireceğiz sonra gideceksin, anlaştık mı?"
Ceren hafifçe gülümsedi.Sırt çantasının askılarını iki eliyle sıkıca kavrayıp cesur bir adım atıp öne çıktı." Ben zaten buraya evi boyamaya gelmedim Soykan, ödevi yapmaya geldim. Hem unutma, en koyu gölgeler en parlak ışıkların olduğu yerde kırılır."
Aras bu sözün üzerine hiçbir şey demeden anahtarı çevirdi ve kapıyı açtı.İçeri adım attıklarında ev oldukça sade,sessiz ve biraz kasvetliydi.Koridordaki askılıkta asılı duran taba rengi fırıncı önlüğünü ve üzerindeki hafif un lekelerini fark edince Ceren'in gözleri bir
anlığına o taze ekmek kokan akşama gitti.
Aras çantasını holdeki koltuğa bırakırken arkasını döndü doğrudan Ceren'in gözlerinin içine baktı:
"Ne içersin?" diye sordu.
Ceren hafifçe gülümsedi, salona doğru bir adım attı. " Sıcak bir çay hiç fena olmaz sıra arkadaşım," dedi neşeyle.
Tam o sırada mutfak kapısı aralandı ve elinde taze çıkmış kurabiye tabağıyla güler yüzlü ama yorgun bir kadın salona geldi.
Bu Aras'ın annesiydi.Kadın salonda Ceren'i görünce şaşkınlıkla duraksadı ama hemen ardından yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı.Tabağı masanın üzerine bırakırken neşeyle konuştu:
" Hoş geldin güzel kızım," dedi sesindeki tüm yorgunluğu gizlemeye çalışarak." Aras eve hiç arkadaşını getirmezdi, şaşırttı beni.Kusura bakma evimiz de biraz dağınık."
Ceren hemen ayağa kalkıp saygıyla gülümsedi.
" Hoş buldum efendim, asıl siz kusura bakmayın, ben rahatsız ettim.Dönem ödevimiz vardı,onu bitirmek için geldim," dedi içten bir sesle.
Tam o sırada Aras,elinde dumanı tüten iki bardak sıcak çayla salona girdi.Annesini Ceren'le bu kadar samimi bir şekilde konuşurken görünce adımları anlık olarak Yüzünde hafif bir gerginlik belirse de bozuntuya vermemeye çalışarak çayları masaya,kurabiye tabağının yanına bıraktı.
Annesi oğlunun bu hallerine hafifçe gülümsedi ve Ceren'e döndü:" Siz rahatça çalışın çocuklar,bir şeye ihtiyacınız olursa ben mutfaktayım," diyerek tatlı bir nezaketle salondan çıktı.
Salonda baş başa kaldıklarında Aras,sandalyelerden birini çekip masadaki boş analiz kağıtlarına döndü. Ceren tabağa uzanıp kurabiyeden bir tane alıp bir ısırık aldı ve gözlerini Aras'ın o asık suratına dikti.
" Teşekkürler sıra arkadaşım," dedi neşeli ses tonuyla sessizliği bölerek." Ve merak etme, okuldaki kimse seni beni evine davet ettiğini bilmeyecek bu aramızda kalacak. Ama senin buz gibi havanı ne zaman eriteceğiz onu gerçekten merak ediyorum."
Aras duyduğu sözlerle elindeki kalemi aniden sıktı. Ceren'in " Kimse bilmeyecek, aramızda kalacak " cümlesi, onun o zaten yaralı olan gururuna ve güvensizliğine sert bir darbe gibi inmişti.
Yüzündeki o sakin hava bir anda dağıldı, yerini buruk ve kırgın bir ciddiyete bıraktı .
Bakışlarını masadaki analiz kağıtlarına dikti, sesi bu kez her zamankinden daha soğuk ama derinden yaralı geliyordu.
"Neden?" diye sordu Aras, gözlerini yavaşça kaldırıp doğrudan Ceren'in gözlerinin içine bakarak. " Benim evime gelmiş olman okulda itibarını mı zedeler Yılmaz? Kimsenin bilmesini istemeyeceğin kadar utanılacak bir sır mıyım senin için? Yoksa o asık suratlı halimle yanına yakışmıyor muyum?"
Ceren neye uğradığını şaşırdı.Kurabiyesinden aldığı o taze ısırık âdeta boğazına dizilmişti.Aras'ın o aşılmaz duvarlarının arkasında aslında ne kadar hassas ve kırılgan bir kalp taşıdığını, sözlerinin onu geçmişteki hayal kırıklıklarını nasıl tetiklediğine o an çok net anladı.Onun asık suratlı halini ve huzurunu korumak isterken, onu tamamen yanlışlıkla incitmişti.
" Aras, hayır...Ben öyle demek istemedim, sadece senin rahatsız olmanı- "diye kekeledi Ceren, elindeki kurabiyeyi tabağın kenarına bırakıp masaya doğru biraz daha yaklaşarak.
"Gerek yok , açıklamaya çalışma" diyerek sözünü kesti Aras. Arkasına yaslanirken ilk kez öfkeden ziyade, derin bir burukluk ve yalnızlık vardı." Haklısın aslında. Zıt kutuplarız biz. Ama unuttuğun bir şey var; siyah beyazın parlaklığını azaltmaz ama beyaz her zaman siyahı kirli gösterir. Alışkınım ben zaten gizli kalmaya, sorun değil,"
Ceren kalbinin tam ortasinda tuhaf bir sızı hissetti.Aras'ın bu itiraf gibi kırgınlığı, aralarındaki tüm mesafeyi saniyeler içinde sıfırlamıştı.Şuan karşısındaki okulun o ulaşılmaz, mesafeli çocuğu değil; sadece anlaşılmak isteyen, kalbi ve ruhu derin bir mutsuzlukla kaplanmış yaralı bir Aras duruyordu.Aralarindaki o yoğun sessizlikte , ilk kez ders analizlerinden çok daha güçlü , kelimelerle tarif edilemez bir çekim ikisini de içine çekmeye başlamıştı.
Aras, kendi duygularini bu kadar açık ettiği için kendine kızmış gibi hızla bakışlarını pencereden dışarıya Yüzüne hemen o eski maskesini takmaya çalışarak sesini düzeltti:
" Neyse" dedi, sesindeki o titremeyi gizlemek istercesin. " Konumuz bu değil. Şu ödevi bitirelim, sonra zaten gitmek istersin."
Ceren onun bu anı geri çekilişine rağmen geri adım atmadı. Gözlerindeki o inatçı parıltı , bu kez bir güneş gibi Aras'ın o kırık dökük kalbini ısıtmak için parlıyordu.Kalemini eline alırken usulca fısıldadı:
" Hiçbir yere gitmiyorum Soykan. Ve o siyah sayfaları renklendirmeden de bu masadan kalkmayacağım."