Avcının İşareti ve Avın Kafesi
Ege, hayatında ilk kez sabahın olmasını hiç istememişti. Bütün gece gözünü kırpmamış, yatağında oturup avucunun içindeki o siyah, damar gibi atan ize bakmıştı. İçindeki varlık gece boyunca susmuştu ama Ege onun orada, zihninin derinliklerinde pusuya yattığını hissedebiliyordu.
Ertesi sabah okul koridorları her zamankinden daha tehlikeli bir mayın tarlası gibiydi. Ege ve Can dolaplarına doğru yürürken, insanların onlara, daha doğrusu Ege'ye olan bakışlarının değiştiğini fark ettiler. Bora okula gelmemişti. Sarp ise Ege'yi koridorun diğer ucunda gördüğü an rengi atarak yönünü değiştirmişti. Fısıltılar bir veba gibi yayılıyordu.
"Gördün mü?" diye fısıldadı Can, Ege'nin kolunu dürterek. "Sarp az önce seni görünce az kalsın altına kaçırıyordu. Dün gece tamirhanede olanlar kesinlikle duyulmuş."
Ege cevap vermedi. Dalgın bir şekilde dolabının şifresini girdi ve metal kapağı sertçe açtı.
Dolabın içindeki manzara, Ege'nin kanını dondurmaya yetti.
Kitaplarının tam üzerinde, oraya ait olmayan bir şey duruyordu. Küçük, jilet gibi keskin, pürüzsüz ve zifiri siyah bir taş parçası. Bir Karya Karataşı. Ege taşı gördüğü an, avucunun içindeki iz acıyla zonkladı. Taşın etrafına sarılmış eski, sararmış bir kağıt parçası vardı.
Ege titreyen elleriyle kağıdı açtı. Üzerinde sert, düzgün bir el yazısıyla şu iki cümle yazıyordu: "Dün geceki öfken sadece bir sızıntıydı. O karanlığı kontrol etmeyi öğrenemezsen, onu senin içinden ben kesip alırım."
Kağıdın en altında imza yerine, pençeye benzeyen kadim bir rün çizilmişti.
"Bu da ne böyle?" diye sordu Can, Ege'nin omzunun üzerinden bakarak. "Biri sana ölüm tehdidi mi bırakmış? Kanka polisi aramalıyız. Ciddiyim, bu iş çığırından çıkıyor."
Ege kağıdı avucunda buruşturdu. Hızla başını kaldırıp kalabalık koridoru taradı. Ve onu gördü.
Koridorun en sonundaki pencerenin önünde, okula yeni gelmiş o soğuk, sessiz kız duruyordu: Mira. Kalabalığın içinde herkes kendi halinde gülüp eğlenirken, Mira'nın buz gibi, delici bakışları doğrudan Ege'ye kilitlenmişti. Yüzünde ne bir gülümseme ne de bir korku vardı; sadece avını inceleyen profesyonel bir avcının ifadesi. Ege ona bakarken, Mira yavaşça elini boğazına götürdü ve başparmağıyla kendi boynunu kesiyormuş gibi ufak, tehditkar bir işaret yaptı. Sonra arkasını dönüp kalabalığın içinde kayboldu.
Ege'nin içindeki gölge, bu meydan okumayla birlikte adeta kükredi.
Öğle arası zili çaldığında Ege, Can'ın tüm mızmızlanmalarını duymazdan gelerek Mira'yı takip etmeye başladı. Hedef, okulun arkasındaki o eski, rutubetli kazan dairesinin girişine kadar uzandı. Işığın az olduğu bu loş koridorda Ege'nin içindeki gölge iyice cesaretlendi.
Mira tam dışarı çıkmak üzereyken, Ege insanüstü bir hızla hareket edip kızın önünü kesti ve elini sertçe duvara çarparak onu köşeye sıkıştırdı. Ege'nin gözlerindeki siyahlık tekrar sızmaya başlamıştı; gölgeler adeta ceketinin altından kıvrılarak çıkıyordu.
"Sen kimsin?" diye hırladı Ege, sesine o kadim varlığın ekosu karışırken. "Dün gece oradaydın. Benden ne istiyorsun?"
Ege, kızı korkuttuğunu sanıyordu ama Mira'nın yüzünde en ufak bir panik belirtisi yoktu. Hatta sıkılmış gibi derin bir nefes aldı.
"Seni uyarmıştım," dedi Mira buz gibi bir sesle. "Çok fazla gürültü yapıyorsun."
Ege daha ne olduğunu anlayamadan, Mira tek bir pürüzsüz hareketle Ege'nin duvardaki kolunu yakaladı, bileğini imkansız bir açıyla büktü ve dizine attığı inanılmaz sert bir tekmeyle onu yere çökertti. Ege'nin gölge hızı, bu binlerce yıllık dövüş sanatının kas hafızası karşısında hiçbir işe yaramamıştı. Ege acıyla inlerken, Mira ceketinin içinden çıkardığı, üzeri Karya rünleriyle kazınmış kısa bir hançeri Ege'nin şahdamarına bastırdı. Hançerin bıçağı saf Karya Karataşı'ndan yontulmuştu ve Ege'nin tenine değdiği an içindeki gölgeyi adeta yakıp kavuran, çığlık attıran bir soğukluk yaydı.
"Dün gece o serseriyi boğarken kendini yenilmez sandın herhalde," diye fısıldadı Mira, hançeri biraz daha bastırarak. "Ama sen sadece, neye bulaştığını bilmeyen öfkeli bir çocuksun. O mührü kırarak kasabanın üzerine kanlı bir fener yaktın. Eğer seni öldürmek isteseydim, dün gece o karanlık tamirhanede boğazını keser ve cesedini o hurda motorunun parçalarıyla birlikte çöplüğe atardım. Sen benim hedefim değilsin, Ege. Sen benim en büyük problemimsin."
Mira hançeri geri çekti ve Ege'yi o soğuk zeminde şok içinde bırakarak kapıya yöneldi. Çıkmadan hemen önce omzunun üzerinden geriye baktı: "Gözlerini açık tut. Küller kokunu aldı bile."
Ege, boğazındaki o soğuk taştan hançerin hayalet sızısıyla yavaşça ayağa kalktı. Nefes nefese kalmıştı. Yenilmez olmadığını, aslında çok daha büyük bir satranç tahtasında sadece bir piyon olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmişti.
Sersemlemiş halde kazan dairesinden çıkıp ana koridora döndüğünde, kolunda nöbetçi bandı olan bir öğrenci ona doğru koştu.
"Ege! Sabahtan beri seni arıyorum," dedi çocuk nefes nefese. "Tarih hocası Teoman Bey seni odasında bekliyor. Hemen gitmelisin."
Ege yutkundu. Boğazındaki acı yerini anında yoğun bir gerilime bıraktı. Yavaş adımlarla öğretmenler koridoruna yürüdü. Teoman Hoca'nın odasının kapısını yavaşça aralayıp içeri girdi.
Oda sıradan bir rehberlik odası gibi değildi. Karanlık, ağır meşe kokan, eski Karya haritaları ve tuhaf tarihi objelerle dolu, adeta örümceğin ağı gibi tasarlanmış kasvetli bir yerdi. Teoman pencereye arkasını dönmüş, masasının üzerindeki çok eski, sararmış bir deri haritayı büyüteçle inceliyordu. Odadaki stor perdeler yarı yarıya inikti. İçerideki bu loşluk, Ege’nin içindeki Gölge'yi hemen huzursuzca kıpırdattı.
"Gelebileceğini umuyordum, Ege," dedi Teoman, başını haritadan kaldırmadan. Sesi o kadar pürüzsüz ve sakindi ki, insanı asıl ürküten şey bu sakinlikti. "Kapıyı kapat."
Ege tereddütle kapıyı kapattı ama masaya yaklaşmadı. "Beni çağırmışsınız hocam."
Teoman elindeki büyüteci masaya bıraktı. Yavaşça doğrulup ellerini ceplerine soktu ve Ege'ye baktı. Bakışları, Ege'nin boynundaki o hafif kızarıklığa —Mira’nın birkaç dakika önce hançerini dayadığı yere— takıldığında dudaklarında ince, tatminsiz bir tebessüm belirdi.
"Bazen gerçek tarih, tarih kitaplarında yazmaz Ege. Gerçek tarih; toprağın altında, rutubetli mahzenlerde ve kanla mühürlenmiş taşların arasında yatar," diyerek masanın etrafından dolandı Teoman. "Ve o taşlar yerinden oynadığında, yüzeye çıkan şey genelde felaket olur."
Ege'nin elleri terlemeye başladı. "Ne demek istediğinizi anlamıyorum."
"Anlamıyor musun?" Teoman sahte bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Sabah Bora'nın ailesinden bir telefon aldım. Dün akşam Cemal Usta'nın dükkanına uğramış. Çocuğun anlattığına göre ufak bir... anlaşmazlık yaşamışsınız. Bora'nın boynundaki morluklar, onu bir insanın değil, adeta bir endüstriyel pres makinesinin sıktığını söylüyordu. İlginç, değil mi? Senin gibi sessiz, yorgun, göz altları uykusuzluktan çökmüş bir çırakta bu kadar... vahşi bir gücün saklı olması."
Ege'nin elleri iki yanında yumruk oldu. Odadaki loş ışık bir an için titredi. Teoman'ın masasının köşesindeki gölgeler santim santim uzayarak Ege'ye doğru çekilmeye başladı.
Teoman bunu fark etti. Gözlerinde saf bir açgözlülükle, saniyelik bir parıltı geçti. Hiç geri adım atmadan Ege'nin kulağına doğru eğildi.
"Güç çok tehlikeli bir zehirdir Ege," diye fısıldadı. "Bugün Bora'nın boğazını sıkarsın... Yarın, o çok sevdiğin arkadaşın Can'ın panik atakları seni sinirlendirir ve bir bakmışsın ellerin onun kanına bulanmış. Ya da o küçük kız kardeşin, Asya..."
Asya.
Bu isim Teoman'ın ağzından çıktığı an, Ege'nin zihnindeki o kadim mühür tamamen parçalandı.
Odadan tok bir cam kırılma sesi geldi. Tavandaki ampul yüksek bir voltaj yemiş gibi patladı. Oda aniden zifiri karanlığa gömüldü. Ege, Teoman'ın yakasına nasıl yapıştığını bile hatırlamıyordu. Sadece saniyeler içinde Teoman'ı masanın üzerine sırtüstü çarpmış, yüzünü hocasının yüzüne santimler kalana kadar yaklaştırmıştı.
Ege'nin gözlerindeki beyazlık tamamen silinmiş, yerini uçsuz bucaksız, sıvı bir Karataş karanlığı almıştı. Dudaklarının aras
Yorumlar
- Furkan Metehan: O taş ve kağıttaki mesaj gerçekten rahatsız edici
- Ekrem Efe Özbek: Kim bilir hocam Belki ileride sevilecek işler yapar.
- Ramazan Zengin: miranın tavrı çok soğuk ve tehditkar Bu kızı sevmiyorum @ekremefe
- Ahmet Demir: okul koridorunda gözlerin üzerindeki baskıyı hissetmek zor olmalı
- Nazlı Kara: Neler oluyor sana ege
- Efe Hendek: egenin içindeki gölge gerçek anlamda uyanmaya başladı bu ilginç
- Zeynep Avcı: Bu süreç onun için zor olacak
- Hocaaan trabzonlu: karanlık güçlerle oynamak tehlikeli olabilir kendine dikkat et ege
- Damla Pınar: ege güçlü durmaya çalışıyor ama içindeki karanlık çok sinir bozucu
- Selin Pınar: egenin sabahı istememesi çok şey anlatıyor yazık
- Derya Ergin: teomanın söyleniş şekli oldukça ürkütücü dikkat et ona ege!