Keşfet

Avcının Sığınağı ve Kanlı Harita

Kara Varis: İlk Mühür

Mira'nın siyah Scrambler'ının arka selesinde geçen o yirmi dakikalık yolculuk, Ege'nin hayatındaki en uzun yolculuktu.

Salih Usta'nın hurda kamyoneti arkalarından gelirken, kasabanın aydınlık sokaklarını çoktan geride bırakmış, sahil şeridinin en sarp ve ıssız kayalıklarına doğru tırmanmaya başlamışlardı. Rüzgar, Ege'nin yüzünü bıçak gibi kesiyor, denizin tuzlu ve yosunlu kokusu gecenin ayazına karışıyordu. Mira motoru o kadar ölümcül bir hızda ve hatasız kullanıyordu ki, Ege düşmemek için kızın deri ceketine sıkıca tutunmak zorunda kalmıştı. Ancak Mira'nın ceketinin altında duran o Karya Karataşı hançerinin varlığı, Ege'nin içindeki Gölge'yi sürekli huzursuz ediyor, midesine kramplar girmesine neden oluyordu.

Sonunda motor, sarp kayalıkların üzerine tünemiş, yıllar önce terk edilmiş eski bir deniz feneri bekçisi kulübesinin önünde durdu. Fırtına dalgaları metrelerce aşağıdaki kayalara şiddetle çarpıyor, havaya beyaz köpükler saçıyordu.

Mira motoru stop ettirdi. Sessizlik, dalga sesleriyle birlikte daha da ağırlaştı. "Geldik," dedi sadece, kaskını çıkarırken.

Salih Usta ve Can da kamyonetten indiklerinde, dördü birlikte o eski, çürümeye yüz tutmuş ahşap kulübeden içeri girdiler.

İçerisi dışarıdan göründüğü gibi harabe değildi. Ege, Can ve Salih Usta gördükleri manzara karşısında donup kaldılar. Burası bir avcının harekat merkeziydi. Pencereler kalın siyah perdelerle tamamen kapatılmış, tahta zemin cephanelik gibi kullanılmıştı: Masaların üzerinde sökülmüş silah parçaları, Karya rünleriyle işlenmiş ok uçları, eski haritalar ve cam şişeler dolusu tuhaf, parlayan sıvılar vardı. Odadaki tek ışık kaynağı, tavandan sarkan cılız, sarı bir ampuldü.

Ancak asıl dehşet verici olan, odanın en büyük duvarıydı.

Duvar baştan başa kasabanın haritası, gazete küpürleri ve fotoğraflarla kaplıydı. Fotoğrafların arasında kırmızı iplerle kurulmuş karmaşık bir ağ vardı. Ege duvara doğru yavaşça yaklaştığında, kanının damarlarında donduğunu hissetti.

Duvardaki fotoğrafların bazıları kırmızı kalemle çarpılanmış, yanlarına ölüm tarihleri düşülmüştü. Ancak çarpılanmamış olanlar Ege'nin çok yakından tanıdığı yüzlerdi: Kasabanın emniyet müdürü, belediye meclis üyelerinden birkaçı... ve tam merkeze yakın bir yerde, Teoman Hoca'nın o sakin, kibirli yüzü duruyordu. Fotoğrafının altında sadece "Rehber" yazıyordu.

"Bu da ne böyle?" diye fısıldadı Can, titreyen parmaklarıyla duvardaki yüzleri işaret ederek. "Bütün kasabayı fişlemişsin."

"Ben fişlemedim. Onlar kendilerini çoktan karanlığa sattı," dedi Mira. Ceketini çıkarıp bir sandalyenin üzerine fırlattı. Sol kolunda, dirseğinden omzuna kadar uzanan, tamamen Karya rünlerinden oluşan eski ve korkutucu bir dövme vardı. Dövme, tıpkı Ege'nin elindeki iz gibi karanlık bir enerji yayıyor ama çok daha kontrollü duruyordu.

Salih Usta, kalın kollarını göğsünde çaprazlayıp Mira'ya dikkatle baktı. "O dövme... Sen Kadim Muhafızlar'ın soyundan geliyorsun. Karya şamanlarının yeminli koruyucuları."

Mira, Salih Usta'ya soğuk bir bakış attı. "Son koruyucuyum. Küller kültü, ailemden geriye kalan herkesi ben daha çocukken o Karataş'ın yerini öğrenmek için katletti. Ve dün gece," dedi Mira, doğrudan Ege'nin o siyah damarlı, titreyen eline bakarak, "sen onların bin yıldır aradığı o kapıyı kırdın. Üstelik kanınla."

Ege yumruklarını sıktı. "Ben hiçbir şey yapmak istemedim! Sadece o lanet çukura düştüm. Madem o varlık bu kadar tehlikeli, o zaman neden dün gece kazan dairesinde boğazımı kesip işi bitirmedin? Madem koruyucusun, beni neden kurtardın?"

Mira yavaşça Ege'ye doğru yaklaştı. Aralarındaki o buz gibi gerilim yeniden odanın havasını emdi.

"Çünkü eğer seni öldürürsem, Ege," dedi Mira, sesinde ilk defa hafif bir çaresizlik kırıntısı belirerek, "içindeki o Kadim Gölge serbest kalır. Senin bedenin şu an o varlık için hem bir kuluçka hem de bir kafes. Eğer kafes kırılırsa, o gölge saf bir enerji halinde dışarı çıkar ve sığınacak yeni bir beden bulmadan önce, kasabadaki herkesi, sevdiğin tüm insanları kelimenin tam anlamıyla içten içe çürüterek katleder. Küllerin istediği de tam olarak bu."

Ege'nin beyninden aşağı kaynar sular döküldü. "Yani ben... yürüyen bir saatli bomba mıyım?"

"Sen bir anahtarsın," diye araya girdi Salih Usta, kalın sesiyle. Duvardaki eski haritalardan birine doğru yaklaştı. "Teoman'ın seni neden hemen öldürmediğini sanıyorsun çocuk? O serseri Bora'nın boynunu kırdığında bile sana sadece gülümsedi. Çünkü Küller'in o gölgeyi tam anlamıyla kontrol edebilmesi için bir ritüel yapması gerekiyor. Ve bu ritüel için Gölge'nin bir bedende, yani senin içinde mayalanmasına, güçlenmesine ihtiyaçları var."

Can, dehşet içinde başını ellerinin arasına aldı. "Harika. Gerçekten harika. En yakın arkadaşım antik bir iblisin kuluçka makinesi oldu ve kasabanın yarısı onu kurban etmek isteyen psikopat bir kült üyesi. Uyanmak istiyorum. Gerçekten uyanmak istiyorum."

Mira, masanın üzerindeki o parlayan kırmızı rünlü hançeri eline aldı. "Uyanamayacaksın. Artık bu savaşın içindesiniz. Ege'nin içindeki mühür tam olarak bütünleşmeden, yani o gölge Ege'nin zihnini tamamen ele geçirmeden önce asıl Karya Karataşı'nın bulunduğu ana mahzeni bulmak zorundayız. Ritüeli tersine çevirebileceğimiz tek yer orası."

"Ama ana mahzenin nerede olduğunu kimse bilmiyor," dedi Salih Usta umutsuzca. "Yüzlerce yıldır binlerce defineci o kalıntıları kazdı. Hiçbiri bulamadı."

Ege, elindeki siyah damarların o an her zamankinden daha şiddetli bir şekilde zonkladığını hissetti. Acı öylesine keskindi ki, inleyerek dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinin önü karardı. Zihninin derinliklerindeki o karanlık su yüzüne çıkarken, Ege'nin kulaklarına fısıltılar değil, doğrudan görüntüler akmaya başladı.

Karanlık, rutubetli ve devasa bir yeraltı tapınağı. Siyah taşların üzerinde kanla çizilmiş rünler. Ve tam ortada, elinde Ege'nin o gün okulda yere düşürdüğü kanlı bir mendili tutan Teoman... Teoman mendildeki kanı devasa, simsiyah bir taşa sürdüğünde Ege çığlık atarak gözlerini açtı. Nefes nefese kalmıştı. Gözlerindeki sıvı karanlık yavaşça çekildi.

Mira, Can ve Salih Usta endişeyle ona bakıyordu.

Ege, titreyen elleriyle yerden destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Alnından soğuk terler dökülüyordu ama gözlerinde ilk defa korku değil, karanlık bir kabulleniş vardı.

"Teoman..." diye fısıldadı Ege, sesi çift katmanlı, hırıltılı bir tonda çıkarken. "Ben onun nerede olduğunu bilmiyor olabilirim... Ama içimdeki şey biliyor. Onu hissettim. Bizi çağırıyor."

Yorumlar

  • Ahu Başar: mira sessizliği nasıl bu kadar ağırlaştırıyor anlamıyorum dikkat et ona
  • Eda Korkmaz: O karanlık yeraltı tapınağı hayal metnini ruhumu bırakmayacak şekilde etkiledi tehlikelerle dolu
  • Salih Yıldırım: Bu an sadece canın tepkisiyle değil tüm grubun tepkisiyle farklılaşmalı keşke daha fazla vurgulansaydı
  • Kırık Cümleler: salih ustanın miraya dediği şeyler onun kim olduğunu kesinleştiriyor dikkat et ege onları kaybetme!
  • Aylin Okur: miranın geçmişi bir kuşakla değişmiş duygusal derinliği çok çarpıcı oldu
  • Funda Vuralcan: Bu bölümde egenin yolculuğu çok gerilim doluydu beni gergin etti
  • İbrahim Ergin: duvara asılan fotoğraflar dehşet verici bu çok rahatsız edici ya ege dikkatli ol lütfen