Keşfet

1. küf kokusu

Karahanlı

"Kaderimiz niye avucumuzun içinde yazılıdır, bilir misin?"

Mavi gözlerini karşısında titreyen yabancı bedende gezdirdi.

"Gerektiğinde gizleyebilelim diye... Niye bilir misin?"

Diyerek devam ettiğinde, elleri bağlı olan adamın diş takırtılarını, loş sarı ampulün aydınlattığı, boyaları rutubetten kabarmış ve yer yer dökülmüş duvarların yankılandığı o boş odanın içinde net bir şekilde duyabiliyordu.

"Çünkü güç gizden gelir. Gerçek niyetini kimse bilmeyecek."

Adama doğru ağır adımlarla yaklaşıp tepesine dikildi ve yüzüne baktı. Korku ve endişe, o an adamın kan çanağına dönmüş gözlerindeki son bakışın ta kendisiydi; dudakları titriyor, nefesi boğazında düğümleniyordu.

Hızlı ve acımasız bir hamleyle kafasına çektiği silahın metalik tıkırtısı, nemli ve ağır beton kokan bu bodrum katında keskin bir çığlık gibi yankılandı. Etraftaki kasvetli hava hissedilir derecede soğuktu; içerideki geniz yakan barut kokusuna, duvarlardan sızan küf ve ağır rutubet kokusu karışmıştı.

"Kaderin senin sırrındır; onu asla kimseyle paylaşmayacaksın..."

Koruması, cansız bedeni kollarından kavrayıp beton zeminde sürükleyerek odadan çıkarken, Kartal adımlarını odanın köşesindeki eski deri koltuğuna doğru yavaşça geri yönlendirdi.

"Öhm..."

Paslı demir kapının aralığından gelen hafif ve çekingen sesle başını kaldırdı.

"Sancar?"

"Evet, benim."

İçeri giren gencin gergin omuzlarına baktı.

"Sana birkaç haberim var."

Kartal direkt olarak soğuk, mesafeli ve sabırsız gözlerle bekliyordu; duymak istediği şey aslında başkaydı. Ancak Sancar'ın huzursuz bakışları, korumaların az önce sürükleyerek dışarı çıkardığı adamın arkasında bıraktığı koyu kan izindeydi.

"Onu öldürdün mü?"

Kartal sadece onaylar anlamda kafa sallamakla yetindi.

"Peki ama neden?"

"Bir mafya geleneği olarak, öldürülen çocuk koskoca Alkan Taşkın'ın oğlunun ağzına taş tıkılmıştı, hatırlarsın... Bunun anlamı, Taşkın'ın bir daha asla bir isim ele veremeyeceğiydi."

Sancar dehşetle gözlerini kocaman açtı.

"Köstebek başından beri Kaya mıydı?!"

"Evet ve Kaya artık ölü. Şimdi sen anlat bakalım..."

Sancar derin bir nefes alıp, üzerindeki gerginliği atmaya çalışarak başını salladı.

"Kardeşinden haber getirdim ancak maalesef hoşuna gitmeyecek."

Kartal merakla yürürken, kösele ayakkabılarının tok sesleri beton zeminde yankılanarak bakışlarını Sancar'a çevirdi ve konuşa konuşa bodrum katının o buz gibi havasından, yukarıdaki nispeten sıcak koridora çıktılar.

"Cezası daha da arttırıldı ve şu an onu oradan çıkartmamız imkansız."

Kartal her zamanki ketumluğuyla başını salladı.

"Bu kadar büyük bir suç işleyip kendini bu kadar açık verdikten sonra, ona zaten yardım edemem."

"Başka bir emrin var mı?" derken Kartal'ın koyu renk maun mobilyalarla döşenmiş, loş yeşil camlı masa lambasının aydınlattığı çalışma odasına girdiler.

"Ateş hangi kulüpte takılıyor? Onunla acilen görüşmem gerekiyor."

Sancar masanın üzerindeki deri kaplı defterin arasından kağıt kalemi alarak adresi hızla yazdı ve uzattı.

"Burası epey karışık bir ortamdır, patron. Genellikle gittiğiniz sakin yerlere pek benzemez; basık tavanlı, kulak tıkacını aratmayacak kadar gürültülü ve insan kaynayan bir yerdir."

Kartal hafifçe güldü, kusursuz hatlara sahip dudaklarında alaylı ve keskin bir kıvrım oluştu.

"Ateş ile konuşmam gereken süre bana yeter ve ben eğlenmez miyim yani?"

Sancar başıyla onaylayıp "Estağfirullah abi" diyerek emri doğrultusunda odadan çıktı. Kartal da vakit kaybetmeden gümüş anahtarını alarak gecenin serin havasındaki siyah arabasına yöneldi ve elindeki buruşuk adrese son bir kez göz attı.

Tam o sırada, arabanın içindeki sessizliği bölen telefonunun titreşimiyle ekranına baktı.

"Ne var, Azra?"

"Beni aramamanı söylemiştim."

Sinirle soluyarak, hattan gelen sesin o tiz ve dağınık tonuna bile tahammül edemeden telefonu nişanlısının yüzüne kapatan Kartal, arabayı çalıştırıp verilen adrese doğru gaza bastı. Yol boyunca aklı karmakarışıktı ama bu zihinsel yorgunluğun sebebi ne yürüttüğü işler ne de öldürdüğü Kaya'ydı; doğrudan Azra'nın baskıcı varlığıydı.

Şehrin tenha arka sokağındaki yanıp sönen kırmızı Neon tabelalı mekanın önüne geldiğinde, hoşnutsuzlukla etrafa göz gezdirdi. İçeri adım attığında, kulübün kulakları sağır eden boğucu bas seslerine ve havaya sinmiş ağır tütün kokusuna aldırış etmeden ilerledi. Etrafın loş kırmızı atmosferi, tavandan sarkan dönen renkli ışıklar göz alıcı olsa da, Kartal'ın o anki kasvetli ruhuna hiç ama hiç uygun değildi.

"Ateş? Ateş Ulusoy?"

Barmene sorduğunda, barmenin parmağıyla işaret ettiği loş noktaya baktı. Salonun en VIP köşesindeki geniş deri koltuklardan birinde, bacak bacak üstüne atmış bir şekilde yaylarak oturduğunu fark etti. Önünde kendinden geçmişçesine çılgınca dans eden birkaç kızın üzerinde gözlerini gezdiriyordu.

Kızların arasından sıyrılarak yanına gitti, ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokup dik, mesafeli ve alayla karışık bir bakışla Ateş'i süzdü.

"Ooo, Kartal'ım!"

"Sen buralara uğramazdın... Hayırdır?"

Kartal, Ateş'in yanındaki boşluğa doğru ilerleyip ağırca ve kendinden emin bir şekilde oturdu.

"Seninle konuşmalıyız, şunları gönder de konumuza geçelim."

Ateş son derece gamsız ve umurunda değilmiş gibi bir tavırla sırıttı.

"Asla olmaz... Özellikle aralarında biri var ki, onu izlemek büyük keyif."

Kartal sabırsızlıkla burnundan solumaya başladığı sırada, ellerinde parlayan cam tepsilerle yanlarına yaklaşan sarışın garson çocuk lafa girdi:

"Hoş geldiniz, ne içerseniz müessesemizdendir."

Kartal gelen kişiye şöyle bir bakınca şaşkınlıkla çatıdan kalkan kaşları havalandı.

"Fuat?"

"Evet?.. Aaa... Kartal!"

Bir anda yıllar sonra hiç beklemediği bir anda eski bir tanıdığını karşısında gören ikilinin bu şaşkın haline Ateş keyifle sırıttı.

"Fuat bu barın sahibi."

"Öyle mi? Kendisi çok eski bir dostumdur."

Kartal konuşurken, Fuat eski günlerin hatırına neşeyle ve samimiyetle gülümsedi.

"Size bu mekanın en iyilerini ayarlamak lazım. Kızlar da dahil..."

Kartal hızla başını iki yana salladı.

"Hayır, hayır... Benim pek işim olmaz o tarz şeylerle, hoşlanmam."

Fuat manidar, pişkince bir imayla gülümsedi.

"Anladım, merak etme, ben seni anladım!"

Göz kırparak uzaklaşan Fuat'ın arkasından bakan Ateş, başını çevirip Kartal'a döndü.

"Evet, dinliyorum. Ne konuşacağız?"

Müzik anlığına kesilip kalabalık yeni bir şarkı için soluklanırken, Kartal biraz olsun rahatlamıştı; en azından artık bağırmak zorunda kalmıyordu.

"Kaya öldü."

Ateş gözlerini kocaman açarak oturduğu deri koltukta aniden dikleşti.

"O en iyi adamlarımızdan biriydi? Nasıl olur?"

"Muhbirlik yaptığını öğrenmişler. Yukardakilerden birini satmış. İstediğim sona bir adım daha yaklaşıyorum..."

Tam o sırada kulübü inleten yeni ve yüksek tempolu bir şarkıyla birlikte Ateş rahat bir nefes alıp derin bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.

"Demek o haini sonunda temizledik..."

Kartal onaylar anlamda kafasını sallarken, masaya yaklaşan iki kız yeniden kıvrak ve esnek ritimlerle dans etmeye başladı.

"Sarışın olan favorim! Anastasia..."

Kartal, Ateş'in bu yılışık lafına göz devirirken, mekanın sahibi Fuat hazırlanan özel renkli içecekleri masaya bırakmaları için barmene talimat veriyordu.

"Diğer kız?... Güzelmiş."

Fuat, Kartal'ın bu ani sözü üzerine bardağın kenarındaki şeffaf buzlarla oynarken hafifçe, sanki bir şeyleri sezinlemiş gibi gülümsedi.

"O benim yakın arkadaşım, burada çalışmıyor, misafirim."

Fuat bunu söyler söylemez masanın hemen dibindeki boş kalan deri sandalyeye, Kartal'ın yanına oturdu.

"Uzun zamandır görüşemiyorduk..."

"Öyle, burası senin demek ki..."

Kartal konuşurken göz ucuyla dans eden kızlara kaydı. Ardından, kalabalığın boğucu gürültüsünden ve baş döndürücü neon ışıklarından bir nebze uzaklaşmak ister gibi kenarda, loş bar kısmının en kuytu köşesinde tek başına oturan o kıza baktı. Dalgalı kumral bukleleri, içeri girdiği andan itibaren farkında olmadan dikkatini çekmişti. Uzaktan onu süzerken; hiçbir şey için acele etmeyen o yavaş ve sakin hareketleri, oturuşundaki bastırılamaz asalet ve

Yorumlar

  • Berk Emir Baran: kartal böylelikle bir adamın kaderini alır mı? zor durum
  • Ece Oral: Keşke azra ile de bu kadar sert konuşmasan
  • Ahmet Demir: sancar neye inanmalı bunu anladım!
  • Ege Bulut: Bilmiyorum ama bölümün derinliği beni düşündürüyor fazla
  • Tuğba Derya Erdoğan: Ben burada kadere çok takılıyorum beni de rahatsız etti bu