Keşfet

5. Kartal Gözü

Karahanlı

Adliyenin ağır, bronz kapılarından içeri giren Neva'nın üzerindeki lacivert avukat ceketinin omuzları bile bugünkü yükü taşıyamayacak kadar ağır geliyordu.

Dün geceki minibüs baskınının ardından sabaha kadar gözünü kırpmamıştı. Bir yanda babasının dosyasındaki gölgeler, diğer yanda Dağhan'ın sabah erken saatlerde baro koridorlarında yaymaya başladığı o çirkin fısıltılar... Hepsinden önemlisi, dün gece sokağın ortasında kendisine "Ben mafya lideriyim" diye kibirle kafa tutan o adamın zihninde bıraktığı o inatçı iz.

Neva derin bir nefes alıp başını dik tutarak yürümeye devam etti. Baro odasına yöneldiği sırada, koridorun köşesinde duran iki kişiyi fark edince adımları yavaşladı.

Dağhan'ın avukatları ve barodan iki disiplin kurulu üyesi, ellerindeki kalın bir dosyayla bizzat onun hakkındauşturulan "usulsüz delil toplama ve rüşvet" iddialı soruşturma tutanağını inceliyorlardı. Neva'yı gördüklerinde aralarındaki fısıldaşmalar kesildi; yüzlerindeki o yapmacık, zehirli gülümsemeler kadının midesini bulandırdı.

"Günaydın Neva Hanım," dedi Dağhan'ın avukatı Sinan, alaycı bir kibarlıkla. "Görünüşe göre bugün cübbeyi giymeden önce savunmanızı hazırlamanız gerekecek. Meslek hayatınızın son duruşması birazdan başlayabilir."

Neva dişlerini birbirine geçirip ellerini yumruk yaptığı sırada, koridorun ta diğer ucundan yankılanan o ağır, ritmik ve tok ayakkabı sesleri bütün uğultuyu bastırdı.

Herkesin başı o tarafa döndü.

Önde bizzat Kartal Karahan yürüyordu. Üzerinde yine o kusursuz kesim, koyu gri İtalyan kumaş takım elbisesi, yeleği ve yakasındaki zarif ipek mendili vardı. Karahan Holding'in yönetim kurulu başkanı olarak bu döküntü adliye koridoruna adım attığı an, sanki bütün mekanın havası değişmişti. Arkasında her zamanki gibi gölge gibi duran Sancar ve iki iri yarı adamı daha vardı. Kartal'ın yüzünde ne bir gülümseme ne de bir şaka izi vardı; sadece yeraltının o buz gibi, yakıp yıkan otoritesi okunuyordu gözlerinde.

Neva şaşkınlıkla kalakaldı. Adam dün gece "Ne halin varsa gör"leyip çekip gitmemiş miydi? Şimdi bu ihtişamlı ve tehlikeli duruşla burada ne arıyordu?

Kartal, Neva'nın birkaç adım önünde durdu. Kadının şaşkınlıkla aralanmış dudaklarına ve gözlerindeki o yorgun ama meydan okuyan parıltıya kısa bir an baktıktan sonra başını hafifçe kaldırdı.

Gözlerini koridorun ortasındaki Dağhan'ın avukatlarına dikti.

"Hayırdır beyler?" dedi Kartal, sesi koridorda yankılanan tok bir çekiç darbesi gibi çıktı. "Sabah sabah hangi dağda kurt öldü de baronun koridorlarında avukat hanımın arkasından iş çeviriyorsunuz?"

Sinan yutkundu, karşısındaki adamın kim olduğunu bildiği için sesi hafifçe titredi: "Kartal... Bey. Bu bizim mesleki iç meselemiz, sizin alanınıza girmez."

"Benim alanıma girmeyen yer yoktur, bilmem anlatabildim mi?" dedi Kartal, yavaş adımlarla Sinan'ın üzerine yürürken.

Ceketinin düğmelerini çözmeden, ellerini cebine soktu ve adamın tam önünde durdu. "Bu kızın elindeki o delil dosyası Dağhan'ın ihalelerini patlatacak diye ödünüz kopuyor, değil mi? O yüzden bu ucuz kumpasları kuruyorsunuz. Dinleyin beni lamba yüzlüler; bu adliyede bundan sonra Neva Karat'a ters bakanı, önce bu holdingin avukatlarıyla, sonra doğrudan benimle uğraşır. O dosyayı da o elinizdeki pis kâğıtları da alıp tıpış tıpış geldiğiniz deliğe döneceksiniz."

Neva kulaklarına inanamıyordu. Adam buraya gelmiş, herkesin ortasında açık açık ona sahip çıkıyor, üstelik bunu öyle bir özgüvenle yapıyordu ki, kimse sesini çıkaramıyordu.

Neva araya girmek için öne atıldı:

"Kartal bey, benim korumaya da senin o tehditlerine de ihtiyacım yok! Durumu kendim çözerim..."

Kartal başını bile çevirmeden, sadece göz ucuyla Neva'ya baktı. "Sen bir sus avukat," dedi, sesindeki o otoriter tonla. "Dün gece az kalsın minibüse atılıp helvan yeniyordu, hala 'kendi çözerim' diyorsun. Senin o kuralcı kafa ancak beni azarlamaya çalışırken çalışıyor."

Sonra tekrar Sinan'a döndü. "Dosyayı masaya bıraktığınız gibi terk edin burayı. İkinci bir ikazım o kadar nazik olmaz."

Sinan ve yanındakiler birbirlerine korku dolu bir bakış atıp dosyayı apar topar ellerine aldıkları gibi hızla uzaklaştılar.

Koridorda sadece Kartal'ın parfümünün o ağır tütün kokusu ve Neva'nın hızla aldığı nefeslerin sesi kaldı.

Neva kollarını göğsünde kavuşturup, sinirden mi yoksa şaşkınlıktan mı olduğu anlaşılmayan bir titremeyle Kartal'a baktı. "Sen... Sen ne yaptığını sanıyorsun? Ben burada hukuki bir mücadele veriyorum, sen gelip mafya gibi adamları mı tehdit ediyorsun? Bütün baro şimdi hakkımda neler söyleyecek kim bilir!"

Kartal derin bir nefes alıp kadına doğru döndü. Yüzündeki o sert maske hafifçe yumuşadı ama bakışlarındaki inatçı parıltı yerli yerindeydi.

"Söyleyecekleri şeyi söyleyeyim mi avukat hanım?" dedi Kartal, adeta Neva ile dalga geçer gibi bir ses tonuyla.

"Diyecekler ki; 'Bak şu inatçı Neva'ya, dün yüzüne bakmadığı mafya babası sabahına adliyeyi bastı.' Ama en azından sağ salim cübbeni giyip o salona girebileceksin."

Neva dişlerini sıktı. "Ben senin o yardımlarını istemediğimi söylemiştim. Kendi başımın çaresine bakabilirdim."

"Balık etli hafızan var maalesef," dedi Kartal, ellerini iki yana açarak. "Dün gece minibüse binerken de 'kendi başımın çaresine bakarım' diyordun, az kalsın adamlar seni halı sarması yapıyordu. Bak avukat... sen ukalasın, kafanın dikine giden, dünyayı anayasa maddelerinden ibaret sanan bir inatçısın. Normal şartlarda seninle aynı havayı solumak bile istemezdim. Ama dün gece o minibüsün önünde bana diklenişin... ve bu sabah o kumpasa rağmen omuzlarını dik tutuşun..."

Kartal biraz daha yaklaştı, sesi bu sefer alçak ve sadece ikisinin duyabileceği bir tonda çıktı. "Gözlerindeki o korkusuz ateşi gördüm. Ve maalesef, benim de işim bu ateşle."

Neva, adamın bu beklenmedik itirafı karşısında bir an kelimelerini yitirdi. Gözlerini Kartal'ın koyu kahverengi gözlerinden kaçırmak istedi ama yapamadı. O adamın altındaki o pahalı takım elbisenin, o kibirli gülüşün altında yatan o sahiplenici ve tehlikeli sadakat, kadının içindeki tüm buzları eritiyordu.

"Sen..." diye fısıldadı Neva, sesi bu sefer her zamankinden daha yumuşak çıkmıştı. "Sen kafayı sıyırmışsın."

"Olabilir," dedi Kartal, ceketinin düğmesini yavaşça iliklerken hafifçe gülümseyerek. "Ama bundan sonra senin o adliye koridorlarındaki her adımında, arkanda bu kafayı sıyırmış adam olacak. Şimdi durma, o cübbeyi giy ve o hakime o dosyayı yedir. Ben dışarıda, arabada bekliyorum."

Kartal arkasını dönüp emin adımlarla koridorun çıkışına doğru yürümeye başladı. Sancar da arkasından başıyla hafifçe selam vererek onu takip etti. Neva kaldığı yerde öylece kalakalmış, arkasından uzaklaşan o gri takım elbiseli adamın heybetli sırtına bakıyordu. Kalbi, hayatında ilk defa savunma yapmadığı bir davada, hiç bilmediği kuralsız bir ritimle atıyordu.

Adliye salonunun ağır ahşap kapısı, Neva'nın yüzüne kapanan kalın bir demir kapı gibi çarparak kapandı. Hakim, Dağhan'ın avukatlarının sunduğu o sahte rüşvet belgelerini ve baro disiplin kurulu üyelerinin aceleyle bastırdığı "usulsüz delil" şerhini onaylamıştı. Neva, hayatı boyunca adliye koridorlarında adaletin terazisi şaşmasın diye döktüğü gözyaşlarının, kurduğu cümlelerin bu kadar ucuz bir kumpasla harcanacağını hayal bile etmemişti.

Merdivenlerin hemen aşağısında, siyah lüks aracının kapısına yaslanmış olan Kartal, koyu gri takım elbisesi ve kollarını göğsünde kavuşturmuş duruşuyla onu bekliyordu. Neva'nın gözlerindeki o yıkımı ve bitkinliği gördüğü an, yüzündeki o alaycı tebessüm bir anda buz gibi bir ciddiyete bıraktı yerini.

Kartal iki uzun adımla merdivenleri çıkıp Neva'nın karşısına dikildi. "Nasıl geçti duruşma avukat?" diye sordu, sesi her zamankinden daha yumuşak, neredeyse temkinli çıkıyordu.

Neva, kıpkırmızı kesilmiş yeşil gözlerini Kartal'a dikti. İçindeki o büyük öfke ve hayal kırıklığı, karşısındaki adama patladı.

"Mutlu musun?" diye fısıldadı Neva, sesi titriyordu ama içinde buz gibi bir keskinlik vardı. "Gönlün rahatladı mı? Senin o mafya oyunların, adliyeye rüzgar gibi girişlerin