Keşfet

16. Bölüm : ¶ PARS °°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

16. Bölüm : ¶  PARS °°°

Sıkıca tuttuğum çantayı masanın üzerine bırakıp, Simgeye;” Hadi gidip sevgili olup olmadıklarını öğrenelim.” Dedim ve beni şaşkın gözlerle izleyen arkadaşımı ardımda bırakıp ona doğru ilk adımı attım.

“Merhaba, az önce sarıldığın kız senin sevgilin mi?” böyle sormayı planlıyordum, ancak ona doğru attığım her adımda, sorumun ne kadar mantıksız olduğunu fark ettim.

Biri, damdan düşer gibi karşıma geçip buna benzer bi şekilde sevgilim olup olmadığını sorsa, o kişiyi başımdan def etmenin yolunu arardım. Asabi prensimin ne kadar katı olduğu gözler önünde, yüksek ihtimal şahane soruna vereceği yanıt;” Uzaklaş!” olur.

Adımlarımı, üçer beşer atıp, plan yapmadan harekete geçtiğim için kendime kızdım. Hangi akla hizmet böyle Bir şey yaptım ki? Hadi yaptım diyelim arkadaşlarım neden beni durdurmadı ki?

Adımlarımı yavaşlatıp bana yetişmeye çalışan Simgenin yanıma gelmesini bekledim. Arkadaşıma bakıp, yalvaran gözlerle “Simge… hadi geri dönelim, bu çok mantıksız.” Dedim.

Bana destek olacağına emin olduğum arkadaşım, elimden tutup zavallı bedenimi kalabalığın içine sürükledi. “Panik yapmana gerek yok İnci. Karşısına geçip o kaşar senin sevgilin mi diye soracak halin yok.” Dediğinde birebir aynısı olmasa da benzer bir ihtimali düşündüğüm için kendime güldüm.

Birkaç adımdan sonra, Simge soluklanmam için durdu. Başımı hedefime çevirip kulağıma fısıldadı,“ Gidip uslu uslu kahve sipariş edeceğiz, sevgili olup olmadıklarını konuşmalarından anlarız.” Bahane üretmek için ağzımı açacakken sırtımdan tutup kalabalığın üzerine doğru itekledi.

Simge, iyi bir nişancı olmuş olsaydı, hedefiyle beni kısa sürede buluşturabilirdi ama ne yazık ki iyi bir nişancı değilmiş. Güzel gözlü çocuğa çarpacağıma neredeyse yanında duran arkadaşının üzerine düşecektim. Neyse ki sarışın çocukla çarpışmadan durmayı başardım.

Ne yalan söyleyeyim, prensimin arkadaşı daha centilmenmiş, arkamızda kıkır kıkır gülen Simgeye rağmen karşımda duran çocuk, az önce ona çarpacak olan kişi ben değilmişim gibi mahcup bir yüz ifadesiyle,” Pardon…” deyip elini uzattı. “Kaan.” Dedi.

Bana uzatılan büyük eli sıkarken tanıdığım, Kaan ismine sahip tüm erkeklerin aynı fiziksel özellikleri paylaşmasının şokunu yaşadım. İri, şekilli vücut, toprak kahvesi gözler ve zengin sarı saç… evet bu dünyada zengin sarısı saçı diye bir gerçek var. O rengi boyamayla elde edemezsin. Şayet doğuştan zenginsen, zaten bu renge sahip olarak dünyaya gelirsin. Kaan da şanslı olarak dünyaya gözlerini açan o küçük azınlıktan olmalı, ama nedense biçimsiz parmakları, sol yanağındaki derin yara izi tezimi çürütüyor gibi.

Kaan’ın elini aynı samimiyetle sıkmaya devam ederken;” İnci.” Dedim. Sonra araya nasıl olduysa Simge girdi, biz iki asosyal daha birbirimize isimlerimizi bile söyleyememişken, onlar baş başa verip hangi bitki çayını içeceklerine karar vermeye çalışıyordu.

Köşeye yanaşıp, sipariş verme işinin tamamını Simgeye bıraktım, bizimle tanışma zahmetine girmeyen küstah çocuk az ileride durup telefonuyla uğraştı. Yazdığı uzun mesajları gönderdiği kişiyi bakmamak için kendimi zor tuttum.

Bir yere kadar iyi gidiyorduk, prensim kaçamak bakışlarına son verip bana doğru yaklaştığında sevgilisi olmadığına kendimi inandırmıştım, ta ki Kaan, ona seslenene kadar.

“Pars!”

Prensim, adını duymasıyla olduğu yerde durup arkadaşına döndü, üçümüz heyecanla Kaan’ın ağzında çıkacakları duymayı beklerken ben, adının Pars olacağını düşünmediğim için birazcık şaşkındım. Ne yalan söyleyeyim onda daha çok; Berk, Berke, Cenk, Deniz tipi var.

Kaan, Pars’a doğru yürürken, beklenen soruyu nihayet duyduk. “Balın’ı arasana istedikleri başka bir şey var mıymış?” Bakışlarımı Kaan’dan çekip Pars’ın yeşil gözlerine diktim, evet sorgulamaya, kıskanmaya hakkım yok ağzımı açıp tek kelime edemem. İçim içimi yiyor, aklımdan geçenleri söylememek için dilimi ısırıyorum. ‘Balın ha… balın… balın… sevgililerin kullandığı o manasız sıfatlardan birisi.

Sana yakıştıramadım çimen göz, ilişkide daha donuk olacağını düşünüyordum. Abartılı ot çöp isimlerinin ağzına yakışmayacağını, ama sen sevgi pıtırcığıymışsın. Öyle ki arkadaşların bu halinle dalga geçecek hale gelmiş. Her şeyi geçtim dakikalardır yanımdan ayrılmıyorsun, birkaç kez soru sormak için yeltendiğini gördüm.

Aptal değilim, en azından az önceki bakışlarının ne anlama geldiğini anlayacak kadar erkekleri tanıyorum. Bana alenen asıldın, az önce yanıma gelen çocuğu benden uzaklaştırmak için tam aramızda durdun ve lanet olsun kız arkadaşın varmış. Yavşak herif iğrençsin.’ dememek için kendimi tutarken, dilimi neredeyse koparacaktım ama suratımda güller açıyordu.

Sinirlendiğimde gülme olayına bir şekilde son vermem lazım, beni aptal gibi gösteriyor. Dur dur dur, işin içler acısı kısmını söylemeyi unuttum. Bütün bunlar yaşanırken Pars, telefonuna sarılıp kıymetli kız arkadaşını arayacağına, bana bakmaya devam ediyor ve benim kadar içten olmasa da keyifle gülüyor.

Dakikalar geçtikçe suratındaki hızır ifade yerini mutluluğa bıraktı, şimdi gözlerinin içi gülüyor, az önceki derin kahkahasından kalan gamzeleri hala belirgin.

Aklım, kızmam gerektiğini söylüyor, ağır konuşmalıyım ve mümkünse cümlemin sonunu hakaretle bitirmeliyim ancak iç güdülerim bunun tam aksini yapmam için benim kamçılıyor. Şu an o tatlı gülümsemeli çocuğu ısırmak istiyorum, sağ yanağındaki derin gamzesinden koca bi ısırık alsam, onun kadar iğrençleşmiş olur muyum? Olurum… belki de olmam.

Hangimizin daha kötü olduğuna karar vermeye çalışırken, Pars işimi kolaylaştırdı, yanıma gelip ikimizin duyabileceği bir ses tonuyla; “Öyle değil… düşündüğün gibi değil. “dediğinde, onun benden daha iğrenç olduğuna emin oldum.

Sormam gerekenin ne olduğunu biliyorum. Belki de ‘Öyleyse ne?’ demeliyim. Uzun uzun anlatacağı yalanları dinlerim ve bizim tanışma hikayemizde bu olur. Ne tanışma ama (!)

Ne yazık ki ben sorumu hiç soramadım, o söyleyeceği yalanları sıralayamadı, Balı yanımdan geçip prensimin koluna girdiğinde, cevabımı zaten almıştım.

İğrenç, gerçekten iğrenç görünüyorlar, toplum içinde bu kadar yakın olmanın ne kadar mide bulandırıcı olduğuna, bal kızın, Pars’ın ağzının içine düşecekmiş gibi konuştuğu an anladım. Fazlasıyla sarmaş dolaşlar, kız sürekli ağzını büze büze konuşuyor ve bu cidden mide bulandırıcı.

Sevginin nefrete, dönüşmesi tahmini ne kadar zaman alır? Yaşanmışlıklar birinden nefret edebilmeniz için yeterli mi? Belli ki benim gibi bir aptal için yeterli değil.

Neden ardıma dönüp çekip gitmek yerine öylece durup karşımdaki iğrenç manzarayı izlemeye devam ettiğimi bilmiyorum, mide öz suyum ağzımda üzerlerine kusmak yerine bal kızın kur yapışını izliyorum. Sarılıyor, koluna giriyor ve öyle şeyler işte. Klasik, kıskanç kız arkadaşların ‘Bakın bu çocuk bana ait!’ dediği türden hareketler sergiliyor.

Karşımdaki tiyatro için ikinci perde açılacakken, kahvelerimizin olduğu tepsiye uzandım. Yanı başımda duran Kaan’a “İyi günler.” deyip, diğerlerinin olduğu yöne bakmadan geriye döndüm. Simgeyle Kaan’ın vedalaşma seremonisinin bitmesi beklemek yerine yürümeyi tercih ettim.

Birinci adım, ikinci adım ve üçüncü adımımı atmıştım ki Pars’ın sesini işittim; “Hanımları tanıştırsana…” çekip gitmek varken, merakıma yenik düştüm.

Tiyatronun ikinci perdesi oynarken, Pars gözünün ucuyla beni izliyordu. Kaan’a yönelip, duyup duyabileceğim en ukala ses tonuyla; “Balın, Simgeyi merak etmiş.” Dedi. Kaşlarımı çattığımdan olsa gerek, anlamadığımı düşündü. Yanında duran kızı işaret edip birkaç kez tekrar etti. “Adın balın.” gözlerimin içine baka baka gülümserken bu laubali adama ilk kez sinirlendim.

Alenen ismini yanlış anladığım için benimle eğleniyordu.” İlginç bir ismi var demi. Çoğu kişi ismini duyduğunda aramızda özel Bir bağ olduğunu düşünüyor ama aslında Balın bizim sınıf arkadaşımız” derken, bir yandan da kızın sırtına erkek arkadaşının sırtına vururmuşçasına vuruyordu.

Pars, iyi bir gözlemci. Aklımdan geçenleri okuyup, beni bir bakışta çözmüş. Bence, ondan etkilendiğimin, yanımdayken heyecanlandığımın da pekâlâ farkındaymış. Pars’a yüklediğim olumlu sıf