17. Bölüm : ¶ KELEBEK ETKİSİ °°°

O gün ki yaşananları ne anlayabiliyorum, nede yorumlayabiliyorum.
Ben sadece, onu gördüğümde yüreğimde sıcaklı hissetmiştim, heyecandan avuç içlerim terlemişti, kendime bile itiraf edemediğim hayalleri kurmuştum.
Sonra, her şeyin nasıl kolaylıkla çöp olabileceğini öğrendim. Duygular, hisler, midende uçuşan kelebekler, ilk görüşte aşk denilen o zımbırtıların hepsinin nasılda kolaylıkla çöpü boylayabileceğini gördüm.
Aptalım demi? hemen güvenmeyi tercih ettiğim için aptalın önde gideniyim.
Kaan ve diğerleriyle tanışmamızın üzerinden birkaç gün geçti. Aslında, Balın ve Pars hiç ayrılmamış daha doğrusu bu onların normaliymiş. Tartışırlar, birkaç saatliğine birbirlerine küser, belki birkaç gün ayrı kalırlar ama sonra mutlaka birbirlerine dönerlermiş. Rüya öyle söyledi; “Çapkın, egoist erkek sorunsalı. Genelde böyle olurlar, kız arkadaşlarına dünyayı zindan etmek için ellerinden geleni yapar böyleleri.” Demişti.
Rüya’yı kıskanıyorum, o da Pars gibi insanları bir bakışta çözümleyebiliyor. Ben, güvende sınıfta kaldığım gibi, insanları tanımakta da sınıfta kaldım.
Kaan’la tanıştığımız, daha doğrusu, Balın hezimetini yaşadığım günü takip eden günlerde, o şeytan tüylü çocuk birebirde benimle hiç konuşmadı. Düşündüm de… aslında benimle hiç konuşmadı.
Şayet şans eseri denk geldiğimizde yalnızsam, selam vermek yerine yönünü değiştirir. Kaan’la ikimiz sohbet ederken genelde konuşmaz, dibimizde korkuluk gibi dikilir. Çoğunlukla da yanımızda fazla durmaz. Hele hele benim yanımda hiç durmaz.
Sanırım benden nefret ediyor, tokalaşıp adını bile söylemediğine göre benden nefret ediyor olmalı. Garip bir çocuk… baya garip.
Bazen, şefkat dolu, sevecen küçük bir çocuk gibi şen kahkahalarını işitiyorum bazen de bakışları donuklaşıyor, ihtiyar bir adamın ağırlığı üzerine çöküyor. Bazen de normal görünüyor, sıradan bir ailenin normal bir çocuğu gibi.
Pars’ın bu hallerini garibime gidiyor ama ne yalan söyleyeyim, onu gülerken izlemek baya keyifli. Çoğunlukla benim kendini izlediğimden haberi bile olmuyor, onu izlemek için genelde başka yöne baktığı anları kolluyorum. Sadece uzaktan izliyorum… sadece uzaktan.
Bugün de onu uzaktan izlediğim günlerden biriydi, sabah kafeteryaya girerken, onun sabahları arkadaşlarıyla buluştuğu yere baktım, bahçedeki kurumuş ağaca... Sonra kafeteryada sıklıkla oturdukları masaya.
Neden bilmiyorum ama onlar, eğer ki kafeteryanın dibinde karanlıkta kalan, eğimli masa dolu olursa başka masaya oturmuyorlar, çıkıp gidiyorlar. Bildiğim iki yerde de yoktu.
Ne saçma demi? günlerdir bir şekilde onu izliyorum ama gün içinde nerede olduğuna dair hiç bi fikrim yok. Biraz sonra ders bitecek, öğle arasına gireceğiz ve benim bakabileceğim başka hiçbir yer yok.
Rüya her konuda kusursuz olduğu gibi insanları gözlemlemede de kusursuz. Ders bitime beş, on dakika kala ben durgunlaştığım için olsa gerek, elime dokunup sessizce,” Ders bitimi üst kata çıkalım, bugün üçüncü sınıfların komitesi olacak eminim oda oradadır.” Dediğinde, bütün sınıfların ders programını ezbere bildiği hissine kapıldım.
Başımı iki yana sallayıp, gözlerim kürsüde konuşan hocadayken;” Gerek yok! Defalarca kez söyledim, sandığınız gibi Bir şey değil. Ondan hoşlanmıyorum, sadece yorgunum, durgunluğumun sebebi bu.”Dedim. Durgunluğumun sebebi kendime olan öfkem..
Saat tamı gösterdiğinde nihayet ders bitti. Konular ilk günlere nazaran oldukça ağırlaştı, tempo iyice hızlandı. Eskiden bir iki kelime olsun not almayı başarabiliyordum. Şimdi çirkin yazım iyice okumaz hale geldi, hocanın dakikalarca anlattıklarından ancak birkaç cümleyi defterime geçirmeyi başarabiliyorum.
Öğle yemeğinin ardında kafeteryaya gitmek üzere ağaçlı patikaya girdik. Yaprakların neredeyse tamamı kızarmış, esen ufacık son bahar melteminde tüm yapraklar nazlı nazlı yere süzülürken biz üç arkadaş ayakkabılarımızın altında biriken kurumuş yaprak yığınını itekleyerek ilerledik.
Ana binanın kızıl tuğlaları göründüğünde başımı havaya doğru kaldırıp, soğuk yağmur havasını içime çektim. Gökyüzü gri, kara yağmur bulutları üzerimizi sarmış, binadan içeri adım atarken yurttan çıkmadan önce şemsiyemi almadığım için kendime kızdım.
Belli ki bütün pislikleri temizleyecek türden bir yağmur yağacak ve bende bundan nasibime düşeni alacağım.
DEVAMI GELECEK
---------
BÖLÜM SONU