Keşfet

18. Bölüm : ¶ YAĞMUR DAMLALARI°°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

18. Bölüm : ¶ YAĞMUR DAMLALARI°°°

----------------

Tahmin ettiğim gibi, yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya başladı, biz kızlarla sohbete öyle dalmışız ki gök gürültüsünün sesini işitmemizle irkildik.

Hava kap karanlık, bütün ışıklar yanıyor olmasına rağmen kafeteryanın içerisi loş. İçerisi tıklım tıklım yağmurdan kaçan herkes kafeteryaya sığınmış vaziyette daha önce hiç görmediğim yüzleri tamamını bugün gördüm. Öyle gürültülü ki karşımda oturanın sesimi duymayı bırak, kendi sesimi dahi zor duyuyorum.

Yaklaşık bir saati bulan öğle aramız kalabalığın etkisiyle hızlı geçti. Simgeyle Müge, eski arkadaş olmanın getirdiği samimiyetle geçmişlerinde sohbet ederlerken bizde Rüya ile anlamsız konular hakkında fikirler ürettik. Derken telefonum çaldı, arayan annem.

Annem, ablamla babamın aksine gün içinde, hele ki ders saatlerinde asla aramaz, o genelde yatmaya yakın arar günümün nasıl geçtiğini, birşeye ihtiyacım olup olmadığını sorar ve konuşmayı sonlandırır. Ablamsa aklına geldiğim her an müsait misin diye sorma zahmetine girmeden arar, hele bir de telefonunu açmadıysam vay halime telefonu açana dek yılmadan usanmadan çaldırır.

İçlerinde en normali babam, aradığı saatleri ders bitimime denk getirir, evden kendinden bahseder nasıl olduğumu, bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sorar ardından da telefonu evin küçük beyine verir.Tunç evimizin asi çocuğu, okula gitmediği zamanlarda genellikle uyur. Boş vakitlerini kızlara asılarak geçirir ve 16 yaşını dolduracak olmasına rağmen mantıklı cümleler kuramaz. Sinir olduğumu bildiği için topluluk içinde bana ‘a-aaaaba.’ (Abla) der. Aramızda sadece bir buçuk yaş var ve o salak çocuk beni çileden çıkarak şeyin ne olduğunu iyi bilir.Bugün farklı, bugün çok farklı, ne gün içinde ablam aradı nede babam mesaj attı, onların yerine direk annem aradı.

Telefonun ekranına uzun uzun bakıp annemin, rutininin dışında beni aramasına sebep olan şeyin ne olduğunu düşünürken kafeteryanın dışına çıktım.

Hafifleyen yağmurun altında koşar adım yürüyüp bahçenin sonundaki yeşil tavanlı beşken kamelyanın altına girdim. Kötü haber almamak için dua edip, aç tuşuna bastım. Telefonu kulağıma götürürken elim titriyordu. Usulca;“Efendim anne!”dedim.

Annemin sesi hiç olmadığı kadar neşeli geliyordu. Ayten teyzelerdeymiş, akıllarına ben gelmişim sesimi duymak istemişler. Onlarla konuştuğum sırada arkadan Tunç’un kahkaha sesleri geliyordu, ne ben nede Zümrüt küçük kardeşimizi bu denli güldürmeyi başaramıyoruz.

Çocukluğunu oyuncak bebeklerle geçirmiş iki kız kardeş erkek çocukla nasıl oynanacağını nereden bilsin ki, Tunçla bu denli ilgilenip abilik görevini üstlenen kişi genelde Sarp olur.

Annem işi olduğunda ya da arkadaşlarıyla buluşacağı zaman Tunç’u bana emanet edip giderdi, bende kardeşimi kolundan tuttuğum gibi Sarplara inerdim.

İki oğlan çocuğu oyunlar oynayıp vakit geçirirken bende keyfime bakardım. Eğlenceli seslerinden anlaşılacağı üzere Sarp’ta orada, ancak yarım saati bulan konuşmamız boyunca telefona eski arkadaşımı istemeye bi türlü cesaret edemedim.

Konuşmamız sonlandığında içim buruktu,“Nasıl oldu da bu hale geldik?”dedim kendi kendime. Biz çok iyi arkadaşlardık ancak şimdi birbirimizle konuşacak yüzümüz bile yok.

Ne zamana dek böyle sürecek? Ortak arkadaşlarımız çok fazla, aynı binada oturuyoruz elbet bir gün karşılaşacağız, o zaman ne olacak? Yönümüzü değiştirip birbirimiz tanımazdan mı geleceğiz?

Bu saçmalığa son verip ilk adımı atmak üzere telefonumun rehberinde Sarp’ın numarasını buldum. Arama tuşuna basıp telefonu kulağıma götürmüştüm ki, binanın giriş kapısının sol yanında, demir tentenin çıkıntısının altında, yağmur damlalarıyla kavga ederek sigara içen çocuğu gördüm.

Gözlerimi kısıp uzaktaki çocuğa dikkatle baktım. Pars, ayağının ucunda biriken su birikintisini uzaklaştırmak için havaya tekmeler savuruyor, her denemesinde daha çok ıslanıp boşluğa küfürler yağdırıyordu.

Onun bu çocuksu haline güldüm." Anlaşılan yağmuru sevmiyor."Diye geçirdim içimden. İzlendiğinden habersiz izmariti yere atıp topuğunun altında ezerken montunun iç cebinden yeni bir sigara çıkardı.

Sırtını rüzgâra verip bu kez de yanmayan sigara için küfürler etti. Gri sigara dumanı Pars’ın şekilli dudaklarından usul usul süzülüp, havaya karışırken sırtını dikleştirip bakışlarını bahçeye yöneltti.

Gözleri boş alanı yavaş yavaş tarayıp, benim olduğum kamelyaya doğru dönerken, beni görmesini istercesine dikleştim.

Ve işte… Tanrım, birazdan beni görecek… çığlık atmamak için dudaklarımı var gücüyle birbirine bastırdım.

Gözlerimiz buluştuğunda ikimizde kısa süreli şok yaşadık, Pars’ın yüzüne yayılan aptal gülümsemenin peşine bende farkında olmadan gülümserken buldum kendimi.

DEVAM EDECEK

___________________

BÖLÜM SONU

hey sizce bu bölüm konuşmayı başaracaklar mı???