Keşfet

19. Bölüm : ¶MERHABA KARAMEL °°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

19. Bölüm : ¶MERHABA KARAMEL °°°

Sigarasını söndürüp aceleci adımlarla bana doğru yürüyen adamı hayretle izledim. Daha birkaç adım atmıştı ki saçı alnına yapıştı, ayak bileğine kadar gelen su birikintilerine umursamadan basıp kamelyanın tam önünde durdu.

Ah bu huysuz çocuk sahiden de gözlerimi yaşartacak, yağmurdan ve belli ki ıslanmaktan nefret eden biri için fazla fedakâr değil mi?

Pars,‘Ben ne yapıyorum?’dercesine alnını ovuşturdu. Şekilli parmakları, başına doğru yol alırken, alnına yapışan saçları da geriye doğru taranmış oldu.

Tek kelime etmeden karşımda duran bu adamın neyi düşündüğünü merak ediyorum, bir nedenden dolayı burada, ama o nedenin ne olduğunu bilmiyorum. İşini kolaylaştırmak için ona doğru birkaç adım atmaya karar verdim, benim kendisine yaklaştığımı görünce yüzü aydınlandı, yıllardır hasretlik çeken erkek arkadaş misali önce el salladı sonrada kollarını iki yana açtı.

Olduğum yerde durup beni kucaklamak için aralanan kollara baktım. İçimden; ‘Yok artık sarılacağımızı falan mı zannetti…’diye geçirirken Pars aklımı okumuşçasına başını sallayıp gözlerini;‘Durma, gel hadi… gel ve sarılalım.’dercesine kırptı.

İsteğini yerine getirip ona sarılmak yerine kollarımı üşüyen bedenime doladım. İnatlaştığımı gören adam ellerini ceketinin cebine sokup bana seslendi;” Hey sincap! saklandığın yerdençıkmak için benim gitmemi bekliyorsan”deyip olduğu yerde zıplamaya başladı.

Üzerime sıçrayan çamurlu sudan kaçmak için geriye gittim. Pars, bana su sıçratabilmek için daha yukarıya zıplarken;“Halimden oldukça memnunum ve hiç gidesim yok.”Dedi.

Kafeteryadan yükselen müzik sesinin eşliğinde, hoplaya zıplaya dans eden adamın, yüz ifadenden ne kadar memnun olduğu okunuyordu. Kendisine eşlik etmem için bana uzattığı ele bir süre baktım.

Kollarımı göğsümde birleştirip omuz silktim. Pars tekrardan elini uzatıp;“Hadi ama Karamel… Benimle dans etmek istediğini biliyorum. Naz yapma gel!”dedi. Onu ikinci kez omuzumu sallayarak reddettim.

Karşımdaki adam bir pop star misali üzerindeki ceketi çıkarıp bana doğru fırlattı. Deri ceket neredeyse yere düşecekken yakaladım. Sıkı sıkıya tuttuğum ceketten yayılan kokuyu anlamak için burnuma yaklaştırdım.

Keskin safran kokusu ciğerlerime nüfuz ederken günlerdir ondan yayılan kokunun kaynağını nihayet buldum. Pars, bana kınarcasına bakıp öksürüyormuş gibi yaptı. Etrafından tam tur dönüp tekrardan ona eşlik etmemi istedi. Duygularımla oynayan şeytana;“Balın, bahçenin orta yerinde biz kız için, yarı çıplak dans ettiğini görse eminim çok kızardı.”Dedim.

Pars, Balının adını işitince dans etmeyi bıraktı, yanıma gelip sıkıca tuttuğum ceketini ellerimin arasından alıp üzerine geçirdi. Görüp görebileceğim en umursamaz tavırlarıyla,” Sana söyledim, o düşündüğün gibi birşey değil.”dedi.

İlk konuşmamızın bu şekilde gerçekleşmesini istemezdim. Düşündüğüm gibi olmaması neyi değiştirir ki… İster sevgilisi olsun ister eski sevgilisi, isterse de sınıf arkadaşı olsun ne fark eder. Önemli olan Balın’ın kim olduğu… O kız her kimse Pars’ın hayatında söz sahibi olabilecek kadar yakın, önemli olan tek şey, onların aralarındaki bağ ve belli ki o bağ, hiç kopmayacak cinsten.

İşaret parmağımı dudağıma götürüp;“-Şhhhh sessiz ol! Kız arkadaşın onun hakkında böyle söylediğinin duymasın.”Dedim.

Az önceki eğlenceli çocuk, emsali görülmemiş bir ciddiyetle.“Balın benim kız arkadaşım değil.”dedi.

Ona inanıyormuş gibi yapıp başımı salladım, ellerimi birleştirip,” Biliyor musun dayağı hak ediyorsun.”Dediğimde içimi rahatlatacak olan şeyin tokat atmam olduğunu düşünmüş olacak ki yanağını çevirdi.

O an için gözüme takılan tek şey, yanağındaki derin gamzesi oldu. İşaret parmağım sağ yanağındaki gamzenin üzerinde dolaşırken, bana baktığı gibi baktım ona. İmalı bir ses tonuyla;“Benim erkek arkadaşım herhangi bir kıza böyle davranmış olsa onu gerçekten döverdim. Neyse ki o senin gibi biri değil.”Dediğimde yüzündeki gamze yok oldu.

Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak istercesine gözlerime baktı bir süre, ardından beni denercesine;“Yalan söylüyorsun. Hayatında birisi olsa bilirdim.”Dedi.

Dakikalardır avucumun içinde titreyen telefonu havaya kaldırıp Pars’ın göz hizasına getirdim. Pars, telefonun yanıp yanıp sönen ekranında Sarp’ın yüzünü görünce kaşlarını çattı. Çağrıyı reddedip telefonu çantama koyacakken, aksi çocuk beklemediğim bir şekilde açma tuşuna bastı.

Siktir, işte bunu beklemiyordum.“İnci… İnci… Sesim geliyor mu? Bebek orada mısın?”Telefonun ahizesinden yükselen kaygılı sesi işittiğimde ne diyeceği bilemedim.

Pars telefonun ekranını kendine çevirip Sarp’ın fotoğrafının üzerinde yazan ismi okumaya çalıştı… Sarp, kendimi bildim bileli; benim tek arkadaşım, tek sırdaşım, yeri geldiğinde kız kardeşim, yeri geldiğinde güvendiğim abim kısacası o benim her şeyim, her şeyimdi… hal böyleyken, yıllardır telefonumda“Dünyam