Keşfet

24. Bölüm : ¶ HOŞLANMAK°°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

24. Bölüm : ¶ HOŞLANMAK°°°

Doğruyu söylemek gerekirse Savaş’ın kadın ruhuna hitap edecek türden laflar sarf edeceğini düşünmezdim. Kabul ediyorum, Savaş’ın kibar, nazik bir yapısı var, yanındayken kendini iyi hissediyorsun, iyi ve güvende. Ancak bazen bakışları kararıyor, nazikliği kibarlığı yok oluyor, nefret dolu bakışlarının hedefindeki kişi olmak istemiyorsun.

Bana hiç tarif ettiğim şekilde bakmadı, ancak fakültede, simge teklifine balıklama atladığında, bakışlarından güvenden çok öfke yayılıyordu. O an Savaş’ın göklere çıkan egosuna bizzat şahitlik ettim,‘Ben kimse için çabalayamam, herkes benim peşimde koşar ve ben kimi seçersem talih ona güler.’Fikrine sahip saplantılı kişilerdenmiş gibi geldi.Birisi için mücadele etmek, hele ki bir ömür beklemek bunlar Savaş için çok uzak.

Savaş, romantik laflarının içimde nasıl fırtınalar kopmasına vesile olduğunu bilmeden bana doğru yürümeye başladı. Ben, kazulet gibi olduğum yerde çakılı dururken kalbim… kalbim göğüs kafesimi yarıp ona sarılacak gibiydi.

Aramızda birkaç adımlık mesafe kalmıştı ki Savaş tekrardan konuşmaya başladı, bu kez sadece ikimizi duyabileceği bir ses tonuyla;” Restoranın kapısında senin için bekliyordum.”deyip gülümsedi, tokalaşmak için elini uzatmak yerine kollarını sarılacakmışçasına iki yana aralayıp”Daha yeni gelmişken, sakın benden kaçmayım deme.”dedi.

Bu çocuk büyücü olabilir. Aklımdan geçenleri daha ben algılayıp anlamlandıramamışken, o kalbimden geçenleri sinsice okuyup beni köşeye sıkıştırdı. Bunu da ona sarılmak için harekete geçtiğim anda fark ettim.

Neredeyse Savaş’a sarılıp yüreklerimi öpüştürecekken, aniden durup alakasızca;” Kimseden kaçtığım yok. Beni beklemene gerekte yok. Sadece yapmam gereken bir şeyi hatırladım, o yüzden durdum.”Dedim.

Tanrım… lanet olsun… durduk yere trip atan aptal kızlar gibi konuştum. Ağzımdan çıkanların etkisiyle kendimden iğrenip kusacakmış gibi oldum.

Bakışlarımı hala gülümseyerek beni izleyen adamdan çekip ilerimizde duran arkadaşıma yönelttim. Simge ne konuştuğumuzu anlamak için ağzımızı okumaya çalışıyordu. Sol tarafımdan yükselen sesle bakışlarımı arkadaşımdan çekip sesin sahibine yönelttim.

Savaş, Simgeye bakarak;“İnsan oğlu hayatta istediği herşeye sahip olamaz…”deyip, beni teselli etmek istercesine omuzumu okşadı.” Diğerleri için bu kadarüzülmeİnci… acırsan acınacak hale düşersin.”Deyip tebessüm etti.

Onun ne kadar acımasız olduğunu düşündüm, insanların duygularını önemsemeyip onlardan diğerleri diyerek bahseden gaddar, daha kötüsü bencil, acımasız birisi olduğunu düşünüyorken, Savaş başını sağa yatırıp uzun uzun gözlerimin içine baktı.

Aklımdan geçenleri anlamasın diye bakışlarımı başka yöne çevirdim,“Kendi isteklerine öncelik tanımak bencillik değil…Bir başkasıüzülmesin, canı yanmasın diye kendi isteklerinden vaz geçiyorsan buna fedakârlık değil ahmaklık denir…Güven bana, hayatımın bi bölümünde bende senin gibi düşünürdüm, diğerlerinin benden dahaönemli olmadığınıen acışekilde tecrübe edindim.”Dediğinde bu genç yaşta neyi tecrübe edinmiş olabilir ki diye düşündüm.

Gülümseyerek, birazcık da alay ederek,“Alınma ama yirmili yaşlarının ortalarındaki ihtiyarlar gibi konuştun…”deyip restorana doğru yürümeye başladım, bir adım geriden beni takip eden adamın kastettiğim şeyi anlamadığını fark edince adımımı yavaşlatıp,“Ablamda tıpkı senin gibi konuşur, her şeyi bildiğini insanları tanıdığını sanır. Kurduğun cümlelerin bazıları onunkilere öyle çok benziyor ki, bir an için yaşıt olduğunuz hissine kapıldım.”Deyip Savaşa baktım.

İnsanların aklından geçenlerin ne olduğunu bilmem ama şu an yanı başımdaki adamın gözlerinde okuduğum şey;’ Siktir, birbirimizin yaşınıbilmiyoruz. Ya da sen kaç yaşındasın ki…’tarzı bir şeyler. Evet tatlı çocuk, gün boyu sohbet edip birbirimize yaşlarımızı sormayı unuttuk.

Adımlarımı iyice yavaşlatıp doğrudan merak edilen soruyu Savaş’a yönettim.” Kaç yaşımdayım demiştin?”Yanımda benim yürüme tempoma ayak uydurmaya çalışan çocuk, geniş adımlarını iyice kısalttı, uzun boylu insanların yavaş yürürken neden zorlandıklarını da Savaş’ın, birkaç kez tökezleyip düşeceği anlarda anladım.

Kaplumbağa hızındaki yürüyüşüme daha fazla ayak uyduramayacağını anlayınca usulca dirseğime dokundu, onun temasıyla durdum. Yüzümü görebilmek için başını eğip;” Yaşımısöylememiştim.”Dedi.

Bize öfkeyle bakan arkadaşımı görmezden gelip;“Kaç yaşındasın?”diye sordum. Savaş sorumu geciktirmeden cevapladı;”21”Yaşını duymamla öksürük krizine girdim, gerçekten de ablamla yaşıtmış.

Daha 18. Yaş günümü kutlamadığımı düşünürsek aramızda… ımmmm, dört yaş mı var? Dalga geçmiştim ama sahiden de ihtiyarmış.

Savaş, tırnaklarını dirseğimin içine bastırıp gülümseyerek,“Ne? neden gülüyorsun?”diye sordu. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için kendimi sıkıp,” Hiiiiç… 21 yaş güzel bir yaş… Gerçekten.”deyip aklımı okumaya çalışan adamın göğsüne hafifçe vurdum.

“Hem, şanslısın, daha genç duruyorsun.”Dediğimde, Savaş ona yaşlı dediğim için alınganlık yapmak yerine gülümsemeyi seçti.

“Genç olduğumu duymak beni mutlu etti.”Diyen adam, aramızda dört yaş olduğundan habersiz,“Genç duruyormuşum… Duyanda aramızda dört- beşyaşvar sanır.”Deyip kaşlarını çattı.

Savaş’a dair keşfettiğim ilk şey, sanırım yaş kompleksi olduğu oldu. Onu meraklı gözlerle geride bırakıp Simgeyle beraber restorandan içeri girerken, Savaş’ın yaşımı tahmin etmeye çalıştığına emindim.

Restoranın içerisi kalabalığa rağmen oldukça ferah görünüyor, ferah ve geniş. İçeriyi aydınlatan şatafatlı avizeler, garsonların sönmesine müsaade etmediği mumlar, renkli çiçekler, ayaklarımızın altındaki kadife halı, yuvarlak masalarını üzerindeki krem işlemeli örtüler ve daha pek çoğu kendimi orta çağda yaşayan bir asilzade gibi hissetmeme neden oldu.

Menüdeki ağır et, balık yemekleri, kadehlere eklenen alkollere karşın insanı rahatsız eden tek bir koku yok, aksine işletmeye ait olduğuna emin olduğum kadifemsi lavanta kokusunu insanın damağında hoş bir lezzet bırakıyor.

Geriden bir yerlerden çalan rahatlatıcı müzik eşliğinde restoranın ilerilerine, doğru yürürken Savaş, yolu bize gösterebilmek için en öne geçti. Siyahlar içindeki bu koca adamında, hemen ardında yürüyen ateş kızının da mekandaki asilzadelerden pek bi farkı yoktu.

İçimden;‘Fazla, öğrenci için bu kadar şatafat çok fazla.’Diye geçirirken, Savaş Simgeye, az ileride, arkadaşlarının oturduğu masayı işaret edip bana dönerek,” Babamın arkadaşınıgördüm, ona selam verip yanınıza gelirim.”Dedi. Masadaki kalabalığa göz ucuyla bakıp Savaş’a döndüm.

Doğrusu, şu an gerildiğim şeyin ne olduğunu bilmiyorum, Savaş’ın yemek teklifinin çıkma teklifi olduğundan ve baş başa olacağımızdan öyle çok emindim ki, ben reddedince daha doğrusu Simge yemeğe ortak olunca üç kişi olacağımızdan emindim. Simge, ben ve Savaş ortalama bir mekânda pekte eğlenceli olmayan dakikalar geçirip geceyi bitirecektik.

Başımı eğip bizim için rezerve edilen masaya baktım, iki erkek bir kız şimdiden masada oturuyorlar, bizde onlara dahil olduğumuzda geri de hala iki sandalye boş kalıyor. Gelecek olan iki kişiyi de sayacak olursak… lanet olsun sekiz kişi miyiz?

Derin bir iç çekip yanı başımda bekleyen adama yalvarırcasına baktım;“Lütfen Savaş, selamlaşmanın zamanı değil.”demek istiyordum ancak aklımdan geçeri bir türlü dile getiremedim. Kalabalıktan nefret eden bi asosyal olduğum için kendime kızarken, Savaş olmadan onun arkadaşlarıyla nasıl vakit geçireceğimi düşündüm.

Yanımdaki adam çekindiğimi fark etmiş olacak ki belime dokunarak;“Sorun değil, sadece birkaçdakika.”dedi. Savaşın sıcak avuç içini çıplak bedenimde hissedince nefesimi tuttum. Ondan aldığım güven zerrelerine sarılarak masaya doğru ilerledim.

Masaya ulaştığımda Savaşta bahsettiği adamla ayaküstü sohbet ediyordu. Neden bilmiyorum ama onun kendinden yaşça büyük birisiyle aklı selim konuşuyor olması hoşuma gitti. Tokalaşmalarını, şakalaşmalarını uzaktan uzağa izlediğim sırada Simge kolumdan tutup yönümü masaya çevirip." İnci'nin aklı bu aralar başında değil."dedi, o boş boğaz kızın benim adıma konuşmuş olmasını umursamayıp, bana uzatı