Keşfet

3. Bölüm: ¶PAPATYA TARLASI °°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

3. Bölüm: ¶PAPATYA TARLASI °°°

2 SAAT SONRA…

Her insan için korkunun tanımı farklıdır…

Kimileri karanlıktan korkar, kimileri yalnızlıktan, kimileri mutlu olmaktan, bazılarıysa kendinden.

Ben, bugüne kadar korkunun nasıl bir duygu olduğunu tatmadım.Tatmamıştım, daha önce hiç bi başıma kalmadım ki. Tehlikeli insanın ne demek olduğunu bilmezdim, ablam bu görevi kendiliğinden üstlenmişti.

Ancak artık, korkunun nasıl bir illet olduğunu biliyorum. Takip edilmek, gözle tacize uğramak, kalabalığın arasında koşar adım yürümek, en kötüsü de nasıl kurtulacağını bilmemek.

Bunların hepsini bekleme salonunun içerisinde durup uçağın hareket saatini beklediğim, süre zarfında tecrübe edindim. Ne harika demi.

Göz ucumla camın yansımasından hemen karşımdaki koltukta oturan adama baktım.

İlginç giyimli, benden yaşça büyük, kirli sakallı, eli yüzü yara içerisinde, irice bir adam.Kendi kendine konuşup zaman zaman söylediklerine gülüyor, sonra etrafına bakıp, dizini dizime temas ettirmeye çalışıyor.

Karşımda oturan ruh hastası, başa sarıp tüm bunları tekrar edecekken, ayağa kalkıp hava limanının içinde yürümeye başladım. Arkama dönüp peşimden geliyor mu diye bakmama gerek yok. Bu kovalamacayı dördüncü kez tekrar edişimiz, ilerideki köşeyi dönerken yorulup, yavaşlayacağını bildiğim gibi, birkaç adım uzağımdan gelen adım seslerinin ona ait olduğunu, onun görüş açısından nasıl kaçacağımı da biliyorum.

Dakikalar süren kovalamaca, tahmin ettiğim gibi sonuçlandı, birkaç turun peşine adam yavaşladı, bense hızımı kesmeden, bir elim çantamda diğer elim, şişen dalağımın üzerinde kontrol noktasına doğru yol aldım.

Son çağrı anonsunda söz edilen sefer benim bineceğim uçağa ait, şimdi yavaşlayamam.

Hava Limanının gidiş katı, sefer saatleri yaklaşmaya başlayınca iyice kalabalıklaşmış, öyle ki iğne atsan yere düşmez, etrafım benim gibi koşan insanlarla dolu.

Panik içerinde koşuşturan insanları gördükçe daha çok geriliyorum, birde sürekli tekrar eden şu ‘son çağrı anonsu’ var.Çantamın sapından sıkıca kavrayıp referans tabelalarının tarif ettiği yöne, havalimanının en soluna doğru var gücümle koşmaya başladım. 111. KAPI- 112. KAPI-113. KAPI ve bineceğim uçağın yanaştığı KAPI 114…

Bilet kontrol noktasında sırada bekleyen insanları görünce derin bir ‘OH.’ çekip, peşimdeki manyak tarafından hala takip ediliyor muyum diye ardıma döndüm.Müjdeli haber, ben ve kendim baş başayız.

Rahatlamış hissediyorum, içimi kaplayan, ruhumu kemiren korkuyu yendim, yalnızlıkla yüzleştim. Düşündüğümden daha güçlüyüm, o psikopattan kurtuldum, uçağa yetiştim. Son iki saattir ağlamıyorum da… İçimden,“İyisin İnci, bazı şeylerin üstesinden gelebiliyorsun.”Diye geçirirken gözlerim hala arkamda kalan kalabalığı taramakla meşguldü.

Elimi göğsüme bastırıp göğüs kafesimden fırlayıp çıkacakmışçasına çarpan kalbimi, sakinleştirmeye çalıştım. Kalbimin her çarpışında,“İyisin… Her şey yolunda… sakinleş.”Dedim. Dün akşamki konuşmamızda annem,“İnsan bi başına kaldığında, kendine neyin iyi geleceğini bilir. Sende zamanla kendini tanımaya başlayacaksın, güçleneceksin İnci.”Demişti. Haklıymışsın anne, ben bugün başarabileceklerimi gördüm evimden, sizden uzakta yeni diyarlara yol açarken ilk kez kendimi korudum bu güçlenme örneğimi mi bilmiyorum ama yanımda olmanızı isterdim. İçinizden birisi, ‘İyi misin?’ diye sorsa, hiç fena olmazdı.

Kalp atışlarım rayına oturmuş, biraz olsun sakinlemişken hiç ummadığım bir şey oldu. Aklımdan geçenleri kulaklarım işitti.

“İyi misin? Bi sorun mu var?”

Daha önce kendimden hiç şüphe etmedim, ancak beynimde aynı soru, dönüp dururken,‘Bende az önceki adam gibi delirmiş olmayım.’Diye düşünmeden edemedim.

Birkaç dakika geçti ya da geçmedi, aynı soruyu tekrardan işittim, üstelik bu kez ses daha da yakınımdan geliyordu.“İyi misin?”Doğru duydunİnci, aklını kaçırmadın.

Sesin geldi yöne dönerken;” Evet, iyiyim.”Dedim, sonra hemen ardımda duran bedenle karşılaştım.Oldukça yakınımda duran bu genç adam benden çok uzun olmamış olsa ağız ağıza gelirdik.

Neyse ki, bu hoş kokunun sahibi olan çocuğa çarpmadan durmayı başarabildim. Bakışlarımı, göz hizamda duran göğüs kafesinden çekip yüzüne çevirdim. Papatya tarlası…

İlk görüş, ilk izlenim, midende uçuşan o aptal kelebekler, delice çarpan kalp, bırakmayı unuttuğun nefes, terleyen avuç içlerin, işaret parmağına doladığın bir tutam saç, yüzünü kaplayan tatlı tebessüm, aklından geçen milyonlarca soru ama hiçbirini soramamak…

Aşk böyle bir şey demi? Yaşayanlar genelde bu şekildeanlatıyor da.

Ben,zihnimde papatya tarlasını canlandıran sarı gözleri gördüğümde, sözü edilen hislerin hiçbirini yaşamadım ama… nasıl desem… tanıdık geliyor. Garip, biliyorum ancak bu yakışıklı yüzü hiç yabancılamadım.

Peki güven… güven nasıl oluşur? Birisine güvenebilmek için onu yıllarca tanımak mı lazım?

Sanırım güvenmek için yıllarca tanıyıp tüm sırlarını paylaşmak şart değil... öyle olsa bu kömür karası saçlara sahip olan çocuğa güvenmezdim. Az önce korkudan çarpan kalbim ansızın normale dönmezdi.

Hala göğsümün üzerinde duran elimi yavaşça aşağıya saldım. Huzurlu hissediyorum, huzurlu ve güvende… ‘Biliyor musun? az önce başıma bunlar bunlar geldi.’ Diye konuya başlayıp o ruh hastası adamı anlatmak istiyorum, ama önce, ‘Adın ne? Biz hiç karşılaştık mı?’diye sorsam daha doğru olabilir. Ya da düşündüm de olmaz beee, çehresi böylesine sert görünen biri için fazlasıyla laubali kaçabilir.

‘Abartma İnci, yanımdan geçip gidecekken rahatsızlandığını düşündü belki de kalp krizi geçirdiğimi sandı. Adamı sık boğaz edip sorup soracağına pişman etme!’dedim içimden.

Saniyeler içinde, bütün ihtimaller beynimde dönüp durdu ve ben alternatiflerimin içinden verebileceğim en saçma cevabı çekip çıkarıp bir nevi kendimi tekrarladım.

Beni dikkatle izleyip tatlı tatlı gülümseyen adama“İyiyim, teşekkür ederim.”Dedim, parlak sarı gözler verdiğim cevabın etkisiyle kısıldı, ardından kaşları çatıldı.

İçimden, ‘Yapma şöyle, sert bakmak badem gözlerine yakışmıyor, normal hali çok daha iyi.’Diye geçirirken, tokalaşmak için uzattığı ele bakarken buldum kendimi. Yüzümü kaplayan aptal tebessüm eşliğinde, elim doğrudan havalandı.

Parmaklarımız birbirine temas ettiğinde kendimi tebrik ettim,’ Aferin sana İnci, az önce yabancının tekinden fellik fellik kaçarken şimdi hiç tanımadığın biriyle el sıkışacaksın. Hoş görünen bu dikkat çekici adamla el sıkışmak için birkaç saniyeliğine olsun düşünmediğine inanamıyorum. Kim bilir, belki o da tehlikelidir.’Aklımdan bunlar geçerken, hissettiğim soğukluğun etkisiyle irkildim.

Parmak uçları umduğumdan daha soğuk.

İlginç bu sıcak kanlı çocuğun ellerinin de sıcacık olacağına emindim.

Minik parmaklarım avuç içine doğru yol alırken, karşımdaki yakışıklının dudakları adını söylemek için aralandı.‘-……’Hiç tanımadığı, ancak sebebini bilmediğim bir şekilde güven duyduğum bu adamın elini şimdi sıktığım takdirde olacakları düşündüm.

Aklıma gelen ilk şey, ondan iyi sırdaş olacağı oldu. Belki de mektup arkadaşı… mektup arkadaşı mı, hangi çağda kaldın İnci?Hem zaten Sarp hezimetinden sonra kimseyle arkadaşlık kuramazsın.

Ellerimiz tamamen birbirine kenetlendiğinde, ufacık elim yabancının avucunun içinde kayboldu. Tüm dikkatimi adını duyabilmek için aralanan dudağa yöneltmiş olsam da bilet kontrol noktasından yükselen sesle ikimizin de bakışları o yöne çevrildi.

Bizden ne olacağının cevabı da papatya tarlasını andıran sarı gözlerin sahibinin adı da sonsuza kadar cevabını alamayacağım soruların içerisindeki yerini alırken, tartışma seslerinin yükseldiği 114. Kapıyı işaret edip,“Yetişmem lazım, iyi günler.”Dedim.

Hızlı ama boyumla orantılı ölçüde kısa adımlarla kapıya doğru yürürken, kontrol noktasındaki tartışma tatlıya bağlanmıştı.

Göz ucuylaönümdeki insanları sayıp, ardıma döndüm. Sıranın sonundayım ve arkamda kimse yok… Normalde ardıma dönüp sırada kaç kişi varmış diye bakmak gibi huylarım yoktu ama nedense bugün sıranın önündekilerinde çok gerisinde kalanlarla ilgilendim.

“Hanımefendi, biletiniz?” Kontrol noktasındaki kadının sesini işitmemler, önüme dönüp biletimi uzattım.

Geçitten geçip