4. Bölüm : ¶İLK GÜN°°°

ERTESİ GÜN
İlk senenin verdiği heyecandan olsa gerek güne, sabahın erken saatlerinde başlayan tek kişi bendim.
O kadar erken uyandım ki, güneş ufukta yeni yeni belirmeye başlamıştı. Yatağın içinde oturup hemen sağ tarafımda asılı olan güneşliği araladım.Yere kadar uzanan bordo güneşliğin aralığında güneş nazlı nazlı yükselirken, turuncu gökyüzü öyle güzel görünüyordu ki…
Dizlerimi karnıma çekip gün doğumu dakikalarca izledim. Zamanın umduğumdan hızlı aktığınıysa peş peşe çalan alarm sesleri yükselmeye başladığında anladım.
Oda arkadaşlarım birer birer uyanmaya başladı, ayaklanıp yataktan çıkan ilk kişi hemen solumdaki yatakta yatan Nil oldu. Nil de benim gibi ilk yılında İnşaat Mühendisliği birinci sınıf öğrencisi, dün akşam uyumadan önceki sohbetimizde kampüslerimizin çok yakın olduğunu söyledi. Bugün, ilk gün heyecanını paylaşabilmek adına yurttan beraber çıkma kararı aldık.
Gözlerini ovuşturarak yataktan çıkan arkadaşım, ağzını kapatmadan pervasızca esnedi. Esneme sesinin arasından bana, ‘Günaydın İnci.’ Dediğini güçlükle duydum. Nevresimin, yatağının üzerine özensizce serip, sol ayağının üzerinde sekerek banyonun yolunu tuttu. Kapanan banyo kapısının ardından geçte olsa Nil’e cevap verdim.” Günaydın Nil.”Nil oda arkadaşlarımın içinde en uyumlu, sıcak kanlı, güler yüzlü, dost canlısı olanı, dün bana ‘Hoş geldin.’ deyip bağrına basan kişi de Nil oldu.
Bir nevi onun vasıtasıyla diğerleriyle tanıştım diyebilirim.
Ah unutmadan, dördümüzün içinde en dağınık olanı da Nil, yatağının ve çalışma masasının üzeri savaş alanı gibi. Masaya bakıp umutsuzca iç çektim. Bu kalabalığın içerisinde aradıklarını nasıl bulacak, nasıl ders çalışacak çok merak ediyorum.
Gözlerimi masanın üzerinde yığılı vaziyette olan Nil’in eşyalardan alıp odanın en uzak köşesine çevirdim. Odanın çıkış kapısının hemen yanındaki duvara dayalı vaziyette duran yatak Kübra’ya ait. Kübra yanlış hatırlamıyorsam diş hekimliği ikinci sınıf öğrencisi, akşamki sohbetimize dahil olmayıp, benimle selamlaştıktan sonra etüt odasına ders çalışmaya gitti.
İçe dönük, sakin bir tip, çalışkan ancak birazcıkta sorumsuz. Alarmının kaç kez çaldığını sayamadım, şu an telefonundan tekrar alarm sesi yükseliyor ancak bu kez ertelemek yerine söylenerek yataktan çıkmayı tercih etti. Onun peşineyse karşı çaprazımdaki yatakta uyuyan Leyla uyandı, odada anlam vermediğim bir alarm sesi tartışması peydah olurken, ikilinin tartışmasını bölmeyip banyoya gittim.
Leyla problemli bir tip, en basit şeyleri bile büyütüp kaos çıkarmayı huy edinmiş. Nil, onlarla vakit geçirdiği iki günlük süreç içerisinde problemlerinin geçen yılki yaşadıklarına dayandığını, kavga etmek için bahane aradıklarını söylemişti. Soğuk suyla yüzümü birkaç kez yıkadıktan sonra banyodan çıktım. Leyla ayağını yere vurup avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Beni görünce saçlarını geriye doğru savurup pijamasının yakasını düzeltti, onu geçip kıyafet dolabıma ilerlerken dolapla arama girip,” Sen bir şey söylemeyecek misin?” diye sordu.
Amacını anlamazdan gelip sakin bir ses tonuyla,” Günaydın Leyla.”Dedim. Leyla tek adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp suratını suratımın önüne getirdi, Saman sarısı saçlarını Kübra’nın olduğu yöne doğru savurup gözleriyle kendisine arka çıkmamı istedi.
Kusura bakma ama sırf sen istiyorsun diye Kübra’ya saydıracak değilim, evet kız sorumsuz alarmının kaç kez çaldığını bende sayamadım ama aptal bir alarm sesi için bu kadar yaygara çıkarmaya gerek var mı? bence yok. Tatlı bir dille, ‘rahatsız oluyorum daha dikkatli olur musun?’ desen, sorun çoktan tatlıya bağlanmış olurdu. Yüzüme değen saçların etkisiyle suratımı buruşturup, başımı diğer yöne çevirerek, odamızın dominant kızına cevap verdim.“Diyeceklerim bu kadar Leyla, kıyafetlerimi alacağım dolabımın önümden çekilirsen sevinirim.”
Leyla’nın hayatı uçlarda yaşayan, öfkesi de mutluluğu da anlık olan, daha doğrusu bir anı bir diğer anını tutmayan, genç kız olduğunu da yurt odamızda uyandığımız ilk sabah anlamış oldum. Yaşadığı ikinci öfke patlamasının ardından tekrardan bağırmaya başladı, hakaretlerinden Nil’le payımıza düşenlerini aldık.
Ardından hiçbir şey olmamış gibi dolaplarımızın başına gelip bize kombin önerisinde bulundu. Bu iki yüzlülük mü? Yoksa hastalıklı bir zihniyetin dışa vurumu mu bilmiyorum bildiğim tek şey böylesi tutarsın insanlarla arkadaşlık kuramayacağım. Ah sarı fırtına, belli ki bu yıl senden çekeceğimiz var.
YARIM SAAT SONRA,
“Yurdun okula yakın olmasından daha güzel ne olabilir ki,” diye sorarsanız şüphesiz, yurdun okula yürüme mesafesinde olması cevabını veririm. Yurdum kampüsün içerisinde. Mimarlık fakültesi, kampüsün en uç noktasında olmasına rağmen, yurdun karışındaki ana yolu geçip solda duran patika yolda yürüyerek, fakülteye yirmi dakikada ulaşabiliyorum. Üstelik yürüyüş yolu güzergahı da şahane…
Çakıl taşları ve ince kumla kaplı patikanın ortasında durup, gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım, dün akşam yağan yağmurun getirdiği toprak kokusu, gök yüzünün maviliğini kaplayan yaşlı, kızıl meşelerin kokusuyla karışmış damakta öyle enfes tat bırakıyordu ki… kokunun her zerresini, beynimin en ücra köşesine kaydedebilmek için derin derin nefesler aldım. Muazzam…
Burası şehrin gürültüsünden, uzakta cennetten bir köşe gibi. Etrafım benim gibi gençlerle dolu, Sonbaharın yeni yeni yüz gösterdiği bu Akdeniz şehrinde ağaçlar hala yem yeşil, çimenler neredeyse bir karış var. Huzur, bu patikada en çokta huzur var, yalnızlığın getirdiği dinginlik…
Nil yanımdan ayrıldıktan sonra bir müddet patika yolun sol tarafına konumlandırılan banklarda oturdum. Sırasıyla; gökyüzünü, çimenleri, karşıdaki ağacın yaprağına konan minik kelebeği, yanıma oturup bana yol arkadaşlığı eden salyangozu, kısaca o an için gözüme hoş gelen her bir köşenin fotoğrafını çekip ablama gönderdim. Ardından yüzümü göğe çevirip ağaç yapraklarından süzülen yağmur damlalarının suratımı öpmesine izin verdim.‘Acaba bu dünya üzerinde, sonbaharı, yağmuru, yağmurda ıslanmayı, toprak kokusunu benim kadar çok seven bir başkası var mıdır?’Diye düşündüm.“Öyle bir kız varsa, lütfen o kız benim en yakın arkadaşım olsun, şayet yağmurun altında el ele koşuşturup ortak zevkleri paylaşabileceğim bir adam karşıma çıkarsa, hayatımı onunla birleştirsem hiç fena olmaz.”dedim kendi kendime, aynı hızla bu saçma fikri kafamdan savmak için başımı iki yana salladım.
Evlenmek benim düşüncem değil, Zümrüt haftalardır beynimi aşk ve erkeklerle ilgili yıkadığı için böyle düşünüyorum.
Evlenmenin benlik olmadığına ve hiçbir erkeğin kafamı karıştırmasına müsaade etmeyeceğime dair kendime söz verdikten sonra başımı önüme eğip, çamur içerisinde kalan ayakkabılarıma baktım.
Gitsem iyi olacak burada oturmaya devam edersem ilk gününü kirli bir elbiseyle tamamlamak zorunda kalacağım.Benim için problem değil ama ablam üzerimdeki kombini hazırlamak için saatlerini harcadı, en azından onun için kirletmeyim demi?
Bir müddet patikayı takip edip, yol ayrımından sağa döndüm. Güzergahın bu kısımları daha sakin. Ben, kendim ve yalnızlığıma ek yanımdan koşarak geçen iki çocuğun dışında kimsecikler yok. Yürüdüm, yürüdüm ve yürüdüm en nihayetinde, fakültemin kiremit kızılı duvarları, yem yeşilin içinde belli belirsiz göründü.
Ring servisinde inen öğrenci kalabalığının arasına karışıp ana binadan içeriye adım attım. Normal şartlarda ahşap kokusunu severim, büyük oymalı kapılar oldum olası dikkatimi çekmiştir ama burası klasik fakültelerden birazcık farklı, orta çağdan kalmış gibi.
Etrafım da tam tur dönüp benim dışımda akan hayatı inceledim. Ana giriş kapısının hemen karşısında ufacık bir fotokopici vardı, daha okulun ilk haftası olmasına rağmen fotokopici ağzına kadar öğrenciyle dolu hatta, kapısında birkaç kişilik sıra oluşmuş. Fotokopicinin solundansa basamakları ve pervazları binanın ahşap yapısından farklı olarak betondan yapılma bir merdiven çıkıyor. Bakışlarımı merdivenleri koşar adım çıkan kalabalıktan çekip tepede asılı duran manasız avizeye diktim.
Bu devasa büyüklükteki avizeden yayılan sarı ışık gözlerimi rahatsı
Yorumlar
- İncil: teşekkür ederim beğenmenize sevindim🌸
- İncil: keyifli okumalar diliyorum
- İncil: teşekkür ederim ✨️
- Pınar Eryılmaz: bölümdeki hareketliliği sevdim