7. Bölüm : ¶AŞK KOKUSU°°°

Sanki…
Sanki yıllardır görmeyi beklediğim manzara buydu.
Beni içine çeken delici yeşil gözler…
Bir anlıktı, kısacıktı ama hasret doluydu.
O yanımdan geçip gittiğinde birkaç dakika kıpırdayamadan öylece durdum.
Vücudumun kas katı kesildiği, üşüdüğüm, sıcakladığım, soluksuz kaldığım bu kısacık zaman diliminde aklımdan bir şeyler geçiyordu ama düşündüklerimi toparlayıp kelimelere dökmeyi bi türlü başaramıyordum.
Dakikalarca karşımdaki boşluğa baktım, az önce onun yürüdüğü yere tarifini edemediğim hislerle baktım. Sonra birden anlayamadığım bir şekilde arkama dönüp, yeşil gözlerin sahibini görmeye çalıştım.
Kalabalığın arasından sadece ensesini seçebildim. Kareli gömleği önce bulanıklaşıp, tamamen kaybolurken elimi istemsizce yumruk yaptım, sonra yapılabilecek en mantıksız şeyi yapıp avuç içimdeki ter birikintisini etek ucuma sildim.
İğrenç, neden böyle bir şey yaptım ki?Umarım görmemiştir.
Gerçi neden görsün ki… beni fark etmedi bile yanımdan geçip gitti.
Gözlerim hala kalabalığın içinde yabancıyı aramaya devam ederken, kalbimden tarifini edemediğim ılık bir sıcaklık süzülüp toprakla buluştu. Bu hisler, ablamdan defalarca kez dinledim aşkın sesi mi yoksa benim hayal dünyamda uydurduğum duygu yoğunluğumu bilmiyorum.
Bu hayatta aşka dair bildiğim tek bir şey varsa, oda mutlu sonun nasıl mahvedileceğidir.
Kulağa komik geliyor ama ben her şeyi eline yüzüne bulaştırıp bok eden insanlardanım. Yine de… gelecekte bir yerde benim için mutlu son varsa denemeye değmez mi? Bence değer, hem de sonunu mahvedebilme ihtimalim olmasına rağmen. Değer...
Kalp atışlarımın normale döndüğü, ani duygu değişiminden kaynaklı reaksiyonların geçmeye başladığındaysa hala kalabalığa bakıp, aptal aptal gülümsüyordum.
Yüzümde beliren salak gülümseme, aklıma Rüya'nın gelmesiyle yerini kaygıya bıraktı. Ayak parmaklarımın ucunda yükselip kalabalığın içine son kez baktım, aradığım kişiyi göremeyince de fakültenin çıkışına doğru yürüdüm.Rüya bahçede beni bekliyordu.
Onu görünce adımlarımı yavaşlatıp yanına gidene kadar nefesimi toparladım.
“Bu ne hız Rüya!"deyip kendimi işaret ederek," Bu minik arkadaşını da düşünerek daha yavaş yürümelisin." Dedim. Rüya önce etrafında tam tur dönüp, alaycı bakışlarıyla," Belki de hızlı yürümesi gereken kişi sensindir. " dedi.
Tebessüm ettiği için mi yoksa aklım hala başkasında olduğu için mi bilmiyorum ama onun bu alaycı lafını gülümseyerek karşıladım. Ağız dolusu kahkaha atıp,” Anladık uzun, güzel, hoş bir kızsın ama aptalsın da.”dedim.
Rüya içtenlikle gülümseyip minik bedenime sarıldı, kolunu omuzumda, otobüs duraklarının olduğu yöne doğru yürürken, kendimi onun küçük kız kardeşi gibi hissettim.
180cm boyundaki gösterişli kızın, 160cm boyundaki minik arkadaşı… Dışarıdan uyumsuz göründüğümüze yemin edebilirim.
Bugün kendime verdiğim söz şu;’Bundan sonra okula gelirken topuklu ayakkabı giyeceksin kızım.’ Oldu.
Arkadaşım beni teselli etmek için; “Uzun boylu olmak pekte güzel Bir şey değil” dediğinde suratımı buruşturup ondan uzaklaştım, neyi kötü olabilir ki? Uzun boylu olmak bence harika diye geçirdim içimden.
Rüya, aklımdan geçenleri okumuşçasına,” Ciddiyim İnci, hem de hiç güzel değil. Şu ayaklarıma bak, kocaman erkek ayağı gibi.’ deyip ayağını ayağımın yanına getirdi. Yumurta topuk, zarif ayakkabısına rağmen ayakları ayağımın yanında oldukça büyük görünüyordu. Kıkırdayarak ayaklarının kaç numara olduğunu sordum.
Elbette cevap vermedi. O halde, minik ayaklara sahip olduğum için mutlu mu olmalıyım, sanırım öyle, 35.5 gurur duyulası bir ayak numarası.
Bahçenin bitimine birkaç adım kala arkadaşımın koluna girip; “Rüya… Dün yurdumun yakınlarında çok şirin bir kafe gördüm, işin yoksa oraya gidelim mi? sana kahve ısmarlarım.” Diye sordum.Arkadaşım, önce kavisli kaşlarını havaya kaldırıp reddedecek gibi yaptı, ardından kolunu tekrardan omuzuma atıp,” Olur, gidelim miniğim.” dedi.
Arkadaş olmak işte bu kadar kolay, doğru insana denk gelmezse bir o kadar zor. Ben Rüyayla yollarımız kesiştiği için mutlu hissediyorum. Mutlu ve şanslı… ‘Üniversite arkadaşlıkları tehlikeli olur, dikkatli ol, insanları tanıyana kadar kendini açma.’ diye tembihlemişti ablam.
Şimdi kafede karşımda oturmuş kahvesini yudumlarken kendinden tatlı tatlı bahseden bu kız, nasıl tehlikeli olsun ki? Bence Rüya hiçte tehlikeli değil, sadece konuşurken bazen uzaklara dalıyor, sanki tanıdığı ama konuşmaya cesaret edemediği birini görüp te tedirgin olmuş gibi öylece bakıyor. Kafede oturup sohbet ettiğim saat dilimde gözü hep arka çaprazımda kalan masadaydı, bu kız nereye bakıyor?‘Acaba başka bir sıkıntısı mı var?’diye düşünüp baktığı yöne döndüğümde, gördüğüm tek şey görüş açımı kapatan kolonlar oldu.
Ardından Rüya geç olduğunu bahane edip kalkmak istedi. Bence bu arkadaşımın en gizemli yönü, durgunlaşıp, hayallere gömülmek.
Bir an önce samimileşip ona, böylesine aklını kurcalayan şeyin ne olduğunu sormak istiyorum ama şu an bunu soracak kadar yakın değiliz.
-----
Üniversitenin ilk günü genel hatlarıyla güzeldi. Hem de ummadığım kadar güzel.
Dersler fena değil, en azından gözümün korktuğu kadar zor değilmiş. Hayallerimin peşinden koşup Mimarlığı seçtim, kafam basmasa, dersleri anlayamasam kahrolurdum.
İyi haber, ben bu işi yaparım. Hem de çok güzel yaparım. Üstelik yalnızda değilim, Rüya var, eksik olduğumuz konularda birbirimize yardım ederiz. Unutmadan, ablamın söylediklerine inat iyi bir arkadaşlık kurduğumu düşünüyorum. Bence biz ömrümüzün sonuna dek Rüyayla iletişimizi hiç koparmayacağız, araya yıllar mesafeler, hoş olmayan anılarda girse arkadaşlığımız daim olacak gibi geliyor.
Yani umarım öyle olur, umarım Rüya beni şaşırtmaz yanılan ben değil de ablam olur. Gece başımı yastığa koyup sokak lambasının aydınlattığı tavanı izlerken aklımdan geçenler bunlar oldu. Aklımdan geçenler sadece bunlar olmadı, itiraf ediyorum.
Yatağın içinde oturup saatlerce bugün ki gördüğüm çocuğu düşündüm. Başımı camdan dışarıya uzatıp, gecenin karanlığında onun nasıl biri olduğunu hayal etmeye çalıştım.
Anlayışlı birine benziyor, sevecen, ılımlı ve olgun… ani karar değişiklikleri ya da fevrilikleri bence yoktur, mizacı yumuşak göründüğü için bu sonucu çıkardım. Kesinlikle gelgitleri olmayan, kararlı birisi. Tahminlerimin hepsinde yanılabilirim ama yanılmayacağımdan emin olduğum tek bir şey varsa oda, gözünün asla dışarıda olmadığı, yakışıklı prensim kesinlikle çapkın değil, buna kalıbımı basarım.
Yahu dibimden geçti ve o yürürken gözlerimi hiç kırpmadan, avel avel suratına baktım. Bana göz ucuyla bile bakmadı, çapkın erkekler, gün sonu skoru için karşılarına çıkan her kızın ağzına düşmez mi? düşer. Ama bu çocuk onlardan birisi değil, bu hususta herkesle iddiaya girebilirim.
İç çekip kendimi yatağa bıraktım, ellerimi ensemde birleştirip tavanı izlerken, aşkın benim için ne anlam ifade ettiğini düşündüm.
Kim bilir, belki de aşk bana yeşili, sevdiren gözlerdir.
________________________
DEVAM EDECEK
________________________
BÖLÜM SONU
Bir insan hayatında kaç kez aşık olur.
Yaşadığım yoğun duygular aşk mıdır yoksa sadece hayranlık mı???
Peki İncinin hissettikleri neydi???
Gece boyu düşündüğü yakışıklı sizce kim???
Yorumlarda buluşalım.
SEVGİYLE KALIN
AŞKLA YAŞAYIN
Kişisel İnstagram adresim:@incil01