Keşfet

8. Bölüm : ¶ ALTIN KIZLAR °°°

KARAMEL DÜŞLER 🔥🤍

8. Bölüm : ¶ ALTIN KIZLAR °°°

Işıl ışıl parlayan bir günden merhaba…

Uyuyan oda arkadaşlarımı dikkate almadan perdeyi sonuna kadar açtım. Gün ışığı odayı da içimi aydınlattığı gibi aydınlattı. Bugün anlam veremediğim bir coşkuya sahibim.

Okula gitmek için bu kadar hevesli olacağım aklıma gelmezdi. Şu işi bak…

Yurttan okula kadar koşabilirim, abartmıyorum gerçekten koşarım, o kadar keyifliyim.Bunun gece gördüğüm rüyayla alakası yok. Sadece… mutluyum, hepsi bu.

Yataktan çıkıp odanın içinde amaçsızca volta atarken kendimi böyle söyleyerek kandırıyordum.

İyi bir yalancı değilsin İnci, bari kendine yalan söyleme… İlk öpücüğünü on saniye gördüğün yeşil gözlü yakışıklıya kaptırdın. Gerçek bir öpücük nasıl hissettirir bilmiyorum ama rüyası beni tatmin etmeye yettiyse, gerçeğini düşünemiyorum.

İtiraf et, hadi itiraf et, onu tekrardan göreceğin için heyecanlısın. Mutluluk sebebin tamda bu… yan yatağımdan gelen, “Enerjini neye borçluyuz?” sorusunu duymazdan gelip, tek kapaklı ufacık ama içine koca bi dünyayı sığdırdığım dolabımın kapağını açtım.

Nil sorusunu yinelerken ben ne giyeceğime karar vermekle meşguldüm.

Ne… rüyamda öpüştüğüm için mutluyum mu deseydim.

Giymeyi planladığım kıyafetleri yatağımın üzerine serip arkadaşıma fikrini sordum,” Seç bakalım, kırmızı mı yoksa pembe mi?”

Nil yanıma kadar gelip sunduğum iki alternatifi değerlendirdi, işaret parmağıyla kırmızı elbiseyi işaret edip.” Kesinlikle kırmızı elbiseyi giymelisin. Kırmızı bütün esmer kadınlara yakışır, hem bu elbisenin modeli mükemmel, artık kimin için hazırlanıyorsan kesin dikkatini çekersin.” Dedikten sonra, elini buklelerimin içine daldır son sözünü söyledi.” Saçlarını da şöyle tepeden mi toplasan, yüzün ufacık ya saçların açık olduğunda suratın görünmüyor.” Deyip banyoya girdi, bende bir süre yatağın üzerinde serili olan kıyafetlerime baktım.

Kırmızı elbise dolaptaki yerine geri dönerken, favori rengim olan pembe, etek, büstiyer takımın giydim. Zavallı oda arkadaşım, banyodan çıkıp beni söylediklerinin tam aksini yapmış halde bulunca, bi süre ağzı açık kaldı sonra yutkunup;” Madem söylediğimi giymeyecektin neden fikrimi sordun ki.” Dedi.

Omuzumu sallayıp, hala hazırlanmamış olan arkadaşıma doğru yürürken,” Çünkü ben böyle biriyim.”Dedim. ‘İnsanların fikrini alır sonra kendi bildiğini okurum.’ bu benim en sevilmeyen ve bütün yakınlarım tarafından en çok eleştirilen yönüm kendimi değiştirmek için çok çabaladım.

İnsanlar kırılmasınlar diye onların söylediklerini yaptığım da çok oldu. Sonra fark ettim ki, diğerlerini kırmamak için uğraşırken, en çokta kendimden ödün vermişim. Şimdilerde öyle değilim, artık uslandım, o an için içimden neyi yapmak geliyorsa onu yapıyorum.

Mesela şu an istediğim şey, bir an önce fakülteye gitmek, yalnız olmak, bunu söylemek üzücü ama… Nil’le yürüyesim hiç yok. Bu sabah kulağımda son ses, en sevdiğim müzikler çalarken bir başıma yürümek istiyorum. Düşündüklerimden habersiz bana yetişmek için hızlıca hazırlanmaya çalışan arkadaşımın omuzuna dokunup;” Acele etme, rahat rahat hazırlan. Benim fakültede işim var, kahvaltı yapmadan çıkacağım.”Dedim.

Nil, sorarcasına suratıma baktı. ’Ne işin var?’ zavallı oda arkadaşıma hesap vermek yerine çantamı alıp odadan çıkmayı tercih ettim. Bu da benim en nefret edilen diğer özelliğim… emin olamadığım şeylerden kimseye bahsetmemek. Üzgünüm Nil, sana;’ çocuğun birinden etkilendim ve onunla tanışmak için fakülteye erkenden gidiyorum.’ Diyemezdim.

----

Normal şartlarda yavaş yürürüm, hantalım, yorulmaktan, hızlı hareket etmekten, nefret ederim. Fakültenin girişindeki duraklara yaklaştığımda kol saatime bakıp yirmi dakikalık yolu sekiz dakikada katettiğimi gördüm.

Bu benim ömrü hayatımdaki en hızlı yürüyüşüm olabilir, ya da düşündüm de koşmuşta olabilirim. Yoruldum, kalbim ağzımda atıyor, kulaklığımdan yükselen son ses müzikse rahatsız etmeye başladı. Yolun karşısına geçmek için yaya yolunun yeşil yanmasını beklerken, durağa yanaşan otobüsten arkadaşım indi.

Rüya, etrafına bakındığı sırada beni görünce olduğu yerde durup yanına gelmemi bekledi. Arkadaşıma yaklaşırken güzellik algımı gözden geçirdim. İnsan; daracık, siyah, kot pantolonun üzerine giydiği basit bit tişörtle sıradan görünmez mi? Bence görünür. Rüyada bu sabah benim, sıradan olarak tanımladığım şekilde giyinmiş.

Dapdar siyah bir pantolon ve üzerinde minik parıltıları olan sade bir tişört, ama sıradan mı? asla sıradan değil. Güzel görünüyor. Çok güzel görünüyor. Ona yaklaşırken aklımda;"Gerçek bir esmer güzeli."Diye geçirdim.

İnsanı içine çeken kömür karası bakışları, aramızdaki mesafeye rağmen dikkatimi çeken ilk şey oldu. Yaklaştıkça yüzüne daha da hayran kaldım, kırpıştırdıkça kaşına değen kirpiklerin, suratına yakışan kakülü, kendinden dalgalı saçları ve o dik duruşu. Havalı, kendinden emin ve fazlasıyla çekici bir kız, farkında değil ama etrafındaki gözlerin çoğu da Rüyanın üzerinde.

“Günaydın İnci, bu sabah erkencisin.” Diyen arkadaşıma sarılırken cevap verdim.Ah evet, bugün, güne enerjik başladım.”

Mutluluk, huzur, sevgi, heyecan, umut, ağız dolusu gülüşler, başarmışlık hissi ve dile getiremediğim pek çok duyguyu bu sabah arkadaşımla beraber yürüdüğümüz dakikalarda anladım.

İkimiz kol kola kafeteryaya girerken, alakasız konulardan bahsedip midemiz bulanana kadar güldük. Biz birbirine pek benzemeyen, iki zıt karaktere sahip kızlarız ama bi yönden de aynı gibiyiz. Ortak yönlerimizi, benzer zevklerimiz var gibi, bunu da arkadaşımın gözleriyle işaret ettiği çocuğa baktığımda fark ettim.

Kafeteryada, arka masamızda oturan, güleç yüzlü, sevimli, birazcık geveze, ortalama boylarda bebek suratlı tatlı çocuk ondan konuştuğumuzdan habersiz arkadaşlarıyla kahvaltı ederken, ben arkadaşımın zevkini, tebrik edip;“Gülümsemesi güzelmiş, boyu biraz daha uzun olsa harika bir ikili olurdunuz.”dedim.

Rüya pek iç açıcı görünmeyen, tostundan ısırık alıp; “Kendim için değil salak, senin için beğendim… Hem gözleri benim değil senin üzerinde.” dediğinde çocuğa bir kez daha bakmak için başımı arkaya çevirip kendi kendime mırıldandım.”Öyle mi dersin?”Bu tatlı çocukla dün karşılaşmış olsak beğenilmiş olmak belki gururumu okşar, konuşup tanışmak isteyebilirdim ancak talihim, karşıma beklenmedik anda ummadığım birisini çıkardı.

Bütün şanslarımı dün ki çocuktan yana kullanacak gibiyim.

Rüya defalarca kez, çocuğun bana baktığını, ona bir şans vermem gerektiğini söylemiş olsa da ona kulak vermeyip sükûnet içinde kahvaltımı yaptım. Zaten, Rüya da çok fazla üsteleyemedi zira artık masada iki kişi değil altı kişiydik. Altın kızların koca sınıf içinde arkadaşlık kurmaya karar verdikleri kişiler biz olmuşuz.

Kafeteryaya girdiklerinde etraflarına şöyle bi bakıp, özel bir şey mi konuşuyorsunuz diye sorma zahmetine girmeden bizim yanımıza otur verdiler. Altı kişilik devasa kız grubumuzdan kahkaha sesleri yükselirken, etrafımızdaki insanlar bize bakıyordu. Daha önce; dikkat çekmeyi, göz önünde olmayı sevmediğimi söylemiştim demi…

Ufalıp, sandalyede aşağı doğru kayarken, utançla başımı önüme eğip, gözlerimi kaçırmaya çalıştığım sırada karşımda oturan Simgeyle göz göze geldim. Simge diğerleri kadar girişken değil, birazcık utangaç, birazcık çekingen baya da duygusal birine benziyor. Altın kızların içinde eğreti duran kişi ne yazık Simge.

Tarzları zevkleri hayata bakış açıları o kadar farklı ki, böyle giderse dörtlüden şutlanan ilk kişi o olacak gibi. Utandıkça yanakları al al kızaran bu sevimli kızı gülümseyerek izlediğimi fark ettim. Ateş kızılına boyadığı saçlarıyla gülümsemesini saklamaya çalışırken ela gözleri bilye misali parlıyordu.

Altın kızların içerisinde anlaşabileceğim tek kişinin Simge olduğunuysa aynı saçma esprileriye tebessüm ettiğimizde anladım. Simge bize benziyor, günün birinde yanındaki fettanlar tarafından şutlanırsa, onunla arkadaş olmayı isterim ama altın kızlarla asla arkadaşlık kuramam.

Hoş, onlarında bizimle arkadaş olmak istedikleri söylenemez. Müge’nin mecburiyetten yanımızda durduğu çok belli, Doğa ve Beril’in bizden nefret ediyor olabilirler, özellikle Beril ya bizi sevmedi ya da Rüy