“Ekrandaki Adam”🖤

Arabaya bindik ve yola çıktık. Arabadaki herkes bana endişeli gözlerle bakıyordu.
Titriyordum. Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Ne olduğunu anlamıyordum.
Melek: Durun…
Can hemen frene bastı.
Arabadan iner inmez kenara geçtim ve kustum.
Can yanıma geldi.
Can: İyi misin?
Saçlarımı tuttu ve bana su verdi.
Sinan: Hastaneye gidelim mi?
Cevap veremedim. Artık ayakta bile duramıyordum. Dizlerimin bağı çözüldü ve düşecekken Can beni tuttu.
Can: Sür. Hemen!
Sonrasını hatırlamıyorum.
Gözlerimi açtığımda bir odadaydım. Başucumda bir hemşire duruyordu.
Hemşire: İyi misin küçük hanım?
Etrafıma baktım.
Melek: Burası neresi?
Hemşire: Can Bey'in evi. Ben de hemşireyim. Nasıl hissediyorsunuz?
Melek: Daha iyi…
Tabii, ne kadar iyi olduğumu söylesem de aslında hiç iyi değildim.
Hemşire yatağı düzenledi.
Hemşire: Bugün burada kalmanız gerek. Can Bey'e de söyledim. Rahat bir yatağa geçin, ben yanınızda olacağım.
Sonra gülümsedi.
Melek: Annem merak eder, olmaz.
Tam o sırada kapı açıldı.
Can içeri girdi.
Can: Hallettim ben onu.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Melek: Nasıl yaptın?
Can kaşlarını kaldırdı.
Can: Neyi?
Melek: Annemi.
Can: Annene mesaj attım. Arkadaşlarla ders çalışacağımızı söyledim.
Bir an sustum.
Melek: Sağ ol.
Odaya geçtim. Can kapının önünde durdu.
Can: Bir isteğin olursa seslen. Kendini iyi hissetmezsen hemşire burada.
Melek: Tamam, sağ ol.
Can çıktı.
Televizyonu açtım.
Aslında iyi biri gibi…
GİBİ.
Tam çözemedim onu.
Hem öyleydi…
Hem de böyle.
Televizyondaki haberlerin sesi düşüncelerimi böldü.
Haber spikeri: Dün gece ortadan kaybolan şahıs için arama çalışmaları devam ediyor. Yakınları, şahsın kaybolduğunu bildirirken polis ekipleri bölgede araştırmalarını sürdürüyor.
Bir anda ekrandaki fotoğrafı gördüm.
O adamdı.
Az önce gömdükleri adam.
Nefesim kesildi.
Elim ağzıma gitti.
Melek: CAN!