Keşfet

“Geri Dönüş Yok”🖤

KARANLIĞIN İÇİNDE AŞK.

“Geri Dönüş Yok”🖤

Uyandım. Üzerime beyaz bir crop ve siyah şort tulum giydim. Saçlarımı açık bıraktım. Hafif makyajımı yapıp evden çıktım. Kulaklıklarımı taktım ve yolda bugün olacakları düşünüp durdum.

Okula vardığımda Can, Sinan ve Kerim kapının önünde sıralanmış beni bekliyorlardı.

Melek: Ne acele bu?

Kerim: Artık beraberiz, unuttun mu?

Can: Yürüyün, derse geç kalacağız.

Hep beraber sınıfa girdik. Ders boyunca aklım başka yerdeydi. Sonunda okul çıkışı geldiğinde Arda yanıma geldi. Ben de onun yanına gittim.

Melek: Nereye gitsem peşimdesin.

Arda: Kurtulamazsın tabii.

Tam o sırada Can seslendi.

Can: Hadi Melek, gidiyoruz.

Arda: Melek gelemez.

Can bir anda kolumdan tuttu ve beni arabaya bindirdi. Arda şaşkın şaşkın arkamızdan bakıyordu.

Melek: Sen ne yapıyorsun odun musun? Yeter artık!

Sinan: Melek, onu dün peşimizden gelmeden önce düşünecektin.

Can: Kesin, hadi!

Arabaya bindik. Yolda Arda sürekli beni arıyordu. Telefonum durmadan çalıyordu. Sonunda Can elimden telefonu çekip aldı ve açtı.

Can: Arama yeter!

Bir an sustu.

Can: Müsait değiliz.

Telefonu kapattı.

Gerçekten Arda'ya karşı mahcup olmuştum. Can'a dönüp baktım ama artık konuşacak mecalim yoktu.

Kerim: Can, kardeşim, sen bu kızdan ne istiyorsun?

Can sırıttı.

Can: Hiçbir şey.

Ne olduğunu anlamıyordum. İçimde kötü bir his vardı.

Bir süre sonra Sinan önden seslendi.

Sinan: Geldik gençler.

Arabadan indik.

Can bana döndü.

Can: Melek, sen gelme içeri.

Sinan: Evet.

Kerim: Gerçekten gelme ama. Laf olsun diye söylemiyoruz.

Melek: Aman tamam.

Onlar içeri girdiler. Ben dışarıda beklemeye başladım.

Dakikalar sonra kapı açıldı.

Üçü dışarı çıktı.

Ama yalnız değillerdi.

Bir adamı baygın hâlde sürüklüyorlardı.

Gözlerim büyüdü.

Melek: Oha… Adam öldü mü?

Sinan: Melek, bağırma!

Kerim: Şimdi ne yapacağız?

Can hiç düşünmeden cevap verdi.

Can: Ben biliyorum.

Arabaya bindik. Gece vakti, sessiz ve kimsenin olmadığı bir yere geldik.

Arabadan indiğimizde etraf zifiri karanlıktı.

Melek: Ee… şimdi ne olacak?

Can bana baktı.

Can: Gömeceğiz.

O an dünya başıma yıkıldı.

Gerçekten ölmüş müydü?

Olduğum yere yığılıp kaldım.

Katillerdi.

Artık ben de onların sırrını biliyordum.

Sanki ben de bu suçun ortağı olmuştum.

Ama bu benim taşıyabileceğim bir yük değildi.

Kerim yanıma geldi.

Kerim: İyi misin?

Yüzüme baktı ve cevabı kendisi verdi.

Kerim: Değilsin tabii. Gel, arabaya gidelim.

Arabaya geçtik. Kerim bana bir şey verdi. Arka koltuğa uzandım ve boş boş tavana bakmaya başladım.

Kerim: Gitmem gerek. Geleceğiz, bekle.

Başımı bile kaldıramadım.

Bir süre sonra kapılar açıldı.

Can ve Sinan geri geldiler.

Üstleri toprak ve kan içindeydi.

Onları görünce mideme bir ağrı girdi.

Melek: Ben katil olamam… Bunu kaldıramam.

Can bana doğru baktı.

Can: Kızım, ama artık konuştun.

Bir an sustu.

Can: Tamam. Bizim üstümüzde suç.

Uyandım. Üzerime beyaz bir crop ve siyah şort tulum giydim. Saçlarımı açık bıraktım. Hafif makyajımı yapıp evden çıktım. Kulaklıklarımı taktım ve yolda bugün olacakları düşünüp durdum.

Okula vardığımda Can, Sinan ve Kerim kapının önünde sıralanmış beni bekliyorlardı.

Melek: Ne acele bu?

Kerim: Artık beraberiz, unuttun mu?

Can: Yürüyün, derse geç kalacağız.

Hep beraber sınıfa girdik. Ders boyunca aklım başka yerdeydi. Sonunda okul çıkışı geldiğinde Arda yanıma geldi. Ben de onun yanına gittim.

Melek: Nereye gitsem peşimdesin.

Arda: Kurtulamazsın tabii.

Tam o sırada Can seslendi.

Can: Hadi Melek, gidiyoruz.

Arda: Melek gelemez.

Can bir anda kolumdan tuttu ve beni arabaya bindirdi. Arda şaşkın şaşkın arkamızdan bakıyordu.

Melek: Sen ne yapıyorsun odun musun? Yeter artık!

Sinan: Melek, onu dün peşimizden gelmeden önce düşünecektin.

Can: Kesin, hadi!

Arabaya bindik. Yolda Arda sürekli beni arıyordu. Telefonum durmadan çalıyordu. Sonunda Can elimden telefonu çekip aldı ve açtı.

Can: Arama yeter!

Bir an sustu.

Can: Müsait değiliz.

Telefonu kapattı.

Gerçekten Arda'ya karşı mahcup olmuştum. Can'a dönüp baktım ama artık konuşacak mecalim yoktu.

Kerim: Can, kardeşim, sen bu kızdan ne istiyorsun?

Can sırıttı.

Can: Hiçbir şey.

Ne olduğunu anlamıyordum. İçimde kötü bir his vardı.

Bir süre sonra Sinan önden seslendi.

Sinan: Geldik gençler.

Arabadan indik.

Can bana döndü.

Can: Melek, sen gelme içeri.

Sinan: Evet.

Kerim: Gerçekten gelme ama. Laf olsun diye söylemiyoruz.

Melek: Aman tamam.

Onlar içeri girdiler. Ben dışarıda beklemeye başladım.

Dakikalar sonra kapı açıldı.

Üçü dışarı çıktı.

Ama yalnız değillerdi.

Bir adamı baygın hâlde sürüklüyorlardı.

Gözlerim büyüdü.

Melek: Oha… Adam öldü mü?

Sinan: Melek, bağırma!

Kerim: Şimdi ne yapacağız?

Can hiç düşünmeden cevap verdi.

Can: Ben biliyorum.

Arabaya bindik. Gece vakti, sessiz ve kimsenin olmadığı bir yere geldik.

Arabadan indiğimizde etraf zifiri karanlıktı.

Melek: Ee… şimdi ne olacak?

Can bana baktı.

Can: Gömeceğiz.

O an dünya başıma yıkıldı.

Gerçekten ölmüş müydü?

Olduğum yere yığılıp kaldım.

Katillerdi.

Artık ben de onların sırrını biliyordum.

Sanki ben de bu suçun ortağı olmuştum.

Ama bu benim taşıyabileceğim bir yük değildi.

Kerim yanıma geldi.

Kerim: İyi misin?

Yüzüme baktı ve cevabı kendisi verdi.

Kerim: Değilsin tabii. Gel, arabaya gidelim.

Arabaya geçtik. Kerim bana bir şey verdi. Arka koltuğa uzandım ve boş boş tavana bakmaya başladım.

Kerim: Gitmem gerek. Geleceğiz, bekle.

Başımı bile kaldıramadım.

Bir süre sonra kapılar açıldı.

Can ve Sinan geri geldiler.

Üstleri toprak ve kan içindeydi.

Onları görünce mideme bir ağrı girdi.

Melek: Ben katil olamam… Bunu kaldıramam.

Can bana doğru baktı.

Can: Kızım, ama artık konuştun.

Bir an sustu.

Can: Tamam. Bizim üstümüzde suç.