Tehlikeli Plan. 🖤

Uyandım.
Bugün rahat giyinmek istiyordum. Dolabımdan gri eşofmanımı ve siyah cropumu çıkardım. Saçlarımı dağınık bir topuz yaptım. Kulaklığımı başıma geçirip makyajımı yaptım ve fazla oyalanmadan direkt yola koyuldum.
Okula vardığımda Can yine aynı yerdeydi.
Motoruna yaslanmış, yere doğru düşünceli bir şekilde bakıyordu.
Ama beni gördüğü anda başını kaldırdı.
Gözleri direkt bana kilitlendi.
Bir süre öylece baktı.
Nesi var bunun?
Bir türlü anlayamıyordum.
Onun yanından geçip hiçbir şey olmamış gibi okula girdim.
Dersler başladı. Birkaç ders gördükten sonra lavaboya gitmek için sınıftan çıktım.
Tam lavaboya girdiğimde telefonum titredi.
Yine mesaj.
Gizli Numara: Soruma cevap vermedin.
Kaşlarımı çattım.
Melek: Ne sorusu?
Cevap hemen geldi.
Gizli Numara: O çocuk... Arda.
Mesajı okuduğumda kendimi tutamadım ve hafifçe tebessüm ettim.
Melek: O arkadaşım. Arda çok tatlıdır.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Gizli Numara: Tatlı?
Ardından bir mesaj daha geldi.
Gizli Numara: Daha çok yılışık biri bence.
İstemeden güldüm.
Melek: Komiksin.
Telefon yeniden titredi.
Gizli Numara: Bugün güzel görünüyorsun.
Kaşlarımı kaldırdım.
Melek: Her zamanki gibi.
Cevap gecikmedi.
Gizli Numara: Bu kez eşofman giymişsin. Yakıştı...
Bir an duraksadım.
Demek gerçekten beni görüyordu.
Etrafıma bakındım.
Melek: Sen nerdesin? Beni görüyor musun?
Karşı tarafın cevabı yine gizemliydi.
Gizli Numara: Benim her yerde gözüm var.
İçimden bir ürperti geçti.
Melek: Saçma.
Telefonu cebime koydum.
Ama aklımdaki soru gitmiyordu.
Bu kişi kimdi?
Ve beni nereden görüyordu?
Telefonum bir kez daha titredi.
Gizli Numara: Okuldan sonra ne yapacaksın?
Bu kez sinirlendim.
Melek: Sanane.
Telefonu kapatıp lavabodan çıktım.
Teneffüste bir köşeye geçip resim çiziyordum.
Kalemim kâğıdın üzerinde ilerlerken birden yanıma Sinan ve Kerim gelip oturdu.
Sinan çizime bakıp gülümsedi.
— Ne çiziyorsun? Güzelmiş.
Kerim de çizime baktı.
— O harika.
Tebessüm ettim.
— Teşekkürler.
Tam o sırada önüme bir gölge düştü.
Başımı kaldırdım.
Can.
Kaşlarımı çattım.
— Ne önümde duruyorsun? Git şuradan, ucube.
Can bana birkaç saniye baktı.
Sonra sakin bir şekilde konuştu.
— Değiştiğini düşünmüştüm dün.
Dün söylediklerini hatırlayınca ona baktım.
— Niye? Neymişim, ben korkak mıyım?
Evet...
Korkmuştum.
Ama artık korkum azalmıştı.
Can hafifçe gülümsedi.
— Değilsin tabii, canım.
Sinan hemen Can’a dönüp şaşkın bir ifadeyle baktı.
— Canım mı?
Kerim de hemen lafa girdi.
— Canımmmm!
İkisi de Sinan'a cilve yaparak Can'la dalga geçmeye başladılar.
Resmen Can’la uğraşıyorlardı.
Can’ın duyamayacağı kadar uzak değildi ama buna rağmen yaptıkları şeye ben bile gülmüştüm.
Can başını iki yana salladı.
— Susun hadi, gidelim.
Tam kalkacaklardı ki Sinan bana döndü.
— Melekkkkk, gelmek ister misin?
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
— Ben...
Can hemen araya girdi.
— Korkak. O gelmez bizimle.
Sinirlenip ayağa kalktım.
— Değilim! Geliyorum. Nereye?
Kerim sırıttı.
— İşe yaniii... Temizliğe diyebiliriz. Adam kaçırmaya.
Şaşkınlıkla yüzlerine baktım.
— Ne diyorsun?
Sinan sakin bir şekilde konuştu.
— Korkma. Sen etrafı gözlersin.
Kaşlarımı çattım.
— Ben niye suçsuz birini kaçırmanıza yardım edeyim? Deli miyim?
Kerim bu kez ciddileşti.
— Bu adam suçsuz değil. Ufak kızları dolandıran biri.
Sonra uzun uzun neler yaptığını anlattılar.
Anlattıkları şeyleri duydukça söylediklerinin nedenini anlamaya başladım.
Haklıydılar.
Sinan son olarak:
— Biz de cezasını keseceğiz, dedi.
Bir an düşündüm.
Sonra derin bir nefes aldım.
— Geliyorum.