Keşfet

25. Bölüm: Büyüyen Önyargılar

🩸 KATİL ARAMIZDA.

KATİL ARAMIZDA

25. Bölüm: Büyüyen Önyargılar

DNA sonucunun ortaya çıkmasının üzerinden birkaç gün geçmişti. Elif ve Defne birbirlerine destek olmaya çalışıyordu ama ailelerinde işler pek yolunda gitmiyordu.

İki evde de aynı konu dönüp dolaşıp yeniden açılıyordu. Kimin kiminle görüşeceği, kimin neyi bilip bilmediği ve geçmişte neler yaşandığı...

Başlangıçta herkesin biraz zamana ihtiyacı olduğu söylenmişti. Fakat zaman geçtikçe insanlar birbirlerine daha anlayışlı davranmak yerine, en küçük sözden bile alınmaya başlamıştı.

Yılmazların Evi

Elif kahvaltı masasında çantasını hazırlıyordu.

"Anne, ben Defne'yle buluşacağım. Öğleden sonra dönerim."

Aylin başını salladı.

"Tamam kızım. Dikkatli olun."

Kemal çayını masaya bıraktı.

"Son günlerde sürekli onunla görüşüyorsun."

Elif başını kaldırdı.

"Defne benim arkadaşım, baba. Neden görüşmeyeyim?"

"Öyle demedim. Biraz da evde vakit geçirsen diyorum."

"Zaten evdeyim. Sadece arkadaşımı görmek istiyorum."

Kemal'in yüzü gerildi.

"Her söylediğime de karşı çıkmasan olmaz mı?"

Elif şaşkınlıkla babasına baktı.

"Ben sana karşı çıkmıyorum. Sadece neden böyle konuştuğunu anlamıyorum."

Masada kısa bir sessizlik oldu.

Zeynep, önündeki ekmeğiyle oynarken araya girdi.

"Baba, Elif abla sadece Defne'yle buluşacak."

Kemal kızına döndü.

"Sen de karışma, Zeynep."

Zeynep sustu. Elif ise sandalyesini geriye çekti.

"Tamam. Bir daha da hiçbir şey söylemem."

Aylin hemen araya girdi.

"Elif, öyle demek istemedi."

"Anne, her seferinde aynı şey oluyor. Defne'yle görüşmek istiyorum, sorun oluyor. Bir şey soruyorum, sorun oluyor. Ben ne yapayım?"

Kemal cevap vermedi.

Elif çantasını alıp odasına çıktı. Birkaç dakika sonra evden ayrıldı.

Aras, babasının karşısına geçti.

"Son zamanlarda ona gereğinden fazla yükleniyorsun."

Kemal sertçe baktı.

"Sen de mi başladın?"

"Başlamadım baba. Sadece gördüğümü söylüyorum. Elif zaten ne düşüneceğini bilmiyor. Bir de bizimle tartışmak zorunda kalmasın."

Kemal ayağa kalktı.

"Bu konuyu uzatmayacağım."

Aras, babasının arkasından baktı. Kemal'in neden bu kadar gerildiğini anlayamıyordu. Ancak bir şeyden emin olmaya başlamıştı: Babası, hastane kayıtlarıyla ilgili konuşulmasından hiç hoşlanmıyordu.

Karaca Evinde

Defne hazırlanıp merdivenlerden indiğinde Deniz salondaydı.

"Çıkıyor musun?" diye sordu.

"Evet. Elif'le buluşacağım."

Deniz başını kaldırdı.

"Yine mi?"

Defne durdu.

"Deniz, ne demek yine mi?"

"Bir şey demek istemedim."

"Ama söyledin işte."

Mert, koltuktan başını kaldırdı. Tartışmanın büyüyeceğini anlamıştı.

Deniz devam etti:

"Defne, bu olanlar hepimizi etkiledi. Biraz da bizi düşün."

Defne'nin yüzü değişti.

"Sizi düşünmediğimi kim söyledi? Ben de sizinle aynı evde yaşıyorum. Benim de kafam karışık."

"Öyleyse neden sürekli Elif'le birliktesin?"

"Çünkü o da aynı şeyi yaşıyor! Beni en iyi anlayabilecek kişilerden biri o."

Deniz bir an sustu ama geri adım atmadı.

"Ben sadece her şeyin bu kadar çabuk değişmesini istemiyorum."

Defne'nin sesi yumuşadı ama kırgınlığı belliydi.

"Ben de istemiyorum. Sence ben bunu seçtim mi?"

Mert ayağa kalktı.

"Deniz, yeter artık. Kız yalnızca arkadaşıyla buluşacak."

Deniz kardeşine döndü.

"Sen de hemen onu savunuyorsun."

"Çünkü haksızlık ediyorsun."

Defne daha fazla dinlemedi. Çantasını alıp kapıya yöneldi.

Tam çıkarken Orhan çalışma odasından geldi.

"Nereye gidiyorsun?"

Defne gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

"Baba, lütfen sen de başlama."

Orhan kaşlarını çattı.

"Ben sadece sordum."

"Elif'le buluşacağım. Her seferinde bunu açıklamak zorunda mıyım?"

Orhan bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu.

Defne kapıyı açtı.

"Ben sizden izin istemiyorum. Sadece beni anlamanızı istiyorum."

Kapı kapandıktan sonra salonda kimse konuşmadı.

Mert, babasına baktı.

"Defne'nin üzerine gitmeyin. Zaten yeterince zorlanıyor."

Orhan'ın yüzü ciddileşti.

"Ben onun iyiliğini düşünüyorum."

"Öyleyse bunu ona hissettirin."

Mert de odasına çıktı. Deniz ise koltuğa oturup ellerini yüzüne kapattı. Elif'e karşı duyduğu rahatsızlığın Defne'yi de incittiğini yeni yeni fark ediyordu.

İki Kızın Şüpheleri

Elif ile Defne parkta buluştuklarında birbirlerinin yüzüne bakmaları yetti.

"Sen de tartıştın, değil mi?" diye sordu Elif.

Defne iç çekti.

"Deniz başladı, babam devam etti. Sen?"

"Babam da sağ olsun, sabahımı mahvetti."

İkisi de istemeden güldü.

Sonra bir banka oturup yaşadıklarını anlattılar.

Defne bir süre sessiz kaldı.

"Elif, sence babalarımız neden bu kadar huzursuz?"

Elif ayakkabısının ucuyla yerdeki küçük taşı itti.

"Bilmiyorum. Ama babam eski hastane kayıtlarından söz edilince hemen konuyu değiştiriyor."

"Benimki de öyle."

Elif ona döndü.

"Sen de fark ettin mi?"

Defne başını salladı.

"Geçen gün ona geçmişte ne olduğunu sordum. Doğru düzgün cevap vermedi. Sanki konuşursak bir şey olacakmış gibi davranıyor."

Elif'in içi sıkıldı.

"Ya gerçekten bir şey biliyorlarsa?"

Defne hemen cevap vermedi.

"Olabilir. Ama sadece şüphelendiğimiz için onları suçlayamayız."

"Ben de zaten suçlamak istemiyorum. Sadece neden bize açıkça konuşmadıklarını anlamak istiyorum."

Defne arkadaşının elini tuttu.

"Öğreniriz. Ama acele edip birbirimizi de ailelerimizi de daha fazla üzmeyelim."

Elif başını salladı.

Yine de ikisinin de aklında aynı soru kalmıştı: Aileleri yalnızca yaşananlara alışmaya mı çalışıyordu, yoksa geçmişte gerçekten bildikleri bir şey mi vardı?

Karakoldaki Yeni İpucu

Başkomiser Murat Demir, eski hastane dosyasını masasına yaymıştı. Komiser Selin Arslan içeri girdiğinde hâlâ aynı sayfayı inceliyordu.

"Bir şey mi buldun?" diye sordu Selin.

Murat önündeki belgeyi ona uzattı.

"DNA sonucunun teslim edildiği günle ilgili ek bir kayıt var."

Selin belgeyi okudu.

"Arşiv odasına yetkisi olmayan birinin girdiği mi yazıyor?"

"Evet. Ama kişinin adı yok. Sadece bir saat ve küçük bir işaret."

"Bu kayıt daha önce dosyada yoktu."

"Ben de onu söylüyorum. Neriman'ın araştırdığı belgelerle bağlantılı olabilir."

Selin sandalyeye oturdu.

"Yani biri arşive girmiş, sonra da DNA sonucu ortadan kaybolmuş olabilir mi?"

"Olabilir. Ama elimizde sonucu kimin aldığına ya da birinin onu sakladığına dair kesin kanıt yok."

Selin dosyanın diğer sayfalarına baktı.

"Neriman bu kayıtları araştırırken bir şey öğrenmiş olabilir."

Murat başını salladı.

"Ve öğrendiği şey, birinin korkmasına neden olmuş olabilir. Fakat bu, katilin kim olduğunu göstermez."

"Eski hastane çalışanlarıyla yeniden görüşelim mi?"

"Önce bu giriş kaydını hazırlayan kişiyi bulalım. İşaretin ne anlama geldiğini öğrenebilirsek bir adım ilerleriz."

Murat belgeyi ayrı bir dosyaya koydu.

Soruşturma hâlâ çıkmaza girmiş gibi görünüyordu. Ama ilk kez, eski kayıtların arasında daha önce dikkat edilmeyen bir ayrıntı ortaya çıkmıştı.

Orhan'ın Telefonu

O akşam Orhan çalışma odasında otururken telefonu çaldı. Arayan numara kayıtlı değildi.

"Alo?"

Karşıdaki kişi bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

"Polis eski teslim kaydını bulmuş."

Orhan'ın yüzündeki ifade değişti.

"Nereden biliyorsun?"

"Bu önemli değil. Önemli olan, araştırmanın yeniden hızlanması."

Orhan ayağa kalktı.

"Bana ne yapmam gerektiğini söylemek için mi aradın?"

"Hayır. Sadece artık daha dikkatli olman gerektiğini hatırlatıyorum."

Orhan'ın sesi sertleşti.

"Ben ne yaptığımı biliyorum."

"Umarım."

Telefon kapandı.

Orhan birkaç saniye boyunca ekrana baktı. Sonra masasının alt çekmecesini açtı. İçinden eski, sararmış bir zarf çıkardı.

Zarfı açmadı. Üzerindeki tarihe baktı ve yeniden yerine koydu.

O sırada koridordan bir ses geldi.

"Baba?"

Orhan çekmeceyi kapatıp ayağa kalktı.

"Gel, Defne."

Defne kapıda durdu.

"Bir şey soracağım."

"Sor."

"Ben doğduğum gün hastanede ne olduğunu gerçekten bilmiyor musun?"

Orhan'ın yüzü bir anlığına gerildi.

"Defne, bu konuyu daha önce konuştuk."

"Hayır, konuşmadık. Sen yalnızca bilmediğini söyledin. Ben de artık buna inanıp inanmayacağımı bilmiyorum."

Orhan kızına baktı.

"Ben senin babanım. Bunu unutma."

Defne'nin gözleri doldu ama sesini yükseltmedi.

"U