27. Bölüm: Geçmişin Gölgesi
KATİL ARAMIZDA
27. Bölüm: Geçmişin Gölgesi
Elif, gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştı. Aras'la yaşadığı tartışma aklından çıkmıyordu. Abisinin onu korumak istediğini biliyordu ama her kararına karışması canını sıkıyordu.
Sabah kahvaltıya indiğinde Aras masadaydı. Göz göze geldiler ama ikisi de konuşmadı.
Aylin, aralarındaki gerginliği fark ederek Elif'e döndü.
“Bugün okuldan sonra ne yapacaksın?”
“Defne'yle buluşacağım.”
Aras başını kaldırdı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
Elif ona baktı.
“Bir şey mi diyecektin?”
“Dün konuştuklarımızı düzeltmek istiyorum.”
Elif'in yüzü biraz yumuşadı ama kırgınlığı geçmemişti.
“Şimdi konuşmak istemiyorum, Aras. Akşam konuşuruz.”
Aras itiraz etmedi.
Elif kahvaltısını bitirip odasına çıkarken Zeynep abisine döndü.
“Onu kırdığını fark ettin, değil mi?”
“Fark ettim.”
“O zaman hemen düzelmesini bekleme.”
Aras kardeşine baktı ama cevap vermedi. Zeynep'in haklı olduğunu biliyordu.
Karaca ailesinin evinde Defne de hazırlanıyordu. Çantasını alırken kapısı çalındı. İçeri Deniz girdi.
“Elif'le buluşacaksın, değil mi?” diye sordu.
Defne iç çekti.
“Evet, Deniz. Yine bunun için mi geldin?”
“Hayır. Dün söylediklerim hakkında konuşmak istiyorum.”
Defne sustu.
Deniz bir süre ne diyeceğini düşündü.
“Sana sürekli karışmamın doğru olmadığını biliyorum. Sadece her şeyin değişmesinden korkuyorum.”
“Ben de korkuyorum,” dedi Defne. “Ama bunu sana anlatmaya çalıştığımda sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi davranıyorsun.”
“Öyle hissettirmek istemedim.”
“Ama öyle hissediyorum.”
Deniz başını eğdi.
“Seni kaybetmek istemiyorum.”
Defne'nin gözleri dolacak gibi oldu ama kendini toparladı.
“Ben de sizi kaybetmek istemiyorum. Fakat artık bazı sorularım var. Bunları sormam, sizi sevmediğim anlamına gelmiyor.”
Deniz bu kez karşılık vermedi. Kız kardeşinin ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu.
“Akşam konuşabilir miyiz?” diye sordu.
“Belki. Biraz zamana ihtiyacım var.”
Defne odadan çıktı. Deniz de arkasından gitmedi.
Salonda oturan Orhan, kızının evden çıktığını görünce telefonunu cebine koydu. Deniz'in yanına gelmesini beklemeden çalışma odasına yöneldi.
Deniz arkasından seslendi.
“Baba, Defne'yle konuşman gerekiyor.”
Orhan durdu.
“Konuşuruz.”
“Ne zaman? Kızın senden bir şey saklamıyor. Sadece kendi hayatıyla ilgili sorularına cevap arıyor.”
Orhan'ın yüzü sertleşti.
“Ben onun iyiliğini düşünüyorum.”
Deniz bu kez geri adım atmadı.
“Bazen onun iyiliğini düşünmekle onun yerine karar vermeyi birbirine karıştırıyorsun.”
Orhan cevap vermeden çalışma odasına girdi.
Deniz, babasının neden bu kadar gerildiğini anlayamıyordu.
Elif ve Defne okul çıkışında parkta buluştu. Bir süre yürüdükten sonra boş bir banka oturdular.
“Deniz seninle konuştu mu?” diye sordu Elif.
“Konuştu. Biraz yumuşadı ama hâlâ ne yapacağımı anlamıyor.”
“Aras da benimle konuşmak istedi. Ben de akşama bıraktım.”
Defne çantasını yanına koydu.
“Keşke ailelerimiz bize biraz zaman tanısa.”
Elif başını salladı.
“Ben de bunu istiyorum. Bir anda her şeyi değiştirmeye çalışmıyorum. Sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.”
“Peki, sence babalarımız neden hastane kayıtları açıldığında bu kadar geriliyor?”
Elif bir süre düşündü.
“Bilmiyorum. Belki de bizim bilmediğimiz bir şey vardır.”
“Bu, bir şey sakladıkları anlamına gelmez.”
“Biliyorum. Ama ikisinin de aynı konudan rahatsız olması tuhaf.”
Defne cevap verecekti ki telefonu çaldı. Ekranda bilinmeyen numara yazıyordu.
Aramayı açtı.
“Alo?”
Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.
“Kimsiniz?”
Bir erkek sesi duyuldu.
“Geçmişi araştırmayı bırakın.”
Defne doğruldu.
“Ne demek istiyorsunuz?”
“Her şeyi öğrenmek zorunda değilsiniz. Bazen bazı gerçekleri bilmemek daha iyidir.”
Defne'nin sesi sertleşti.
“Bizi neden arıyorsunuz? Siz kimsiniz?”
Karşı taraf cevap vermeden telefonu kapattı.
Defne bir süre ekrana baktı. Elif hemen yanına yaklaştı.
“Ne oldu?”
Defne konuşmayı anlattığında Elif'in yüzü ciddileşti.
“Bunu polise söylemeliyiz.”
“Ya sadece bizi korkutmaya çalışıyorsa?”
“Zaten mesele bu. Bizi neden korkutmaya çalışsın?”
Defne'nin verecek bir cevabı yoktu.
İkisi de artık bunun basit bir aile meselesi olmadığını düşünüyordu.
Başkomiser Murat Demir, kızların anlattıklarını dikkatle dinledi. Komiser Selin, Defne'nin telefonundaki aramanın saatini not aldı.
“Numara görünmüyor,” dedi Selin. “Yine de arama kayıtlarının incelenmesi için başvuracağız.”
Murat iki kıza döndü.
“Bu konuşmayı ciddiye alacağız. Ama şu anda arayan kişinin kim olduğunu bilmiyoruz. Kendi başınıza araştırma yapmaya kalkmayın. Tekrar ararsa ya da mesaj gönderirse bize haber verin.”
Elif öne eğildi.
“Sizce bu kişi Neriman Hanım'ın ölümüyle bağlantılı olabilir mi?”
“Olabilir,” dedi Murat. “Ama bunu söylemek için elimizde yeterli kanıt yok.”
Defne çekinerek konuştu.
“Eski hastane kayıtlarını araştırdığımız için aramış olabilir mi?”
Selin dosyayı kapattı.
“Bu ihtimali de değerlendireceğiz. Arşive yetkisiz birinin girdiğini gösteren notu bulduk. Şimdi o dönemde kimlerin hastaneye girip çıktığını ve kayıtlarla kimlerin ilgilendiğini belirlememiz gerekiyor.”
“Peki, Neriman Hanım'ın katilini bulabilecek misiniz?” diye sordu Elif.
Murat'ın cevabı açıktı.
“Bulmak için çalışıyoruz. Ama size doğru olmayan bir umut vermek istemem. Henüz bütün sorularımızın cevabı yok.”
Kızlar odadan çıktığında Selin, Murat'a döndü.
“Birileri bu araştırmanın durmasını istiyor.”
“Öyle görünüyor.”
“Peki ya Neriman Aksoy da aynı nedenle öldürüldüyse?”
Murat dosyayı önüne çekti.
“Bunu kanıtlamamız gerekiyor. Önce eski hastane çalışanlarıyla yeniden görüşelim.”
Akşam Elif eve döndüğünde Kemal salonda oturuyordu.
“Elif, biraz konuşabilir miyiz?” diye sordu.
Elif çantasını bıraktı.
“Tabii.”
Kemal karşısındaki koltuğu gösterdi.
“Son günlerde sana fazla baskı yaptığımı düşünüyorum.”
Elif şaşırdı. Babasından böyle bir söz duymayı beklemiyordu.
Kemal devam etti.
“Yaşananlar hepimizi etkiledi. Ben de ne yapacağımı bilemiyorum. Bazen seni korumaya çalışırken fazla ileri gidiyorum.”
Elif bir süre babasına baktı.
“Ben de korkuyorum, baba. Her şey bir anda değişti. Ama Defne'yle görüşmemi sorun hâline getirdiğinizde kendimi daha yalnız hissediyorum.”
Kemal başını salladı.
“Anlıyorum.”
“Gerçek ne olursa olsun, siz benim ailemsiniz. Benim için yıllardır yanımda olan insanlarsınız. Ama artık bazı sorularım var. Onlara cevap aramama kızmayın.”
Kemal'in yüzündeki ifade değişti.
“Sana kızmıyorum.”
“O zaman bana güven.”
Kemal cevap vermekte gecikti.
Elif bunu fark etti.
“Baba, benden sakladığın bir şey mi var?”
Soru karşısında Kemal'in yüzü gerildi. Ancak bu hâli yalnızca bir an sürdü.
“Hayır, kızım. Sadece her şeyin nereye varacağını bilmiyorum.”
Elif onun cevabını kabul etmiş gibi başını salladı ama içindeki şüphe tamamen kaybolmadı.
“Peki,” dedi. “Ben odama çıkıyorum.”
Elif merdivenlerden çıkarken Kemal arkasından baktı. Aylin salona girdiğinde kocasının hâlâ aynı yerde oturduğunu gördü.
“İyi misiniz?” diye sordu.
Kemal hemen toparlandı.
“İyiyiz.”
Aylin bir şey söylemedi ama kocasının yüzündeki gerginliği fark etmişti.
Aynı saatlerde Orhan çalışma odasında tek başınaydı.
Masasının başında otururken çekmecesini açtı ve içindeki eski zarfı çıkardı. Zarfın üzerindeki tarih, yıllar önceki hastane kayıtlarının tarihleriyle aynı döneme aitti.
Zarfı açmaya yeltendiğinde telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
“Polis eski teslim kaydını araştırıyor. Kızlar da işin peşini bırakmayacak.”
Orhan mesajı okudu. Ardından telefonu masaya bıraktı.
Bir süre zarfın üzerindeki tarihe baktı.
Sonunda zarfı yeniden çekmeceye koydu ve kilitledi.
Koridordan bir ses gelince hızla ayağa kalktı.
Kapı açıldığında Deniz içeri baktı.
“Baba, ne yapıyorsun?”
Orhan çekmecenin anahtarını cebine koydu.
“İşlerime bakıyorum. Bir şey mi oldu?”
“Hayır. Sadece Defne'yle konuşmanı istiyorum.”
Orhan'ın yüzü değişmedi.
“Yarın konuşurum.”
Deniz babasına birkaç saniye baktı. Sonra başını sallayıp çıktı.
Orhan k