28. Bölüm: Karanlıkta Bir İz
KATİL ARAMIZDA
28. Bölüm: Karanlıkta Bir İz
Murat, sabah erkenden karakola geldiğinde Selin'i masasının başında eski belgeleri incelerken buldu.
“Bir şey mi buldun?” diye sordu.
Selin önündeki dosyayı ona uzattı.
“Silinmiş kayıt numarasını hatırlıyor musun? Neriman Aksoy'un eski notlarında da aynı numara geçiyor.”
Murat dosyayı açtı.
“Peki, bu bizi nereye götürüyor?”
“Şimdilik yalnızca bir adrese. Eski hastane arşivinin yakınlarında, yıllardır kullanılmayan bir depo.”
Murat birkaç saniye düşündü.
“Oraya gidiyoruz. Ama önce ekibe haber ver. İçeride neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.”
Selin dosyayı kapattı. Neriman'ın araştırdığı şeyin ne olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyorlardı. Fakat eski kayıtlarla cinayet arasında bir bağlantı bulunması ihtimali giderek güçleniyordu.
Elif evden çıkmaya hazırlanırken Aras koridorda karşısına çıktı.
“Bugün de Defne'yle mi buluşacaksın?”
Elif çantasını omzuna taktı.
“Evet. Bir şey mi oldu?”
“Her gün görüşmek zorunda mısınız?”
Elif gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Aras, daha sabah sabah tartışmayalım.”
“Ben tartışmak istemiyorum. Sadece ne yaptığını anlamaya çalışıyorum.”
“Anlamaya çalışsaydın şimdiye kadar beni dinlerdin.”
Aras'ın yüzü gerildi.
“Ben senin iyiliğin için söylüyorum.”
“Biliyorum, ama her seferinde beni suçlayarak bunu gösteremezsin. Defne'nin başına gelenlerin sorumlusu ben değilim.”
“Ben öyle demedim.”
“Demene gerek yok. Davranışlarından anlaşılıyor.”
Elif kapıya yöneldi. Aras arkasından seslendi.
“Bir gün başına bir şey gelirse ne yapacaksın?”
Elif durdu ve ona döndü.
“Başıma bir şey gelmesinden ben de korkuyorum. Ama korktuğum için hayatımı durduramam.”
Aras cevap vermedi.
Elif evden çıktıktan sonra Zeynep merdivenlerden indi.
“Abla yine üzüldü.”
Aras ona baktı.
“Sen de mi bana kızacaksın?”
“Kimseye kızmak istemiyorum. Ama Elif'e sürekli böyle davranırsan senden uzaklaşacak.”
Aras bir şey söylemedi. Zeynep'in odasına çıkışını izlerken yüzündeki öfke yavaşça yerini huzursuzluğa bıraktı.
Karaca ailesinin evinde Defne çantasını hazırlarken Deniz kapıda belirdi.
“Elif'le buluşacaksın, değil mi?”
Defne başını kaldırdı.
“Evet. Neden?”
Deniz içeri girdi.
“Son günlerde başka bir şey düşünmüyorsun. Sürekli o aile, hastane kayıtları, DNA testi…”
“Çünkü hayatım değişti, Deniz. Sen de bunu biliyorsun.”
“Bizim hayatımız da değişti.”
“Biliyorum. Ben de bunun içindeyim zaten!”
Defne'nin sesi yükselince Deniz sustu. Ancak birkaç saniye sonra yeniden konuştu.
“Bazen seni kaybedecekmişim gibi hissediyorum.”
Defne'nin öfkesi biraz azaldı.
“Beni kaybetmekten korktuğunu anlıyorum. Ama beni her seferinde Elif'le görüşmemem için sıkıştırınca ne yapmamı bekliyorsun?”
“Ben sadece—”
“Hayır, Deniz. Beni bir dinle. Elif'le görüşmem, sizi artık ailem olarak görmediğim anlamına gelmiyor.”
Deniz başını çevirdi.
“Peki, bir gün onlarla yaşamaya karar verirsen?”
Defne'nin yüzü düştü.
“Beni gerçekten bu kadar kolay vazgeçebilecek biri mi sanıyorsun?”
Deniz cevap veremedi.
Defne çantasını aldı.
“Ben okula gidiyorum.”
Deniz onu durdurmadı.
Salonda oturan Orhan, kızının çıkışını izledikten sonra Deniz'e döndü.
“Bu iş giderek büyüyor.”
Deniz yorgun bir sesle karşılık verdi.
“Çünkü kimse Defne'yi dinlemiyor, baba. Herkes onun ne yapması gerektiğini söylüyor.”
Orhan'ın yüzü sertleşti.
“Ben bu ailenin iyiliğini düşünüyorum.”
Deniz başını iki yana salladı.
“Bunu sürekli söylüyorsun. Ama Defne'nin ne istediğini hiç sormuyorsun.”
Orhan cevap vermedi. Çalışma odasına gittiğinde telefonunu çıkardı. Ekranında yeni bir mesaj yoktu ama içindeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.
Okul çıkışında Elif ve Defne parkta buluştu.
Defne telefonunu çıkarıp Elif'e bir fotoğraf gösterdi.
“Dün evde eski dosyaların arasında bunu gördüm.”
Fotoğrafta bir adres ve eski bir tarih vardı.
Elif dikkatle baktı.
“Bu neresi?”
“Eski hastane arşivinin yakınlarında bir depo. Dosyanın geri kalanını göremedim ama bu sayfanın fotoğrafını çektim.”
Elif hemen başını kaldırdı.
“Bunu polise vermeliyiz.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Defne telefonunu çantasına koyarken arama geldi. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Birbirlerine baktılar.
Defne aramayı açtı.
“Alo?”
Karşıdan bir süre ses gelmedi.
Sonra bir erkek konuştu.
“Bulduğunuz adresi unutun.”
Defne'nin yüzü gerildi.
“Kimsiniz siz?”
“Oraya gitmeyin. Bu işten uzak durun.”
Telefon kapandı.
Elif hemen Defne'nin yanına geldi.
“Ne dedi?”
Defne duyduklarını anlattı. Tam o sırada aynı numaradan bir mesaj geldi.
“Bu son uyarınız.”
Elif'in yüzü ciddileşti.
“Artık kesinlikle polise gidiyoruz.”
Defne başını salladı. İkisi de korkmuştu ama bu kez bulduklarını kendilerinden saklamayacaklardı.
Murat ve Selin depoya vardıklarında kapının kilidinin kırılmış olduğunu gördüler.
Selin kapıya baktı.
“Buraya bizden önce biri gelmiş olabilir.”
Murat telsizini kontrol etti.
“Ekibe haber ver. İçeri dikkatli gireceğiz.”
İçeride eski kutular, devrilmiş raflar ve etrafa saçılmış kâğıtlar vardı. Bir köşede küçük bir masa duruyordu. Üzerindeki dosyaların bir kısmı parçalanmıştı.
Selin masaya yaklaştı.
“Bunlar hastane evrakları.”
Murat dosyalardan birini dikkatlice açtı. Üzerinde eski hastanenin adı yazılıydı.
Yerdeki bir kâğıt parçası dikkatini çekti. Kâğıdın üzerindeki yazıların çoğu okunmuyordu ama bir cümle seçilebiliyordu:
“Sonuç, yetkisi olmayan bir kişiye teslim edildi.”
Murat kâğıdı delil poşetine koydu.
“Bu, teslim kaydıyla ilgili şüphemizi güçlendiriyor. Ama kimin yaptığını hâlâ bilmiyoruz.”
Selin etrafa bakarken arka taraftan bir ses duyuldu.
İkisi birden döndü.
Bir gölge arka kapıdan dışarı çıktı.
“Polis! Dur!”
Murat peşinden koştu. Kaçan kişi dar bir sokağa girdi. Murat köşeyi döndüğünde onu birkaç metre ileride gördü ama şüpheli bir aracın arkasından geçip gözden kayboldu.
Selin de sokağa ulaştı.
“Yakalayabildiniz mi?”
Murat başını salladı.
“Hayır. Çok hızlı hareket etti.”
Selin kaldırımın kenarındaki küçük nesneyi fark etti.
“Burada bir şey düşürmüş.”
Yerde eski bir hastanenin logosunu taşıyan anahtarlık vardı.
Murat eğilip fotoğrafını çekti.
“Bunu incelemeye gönderelim. Belki bir yere çıkar.”
İkisi depoya döndüğünde Murat'ın aklında aynı soru vardı: Kaçan kişi belgeleri yok etmek için mi gelmişti, yoksa kendilerinin ne bulduğunu öğrenmek için mi?
Henüz hiçbirinin cevabını bilmiyorlardı.
Elif ve Defne karakola vardıklarında Murat onları odasına aldı. Defne, adresin fotoğrafını ve gelen mesajları gösterdi.
Murat dikkatle dinledi.
“Bu adresi nereden bulduğunuzu baştan anlatın.”
Defne, babasının çalışma odasındaki eski dosyada gördüğü sayfayı anlattı.
Murat notlarını aldı ama hemen bir sonuca varmadı.
“Babanızın dosyasında böyle bir adres bulunması tek başına onun suçla bağlantısı olduğunu göstermez. Belgenin nereden geldiğini araştıracağız.”
Elif masadaki delil poşetine baktı.
“Peki, depoda ne buldunuz?”
Murat, incelemeyi etkilemeyecek kadarını anlattı.
“Eski hastane evrakları ve DNA sonucunun teslim edilmesiyle ilgili önemli bir not bulduk. Bir kişi de olay yerinden kaçtı. Kim olduğunu henüz bilmiyoruz.”
Defne'nin yüzü gerildi.
“Bizi arayan kişi o olabilir mi?”
“Olabilir. Ama bunu doğrulayacak kanıtımız yok.”
Selin kızların telefonlarındaki mesajları kaydetti.
“Bundan sonra böyle bir şey olduğunda bize hemen haber verin. Tek başınıza o adrese gitmeye ya da birini takip etmeye kalkmayın.”
Elif başını salladı.
“Tamam.”
Karakoldan çıktıklarında Defne derin bir nefes aldı.
“Birinin bizi takip ediyor olması çok kötü.”
Elif onun koluna girdi.
“En azından artık polisin de haberi var.”
“Umarım bir şey bulurlar.”
Elif cevap vermedi. Çünkü ilk kez, gerçeği öğrenmenin yalnızca aileleriyle yüzleşmekten ibaret olmayabileceğini düşünüyordu.
Elif eve döndüğünde Aras salondaydı.
“Neredeydin?” diye sordu.
“Polisteydim.”
Aras ayağa kalktı.
“Ne? Neden bana haber vermedin?”
Elif yorgun gözlerle ona baktı.
“Çünkü bana ne olduğunu sormadan yine kızacağını biliyordum.”
“Ben senin abinim!”
“Biliyorum, Ara