Keşfet

29. Bölüm: Güvenin Bedeli

🩸 KATİL ARAMIZDA.

KATİL ARAMIZDA

29. Bölüm: Güvenin Bedeli

Murat, sabah erkenden karakola geldiğinde Selin'i dosyaların başında buldu. Masanın üzerinde eski hastane kayıtları, depodan alınan belgeler ve anahtarlığın fotoğrafı vardı.

Selin başını kaldırdı.

“Gece bunları tekrar inceledim. Şimdilik kesin bir şey yok ama depoya yakın bir iş yerinin kamerasında bir araç görünüyor.”

Murat sandalyeyi çekip oturdu.

“Plakası belli mi?”

“Tamamı değil. Görüntü net değil. Yine de araçla ilgili araştırma başlattım.”

Murat, depodan alınan belgelerden birini eline aldı.

“Güzel. Bir de anahtarlığı incelemeye gönderelim. Üzerinde hastanenin eski logosu var diye doğrudan olayla bağlantılı olduğunu söyleyemeyiz.”

Selin önündeki notlara baktı.

“Bu arada Neriman'ın eski iş arkadaşlarından biri bizimle görüşmek istiyor. Ölmeden önce kendisine bir şey anlattığını söylemiş.”

Murat dosyayı kapattı.

“Çağıralım. Belki sonunda somut bir şey öğreniriz.”

Nermin, karakola geldiğinde tedirgin görünüyordu. Murat'ın karşısına oturdu, çantasını dizlerinin üzerine koydu.

“Neriman Hanım'ı uzun zamandır tanıyordunuz, değil mi?” diye sordu Murat.

“Evet. Yıllarca aynı hastanede çalıştık. Emekli olduktan sonra da görüşürdük.”

“Ölümünden önce sizinle konuştu mu?”

Nermin bir an düşündü.

“Yaklaşık iki hafta önce aradı. Eski hastane kayıtlarıyla ilgili bir şey bulduğunu söyledi. Çok ayrıntı vermedi ama birilerinin bu konunun açılmasını istemediğini düşündüğünü anlattı.”

Selin kalemini eline aldı.

“Birinden şüphelendiğini söyledi mi?”

“Hayır. İsim vermedi. Sadece, ‘Bunca yıl geçti ama bazı insanlar hâlâ geçmişten korkuyor,’ dedi.”

Murat dikkatle dinledi.

“Daha önce tehdit edildiğinden bahsetmiş miydi?”

“Bana açıkça tehdit edildiğini söylemedi. Ama son konuşmamızda huzursuzdu. Birinin onu takip ediyor olabileceğini düşündüğünü söyledi.”

“Peki, polise gideceğini söyledi mi?”

Nermin başını salladı.

“Evet, galiba gidecekti. Ama sonrasında konuşamadık.”

Murat, Selin'e kısa bir bakış attı. Bu ifade önemliydi ama henüz cinayeti kimin işlediğini göstermiyordu.

“Şimdilik bize anlattıklarınız bu kadar mı?”

“Evet. Keşke daha fazlasını bilseydim.”

Nermin karakoldan ayrıldığında Selin dosyaya yeni notlarını ekledi.

“Demek Neriman, ölümünden önce gerçekten korkuyormuş.”

Murat başını salladı.

“Evet. Şimdi önemli olan, neden korktuğunu bulmak.”

Elif, okulun bahçesinde Defne'yi gördüğünde onun da kendisi gibi uykusuz olduğunu hemen anladı.

“Sen de mi uyuyamadın?” diye sordu.

Defne çantasını omzunda düzeltti.

“Bir türlü kafamı boşaltamadım. Dün Deniz yine tartışma çıkardı.”

Elif iç çekti.

“Aras da farklı değil. Ne zaman Defne'yle görüşeceğim desem yüzü değişiyor.”

Defne ona baktı.

“Beni suçlamalarından bıktım. Sanki bütün bunları ben istemişim gibi davranıyorlar.”

“Biliyorum. Ama ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bir süre sessiz kaldılar. İkisinin de hayatı birkaç hafta içinde değişmişti. Birbirlerinin biyolojik ailelerinden geldiklerini öğrenmişlerdi ama bu, büyüdükleri evlerdeki bağlarını bir anda ortadan kaldırmamıştı.

Defne sessizliği bozdu.

“Bazen keşke hiçbir şey öğrenmeseydik diyorum. Sonra da gerçeği bilmeden yaşayamayacağımı düşünüyorum.”

Elif başını salladı.

“Ben de aynı şeyi hissediyorum. Ama ne olursa olsun, bizi büyüten insanları bir anda hayatımızdan çıkaramayız.”

“Zaten çıkarmak istemiyorum.”

“Ben de istemiyorum.”

Ders zili çalınca konuşmayı bıraktılar. Fakat ikisi de gün boyunca aynı soruyu düşündü: Ailelerini kaybetmeden gerçeği öğrenmeleri mümkün müydü?

Okul çıkışında Elif ve Defne birlikte yürürken Aras karşılarına çıktı.

“Elif, seninle konuşmam lazım.”

Elif, Defne'ye baktıktan sonra abisine döndü.

“Konuş.”

Aras'ın bakışları kısa bir an Defne'ye kaydı.

“Biraz yalnız konuşsak?”

Defne uzaklaşmak üzereydi ama Elif başını salladı.

“Hayır, söyleyeceğini burada söyleyebilirsin.”

Aras'ın yüzü gerildi.

“Son zamanlarda bütün vaktini onunla geçiriyorsun. Evde bizimle konuşmaya bile zamanın kalmıyor.”

Elif şaşkınlıkla baktı.

“Ben evde sizinle konuşmaya çalışıyorum. Ama konu Defne olunca kimse beni dinlemiyor.”

“Çünkü bu işin nereye gittiğini bilmiyorsun.”

Defne araya girdi.

“Benimle ilgili bir sorunun varsa Elif'e yüklenmek yerine bana söyle.”

Aras ona döndü.

“Sen kendi ailene karış.”

Defne'nin yüzündeki ifade değişti.

“Benim ailem hakkında konuşurken biraz dikkatli ol. Elif'in ailesini dağıtmak gibi bir niyetim yok.”

“Ben öyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum.”

“Her konuşmamızda bunu ima ediyorsun!”

Elif araya girdi.

“Yeter! İkiniz de benim ne hissettiğimi sormadan benim adıma karar veriyorsunuz.”

Aras sustu ama yüzündeki öfke geçmedi.

“Elif, ben senin iyiliğini düşünüyorum.”

“Öyleyse beni dinle. Ben de korkuyorum. Ben de ne olacağını bilmiyorum. Ama bütün bunların suçunu Defne'ye yükleyerek beni korumuş olmuyorsun.”

Aras'ın verecek bir cevabı yoktu. Birkaç saniye kardeşine baktıktan sonra arkasını döndü.

“Sen bilirsin.”

Uzaklaşırken Elif'in arkasından seslenmesini bekledi ama Elif olduğu yerde kaldı.

Defne sessizce sordu:

“İyi misin?”

Elif gözlerini kaçırdı.

“Değilim. Ama artık her tartışmada kendimi açıklamaktan da yoruldum.”

Karaca evinde Deniz, Defne'nin eve gelişini bekliyordu. Defne içeri girdiğinde salondaki koltukta oturduğunu gördü.

“Neredeydin?” diye sordu Deniz.

“Okuldaydım. Sonra Elif'le yürüdük.”

Deniz başını salladı.

“Tabii. Yine Elif.”

Defne çantasını bıraktı.

“Deniz, lütfen. Şimdi tartışmak istemiyorum.”

“Ben de istemiyorum ama seninle doğru düzgün konuşamıyoruz. Sürekli onun yanındasın.”

Defne derin bir nefes aldı.

“Çünkü ikimiz de aynı şeyleri yaşıyoruz. Birbirimizi anlıyoruz.”

“Peki, biz seni anlamıyor muyuz?”

Defne ona döndü.

“Beni anlamaya çalışıyor musunuz ki? Daha ağzımı açmadan ne yapacağımı söylüyorsunuz.”

Deniz ayağa kalktı.

“Biz senin aileni kaybetmeni istemiyoruz.”

“Ben de ailemi kaybetmek istemiyorum! Bunu kaç kere söylemem gerekiyor?”

Defne'nin sesi yükselmişti. Bir an durdu, ardından daha sakin konuşmaya çalıştı.

“Ben bu evde büyüdüm. Sen benim abimsin. Mert de kardeşim. Bunlar bir DNA testiyle silinmiyor. Ama başka bir ailem olduğunu öğrenince soru sormam da doğal.”

Deniz cevap vermedi.

Defne devam etti:

“Bazen bana öyle davranıyorsun ki sanki gerçeği öğrenmekle size ihanet etmişim gibi hissediyorum.”

“Ben sana ihanet ettin demedim.”

“Demene gerek yok. Her söylediğin sözde bunu hissettiriyorsun.”

Tam o sırada Mert salona girdi. Konuşmanın son kısmını duymuştu.

“Deniz, biraz rahat bırak onu.”

Deniz kardeşine döndü.

“Sen karışma.”

“Niye karışmayayım? Defne günlerdir üzgün. Sen hâlâ onun ne yaptığını sorguluyorsun.”

Deniz sertçe karşılık verdi.

“Ben onun abisiyim.”

Mert başını salladı.

“Evet, abisisin. Ama bu, her zaman haklı olduğun anlamına gelmiyor.”

Deniz bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.

Defne çantasını alıp odasına çıktı. Bu kez arkasından kimse gitmedi.

Akşam saatlerinde Murat ve Selin, depoya yakın iş yerinin sahibini karakolda dinledi.

Adam, olay gecesi bir tartışma sesi duyduğunu anlattı.

“İki kişi vardı sanırım. Yüzlerini görmedim. Önce yüksek sesle konuştular, sonra biri hızla uzaklaştı.”

Murat not aldı.

“Seslerini tanıyor muydunuz?”

“Hayır. Ne konuştuklarını da duymadım.”

“Uzaklaşan kişinin nereye gittiğini gördünüz mü?”

Adam başını salladı.

“Hayır. Sokağın köşesinden dönüp kayboldu.”

Selin araya girdi.

“Diğer kişi ne kadar süre orada kaldı?”

“Birkaç dakika. Sonra o da gitti.”

Murat ifadesini tamamladıktan sonra adamı uğurladı.

Selin dosyayı kapattı.

“İki kişi olduklarını bile kesin söyleyemeyiz. Karanlıktı, yüzlerini görmemiş.”

“Yine de ifadesi önemli. Kamera görüntüleriyle karşılaştırırız.”

Murat, masadaki eski hastane kayıtlarına baktı.

“Bu insanlar neden yıllar önceki bir kayıt için bu kadar uğraşıyor? Neriman'ı susturmak isteyen biri varsa sebebini bulmalıyız.”

Selin, depodan alınan anahtarlığın fotoğrafını gösterdi.

“Laboratuvardan sonuç gelince belki bir bağlantı kurabiliriz.”

“Umarım. Ama şu an elimizdeki hiçbir şey tek başı