32. Bölüm: Biriken Öfke
KATİL ARAMIZDA
32. Bölüm: Biriken Öfke
Elif o sabah gözlerini açtığında aklına ilk gelen şey, polislerin bulduğu kayıp dosya oldu. Dosyanın neden ortadan kaybolduğunu, Neriman Aksoy'un bu işle ne ilgisi olduğunu hâlâ anlayamıyordu.
Üstelik aldığı tehdit mesajları da peşini bırakmıyordu.
Telefonunu eline aldığında Defne'den bir mesaj gördü.
“Günaydın. Dün gece yine uyuyamadım. Sence polisler dosyayla ilgili bir şey bulabilecek mi?”
Elif hemen cevap verdi.
“Umarım. Ben de artık bir şeylerin açıklığa kavuşmasını istiyorum.”
Telefonunu bırakıp hazırlanmak için dolabına yöneldi. Tam o sırada kapısı açıldı. Aras başını içeri uzattı.
“Hazır değil misin hâlâ?”
“Hazırlanıyorum.”
Aras kapının önünde kaldı.
“Bugün Defne'yle mi buluşacaksın?”
Elif daha sabahın erken saatlerinde aynı tartışmayı yaşayacağını anlamıştı.
“Evet. Neden?”
“Bir de neden diye soruyorsun. Sürekli onunla görüşüyorsun.”
Elif dolabın kapağını kapattı.
“Aras, daha dün konuştuk bunu.”
“Konuştuğumuz için mi sorun çözülmüş oluyor? İkiniz de tehdit alıyorsunuz. Polis bir şeylerin peşinde. Sen hâlâ onunla buluşmaya devam ediyorsun.”
“Çünkü Defne de bu olayın içinde! Benim gibi o da ne olduğunu anlamaya çalışıyor.”
“Peki, ya başına bir şey gelirse?”
Elif bir an sustu. Abisinin kendisi için endişelendiğini biliyordu. Ama her konuşmalarının tartışmaya dönüşmesi artık onu yoruyordu.
“Başıma bir şey gelmesinden korkuyorsan yanımda ol. Sürekli Defne'yle görüşmemi sorgulama.”
Aras kaşlarını çattı.
“Ben senin iyiliğin için uğraşıyorum, sen de bana düşmanmışım gibi davranıyorsun.”
“Sana düşmanmışım gibi davranmıyorum. Ama beni dinlemiyorsun. Ben de korkuyorum, Aras. Ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Sanki bu olanları bir tek siz yaşıyorsunuz!”
Aras cevap vermedi.
Elif çantasını aldı ve odadan çıktı.
Aşağı indiğinde Aylin mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu. Kızının yüzüne bakınca bir şey olduğunu anladı.
“Aras'la mı tartıştınız yine?”
Elif yalnızca başını salladı.
“Okula geç kalacağım, anne.”
Aylin daha fazla üstelemedi. Elif evden çıktıktan sonra Aras mutfağa geldi.
“Yine benimle konuşmadan gitti.”
Aylin oğluna döndü.
“Sen de onunla doğru düzgün konuşmuyorsun ki.”
“Anne, ben sadece başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”
“Bunu anlıyorum. Ama korktuğun için onun her kararına karşı çıkamazsın.”
Aras sandalyesine oturdu.
“Peki, bir şey olursa ne yapacağım?”
Aylin'in yüzü yumuşadı.
“Bir şey olmasın diye yanında duracaksın. Onu kendinden uzaklaştırarak değil.”
Aras başını önüne eğdi. Annesinin söylediklerine cevap vermedi.
Okul çıkışında Elif, Defne'yi kapının önünde beklerken buldu.
“Ne oldu? Bir şeye mi canın sıkıldı?” diye sordu Elif.
Defne çantasının askısını düzeltti.
“Deniz yine tartıştı benimle. Seninle görüşmemi istemiyor.”
Elif iç çekti.
“Aras da sabah aynı şeyi yaptı.”
“Ne istiyorlar bizden? Hiç görüşmeyelim, hiçbir şey sormayalım, her şey kendiliğinden çözülsün mü?”
Elif istemsizce gülümsedi ama hemen ardından ciddileşti.
“Bilmiyorum. Onlar da korkuyor olabilir ama bizi anlamaya çalışmıyorlar.”
Birlikte okuldan uzaklaşıp parkın yolunu tuttular.
Defne bir süre sessiz yürüdü. Sonra Elif'e döndü.
“Bazen ailemizi kaybedecekmişiz gibi hissediyorum. Deniz'in bana bakışları bile değişti.”
“Ben de Aras'la eskisi gibi konuşamıyorum. Ne söylesem tartışmaya dönüyor.”
“Peki, sence ne yapacağız?”
Elif omuzlarını kaldırdı.
“Gerçeği öğrenmeye çalışacağız. Ama bu, ailelerimizi terk edeceğimiz anlamına gelmiyor.”
Defne başını salladı.
“Ben de zaten bunu istiyorum. Ne olduğunu bilmek istiyorum. Yıllardır bilmediğimiz bir şey var ve kimse bize doğru düzgün cevap vermiyor.”
Elif tam cevap verecekken telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
“Kayıp dosyanın peşini bırakın. Sonra pişman olursunuz.”
Elif'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Defne hemen yanına sokuldu.
“Ne yazmışlar?”
Elif telefonu ona uzattı.
Defne mesajı okuyunca kaşlarını çattı.
“Bizi korkutmaya çalışıyorlar.”
“Ya gerçekten bir şey yaparlarsa?” dedi Elif. “Artık bunun sıradan bir tehdit olduğunu düşünemiyorum.”
Defne de korkmuştu. Bunu saklamaya çalışsa da sesi eskisi kadar rahat çıkmıyordu.
“Mesajı Murat Bey'e gönderelim. Kendimiz bir şey yapmaya kalkmayalım.”
Elif ekran görüntüsünü alıp Başkomiser Murat Demir'e gönderdi.
Bir süre sonra cevap geldi.
“Mesajı aldım. İkiniz de dikkatli olun. Numara hakkında inceleme başlatacağız. Yeni bir mesaj gelirse cevap vermeden bize bildirin.”
Elif telefonu cebine koydu.
“En azından artık ne yapacağımızı biliyoruz.”
Defne başını salladı.
“Umarım bu kez bir şey bulabilirler.”
Karaca evinde Deniz, salonda bir ileri bir geri yürüyordu. Defne'nin yine Elif'le buluşması aklını kurcalıyordu. Onu kaybetmekten korkuyordu ama bu korkuyu bir türlü doğru düzgün dile getiremiyordu.
Orhan koltukta oturmuş gazetesine bakıyordu.
“Baba, sen bu konuda ne düşünüyorsun?” diye sordu Deniz.
Orhan gazeteyi indirdi.
“Neyi?”
“Defne'yi. Sürekli Elif'le görüşüyor. Üstelik ikisi de tehdit alıyor.”
Orhan kısa bir süre düşündü.
“Görüşmelerine engel olamazsın.”
Deniz şaşırdı.
“Sen de mi böyle düşünüyorsun?”
“Ben ne düşünüyorum diye sormadın mı? Sana fikrimi söylüyorum.”
Deniz sinirlenerek başını salladı.
“Kimse bu işin ne kadar ciddi olduğunu anlamıyor.”
Orhan gazeteyi masaya bıraktı.
“Ciddi olduğunu biliyorum. Ama sürekli tartışarak hiçbir şeyi çözemeyeceksiniz.”
Deniz babasına dikkatle baktı.
“Peki, hastane kayıtları hakkında neden konuşmuyorsun? Bir şey sorduğumuzda hemen konuyu değiştiriyorsun.”
Orhan'ın yüzü sertleşti.
“Her şeyin bir zamanı var.”
“Ne zaman? Defne'nin başına bir şey geldikten sonra mı?”
“Deniz, yeter.”
“Hayır, yetmez! Kız kardeşim ne olduğunu öğrenmek istiyor. Ben de istiyorum. Ama sen bize hiçbir şey anlatmıyorsun.”
Orhan ayağa kalktı.
“Bu konuyu şimdi konuşmayacağım.”
Deniz öfkeyle güldü.
“Zaten hiçbir zaman konuşmuyorsun.”
Kapıya yöneldiğinde Mert salona girdi.
“Ne oldu yine?”
Deniz cevap vermedi.
Mert, babasına baktıktan sonra abisinin peşinden çıktı.
“Abi, bir dakika.”
Deniz durdu.
“Ne var?”
“Defne'yle aranız nasıl?”
“Nasıl olacak? Beni dinlemiyor.”
Mert kaşlarını çattı.
“Sen onu dinliyor musun peki?”
Deniz kardeşine döndü.
“Sen de mi başladın?”
“Başlamadım. Sadece soruyorum. Defne seninle konuşmaya çalışıyor ama sen her seferinde Elif'i suçluyorsun.”
“Çünkü her şey onunla başladı!”
“Hayır, abi. Her şey DNA sonucuyla başladı. Elif'in de bu durumu isteyerek yaşamadığını biliyorsun.”
Deniz sustu.
Mert devam etti:
“Defne'yi kaybetmekten korkuyorsun, anlıyorum. Ama sürekli üstüne gidersen onu kendinden uzaklaştırırsın.”
Deniz bir şey söylemeden dışarı çıktı. Mert de peşinden gitmedi.
Akşamüstü Elif ve Defne parkta otururken Deniz onları gördü. Yanlarına doğru yürüdü.
“Defne, seninle konuşmam gerekiyor.”
Defne başını kaldırdı.
“Konuş.”
Deniz, Elif'e baktı.
“Seninle yalnız konuşmak istiyorum.”
Defne yerinden kalkmadı.
“Elif'in yanında konuşabilirsin.”
“Defne, lütfen. Her şeyin ortasında Elif olmak zorunda değil.”
Elif bir şey söyleyecekti ama Defne ondan önce davrandı.
“Elif her şeyin ortasında değil. Ben onunla görüşmek istiyorum. Bunu anlaman neden bu kadar zor?”
Deniz'in sesi yükseldi.
“Çünkü seni tanıyamıyorum artık! Eskiden her şeyi benimle konuşurdun.”
“Şimdi de konuşmak istiyorum ama sen beni dinlemiyorsun!”
“Ben seni korumaya çalışıyorum!”
“Beni korumak istiyorsan önce ne hissettiğimi dinle!”
Deniz cevap vermek yerine Elif'e döndü.
“Sen de kendi ailene biraz zaman ayırsan iyi olur.”
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
“Ben ailemi bırakmadım.”
“Öyle görünmüyor.”
Defne ayağa kalktı.
“Yeter artık, Deniz! Elif'in ailesiyle ilişkisini sorgulamak sana düşmez.”
“Ben sadece—”
“Hayır, sen sadece onu suçluyorsun. Bana kızdığında bile Elif'i hedef alıyorsun. Ben kendi kararlarımı veremiyor muyum?”
Deniz çenesini sıktı.
“Bir gün bu iş yüzünden pişman olursan beni anlarsın.”
Defne'nin gözleri doldu ama ağlamamak için kendini tuttu.
“Ben zaten korkuyorum, Deniz. Senin de