33. Bölüm: Geçmişin İzleri
KATİL ARAMIZDA
33. Bölüm: Geçmişin İzleri
Elif, okula gitmek için hazırlanırken dün parkta yaşananları düşünüyordu. Aras'la Deniz'in kavgası gözünün önünden gitmiyordu. İkisi de kardeşlerini koruduklarını söylüyordu ama iş kendi aralarında tartışmaya gelince onları bile dinlemiyorlardı.
Telefonuna baktı. Defne mesaj atmıştı.
“Günaydın. Deniz'le hâlâ konuşmak istemiyorum. Dün olanları düşündükçe daha çok sinirleniyorum.”
Elif hemen cevap verdi.
“Seni anlıyorum. Aras'la ben de doğru düzgün konuşamıyorum. Biraz zamana ihtiyacımız var sanırım.”
Çantasını alıp odasından çıktı. Merdivenlerden inerken Aras'ı salonda gördü. Abisi televizyonu açık bırakmış, telefonuna bakıyordu.
Elif mutfağa yönelince Aras seslendi.
“Bir dakika konuşabilir miyiz?”
Elif durdu.
“Ne hakkında?”
“Dün olanlar hakkında.”
Elif kısa bir süre düşündü, sonra salona döndü.
“Dinliyorum.”
Aras telefonunu masaya bıraktı.
“Deniz'le kavga etmek istememiştim.”
“Ama ettin.”
“Üstüme yürüdü.”
“Sen de onu ittin. İkiniz de birbirinize girdiniz. Ben aranızdayken bile durmadınız.”
Aras cevap vermedi.
Elif'in sesi biraz yumuşadı ama kırgınlığı geçmemişti.
“Bana bir şey olmasından korktuğunu biliyorum. Ama dün beni de korkuttunuz. Birbirinize vururken ne yapacağımı şaşırdım.”
“İstemeden oldu.”
“Biliyorum. Ama her şeyi böyle geçiştiremeyiz, Aras.”
Aras başını kaldırdı.
“Peki, ne yapmamı istiyorsun?”
“Beni dinlemeni. Defne'yle görüşüyorum diye bana kızmayı bırakmanı. Ben de ne yaşadığımı anlamaya çalışıyorum.”
Aras bir süre sustu.
“Bu işin seni ne kadar etkilediğini biliyorum.”
Elif acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Bildiğini sanıyorsun ama beni dinlemiyorsun.”
Çantasını alıp kapıya yöneldi.
“Defne'yle görüşmeye devam edeceğim. Bunu bilmeni istiyorum.”
Aras itiraz etmedi. Elif evden çıktığında arkasından baktı. Söylemek istediği şeyler vardı ama konuşmaya çalıştıkça işleri daha da kötüleştirmekten korkuyordu.
Karaca evinde Defne de kahvaltısını bitirip çantasını hazırlıyordu. Deniz masanın karşısında oturuyordu. Sabah boyunca tek kelime etmemişti.
Defne kapıya yönelince Deniz konuştu.
“Bugün de Elif'le mi buluşacaksın?”
Defne gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Evet, Deniz.”
“Dün olanlardan sonra hâlâ mı?”
Defne abisine döndü.
“Dün olanlardan sonra seninle konuşmak bile istemiyorum. Ama bu, Elif'le görüşmeyeceğim anlamına gelmiyor.”
Deniz sandalyesini geriye itti.
“Ben senin abininim. Başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”
“Bunu anlıyorum. Ama her seferinde bana kızarak bir yere varamazsın.”
“Ben sana kızmıyorum.”
Defne şaşkınlıkla baktı.
“Gerçekten mi? O zaman dün parkta neden Elif'i suçladın? Neden herkesin içinde kavga çıkardın?”
Deniz cevap vermedi.
Defne çantasını omzuna taktı.
“Ben de korkuyorum. Ne olduğunu bilmiyorum, ailelerimizle ilgili öğrendiğimiz şeyleri anlamaya çalışıyorum. Bir de sürekli kendimi sana açıklamak zorunda kalıyorum.”
“Defne…”
“Şimdi konuşmak istemiyorum.”
Defne kapıdan çıktı. Deniz arkasından seslenmedi.
Mert mutfağa girdiğinde abisini hâlâ masada otururken buldu.
“Yine tartıştınız mı?”
Deniz başını kaldırdı.
“Sen de başlama, Mert.”
“Başlamıyorum. Ama Defne'nin ne kadar üzüldüğünü görmüyor musun?”
“Onu kaybetmek istemiyorum.”
Mert'in sesi bu kez yumuşadı.
“Öyleyse bunu ona hissettir. Her seferinde Elif'i suçlayarak değil.”
Deniz cevap vermedi. Mert de üstelemedi.
Emniyette Murat ve Selin, eski hastane çalışanlarının listesini inceliyordu. Kayıp dosyanın erişim kaydında görünen tarihte kimlerin görev yaptığını belirlemeye çalışıyorlardı.
Selin bir ismi işaret etti.
“Nihat Karaman. O dönemde arşivde çalışmış. Hastaneden yıllar önce ayrılmış.”
Murat dosyayı kendine çekti.
“Adresini bulabildik mi?”
“Eski personel kayıtlarında var. Güncel olup olmadığını kontrol ettirdim. Hâlâ aynı şehirde yaşıyor.”
“Güzel. Bugün gidip konuşalım.”
Bir süre sonra Nihat'ın evine ulaştılar. Kapıyı açan adam, karşısında iki polisi görünce şaşırdı.
“Buyurun, bir sorun mu var?”
Murat kimliğini gösterdi.
“Başkomiser Murat Demir. Eski hastane kayıtları hakkında birkaç soru sormak istiyoruz.”
Nihat'ın yüzündeki ifade değişti.
“Hangi kayıtlar?”
“Yaklaşık on yedi yıl önceki doğum kayıtları ve DNA testiyle ilgili belgeler.”
Nihat bir an düşündü, ardından onları içeri davet etti.
Salona geçtiklerinde Selin söze girdi.
“O dönemde hastanenin arşivinde çalışıyormuşsunuz.”
“Evet, uzun süre çalıştım.”
“Neriman Aksoy'u tanıyor muydunuz?”
Nihat başını salladı.
“Tanıyordum. Hemşireydi. İşini dikkatli yapardı.”
“Ölümünden önce sizinle görüşmüş müydü?”
Nihat'ın kaşları çatıldı.
“Öldüğünü duydum. Ama benimle neden görüşsün?”
Murat araya girdi.
“Neriman Hanım, ölümünden önce eski bir hastane dosyasını araştırıyordu. Bu nedenle o dönemde arşivde çalışanlarla konuşuyoruz.”
Nihat bir süre sessiz kaldı.
“Bir keresinde arşive gelip eski bir dosyayı sorduğunu hatırlıyorum. Ama ayrıntıları konuşmadık.”
“Dosyanın numarasını hatırlıyor musunuz?” diye sordu Selin.
“Hayır. Çok zaman geçti.”
Murat çantasından kayıp dosyanın numarasının yazılı olduğu kâğıdı çıkardı.
“Bu numara size tanıdık geliyor mu?”
Nihat kâğıdı dikkatle inceledi.
“Kesin bir şey söyleyemem. O yıllarda arşivde bazı kayıtlar yeniden düzenlenmişti. Dosyalar başka bölümlere gönderiliyordu.”
Selin hemen sordu:
“Bu işle kim ilgileniyordu?”
“Birden fazla kişi vardı. Her dosyanın kimin elinden geçtiğini hatırlamam mümkün değil.”
“Peki, DNA sonucunun teslim edildiği gün arşive yetkisiz birinin girdiğini biliyor muydunuz?”
Nihat başını iki yana salladı.
“Hayır. Böyle bir şeyden haberim yoktu.”
Murat notlarını kapattı.
“Hatırladığınız başka bir ayrıntı olursa bize ulaşın. Küçük gibi görünen bir bilgi bile önemli olabilir.”
Nihat onları kapıya kadar geçirdi. Polisler ayrıldıktan sonra bir süre kapının önünde kaldı. Eski bir olayın neden yeniden gündeme geldiğini anlamaya çalışıyor gibiydi.
Emniyete dönerken Selin, Nihat'ın söylediklerini düşündüğünü belli ederek konuştu.
“Dosyaların yeniden düzenlenmesi önemli olabilir.”
“Olabilir,” dedi Murat. “Ama Nihat'ın anlattıkları tek başına birini suçlamamıza yetmez.”
“Peki, sırada ne var?”
“Eski personel kayıtlarını inceleyeceğiz. Bir de kayıp dosyaya erişim listesindeki silinmiş kaydın kim tarafından değiştirildiğini öğrenmemiz gerekiyor.”
Murat'ın telefonu çaldı. Hastaneden arıyorlardı. Cemal'in sağlık durumunun iyiye gittiğini, ancak saldırganı hatırlayamadığını söylediler.
Murat teşekkür edip telefonu kapattı.
“Cemal henüz bir şey hatırlamıyor,” dedi Selin'e.
“Umarım hatırlar. Belki de saldırganı tanıyordur.”
“Umarım. Ama onu zorlayamayız. Kendini toparlaması gerekiyor.”
Selin dosyaları çantasına koydu.
“Bu arada Elif ve Defne'ye gelen tehditleri de unutmamalıyız.”
“Unutmuyorum. Yeni bir mesaj gelirse hemen haberimiz olsun. Onlara da kendi başlarına araştırma yapmamalarını tekrar söyleyeceğim.”
Murat, masadaki kayıp dosya kaydına son kez baktı. Her şey yıllar önceki o güne bağlanıyordu ama o gün tam olarak ne yaşandığını hâlâ bilmiyorlardı.
Okul çıkışında Elif ve Defne bir kafede buluştu. İkisi de yorgundu. Bir süre okuldan ve derslerden konuştuktan sonra Defne asıl merak ettiği şeyi sordu.
“Polisten haber var mı?”
Elif başını salladı.
“Henüz yok. Ama bir şey bulurlarsa haber vereceklerini söylediler.”
Defne bardağındaki içeceği karıştırdı.
“Bazen bütün bunların hiç bitmeyeceğini düşünüyorum.”
Elif ona baktı.
“Ben de. Ama artık gerçeği öğrenmeden vazgeçmek istemiyorum.”
“Peki, ya öğrendiğimiz şey daha da kötü olursa?”
Elif bir süre düşündü.
“O zaman da onunla yüzleşiriz. Şu an ne olduğunu bilmeden kendimizi yiyip bitiriyoruz.”
Defne başını salladı.
“Bir de evdeki tartışmalar var. Deniz'le eskisi gibi konuşamıyorum.”
“Aras da değişti. Eskiden bir şey olduğunda ilk ona anlatırdım. Şimdi konuşmaya başlamadan önce tartışıp tartışmayacağımızı düşünüyorum.”
“Onları kaybetmek istemiyorum.”
“Ben de istemiyorum. Ama onların bizi anlaması için kendi hayatımızdan vazgeçemeyiz.”
Defne, Elif'in elin