Keşfet

34. Bölüm: Karanlığın İçinde

🩸 KATİL ARAMIZDA.

KATİL ARAMIZDA

34. Bölüm: Karanlığın İçinde

Elif o sabah odasından çıktığında Aras'ı salonda buldu. Ağabeyi koltuğa oturmuş, telefonuna bakıyordu. Elif'i görünce telefonu bıraktı.

— Dün Defne'yle mi görüştün?

Elif daha günaydın bile dememişti.

— Günaydın sana da.

— Elif, ciddi soruyorum.

— Evet, görüştüm. Ne olmuş?

Aras kaşlarını çattı.

— Hâlâ anlamadım. Neden kendini bu işin içine sokuyorsun?

— Çünkü bu benim de hayatım, Aras. Defne'yle ilgili gerçekler beni de ilgilendiriyor.

— O kızla tanışmadan önce böyle değildin.

Elif bir an sustu. Sonra başını iki yana salladı.

— Ben değişmedim. Sadece artık bilmediğim şeyleri öğrenmek istiyorum.

— Senin iyiliğin için söylüyorum. Bir süre onunla görüşme.

— Benim iyiliğim için mi, yoksa sen rahatsız olduğun için mi?

Aras'ın yüzü gerildi.

— Ben senin abinim!

— Biliyorum. Ama bu, benim yerime karar verebileceğin anlamına gelmiyor.

Elif çantasını alıp kapıya yöneldi. Aras arkasından seslendi:

— Sonra başına bir şey gelirse beni suçlama!

Elif olduğu yerde durdu.

— Bir şeyden korkuyorsan benimle düzgün konuşabilirsin. Beni suçlamana gerek yok.

Cevap beklemeden evden çıktı.

Aras, kapının kapanmasının ardından bir süre sessiz kaldı. Elif'in başına bir şey gelmesinden gerçekten korkuyordu. Ama bunu ona anlatmaya çalıştıkça aralarındaki mesafe büyüyordu.

Yine de bunu kabul etmeye hazır değildi.

Defne de evden çıkmak üzereyken Deniz önünü kesti.

— Elif'le mi buluşacaksın?

— Evet.

— Başka arkadaşın yok mu senin?

Defne şaşkınlıkla ağabeyine baktı.

— Ciddi misin sen?

— Ne var? Son zamanlarda bütün gün onunla birliktesin.

— Çünkü ikimiz de aynı şeyleri yaşıyoruz. Birbirimizi anlamamız zor mu geliyor sana?

Deniz sesini yükseltmedi ama yüzündeki ifade sertleşti.

— Ben sadece bu işin seni değiştirmesinden hoşlanmıyorum.

— Beni değiştiren Elif değil. Öğrendiğim gerçekler.

Defne çantasının askısını düzeltti.

— Sizin beni büyütmeniz, benim için ne kadar önemli olduğunuzu değiştirmiyor. Ama başka bir ailem olduğunu öğrenince hiçbir şey olmamış gibi davranamam.

— Yani artık onları mı merak ediyorsun?

Defne'nin yüzündeki ifade değişti.

— Ben zaten hep merak edeceğim. Bu, sizi sevmediğim anlamına gelmiyor.

Deniz cevap vermedi.

Defne kapıya yöneldiğinde onun arkasından söylediği son sözleri duydu.

— Umarım bir gün pişman olmazsın.

Defne durmadı. Ağabeyinin kendisini anlamasını istiyordu ama her konuşmaları yeni bir tartışmayla bitiyordu.

Salonda oturan Orhan ise ikisini de sessizce dinlemişti. Defne çıktıktan sonra çalışma odasına geçti ve kapıyı kapattı.

Masasının alt çekmecesini açtı. İçinde yıllardır sakladığı eski bir zarf vardı. Üzerindeki tarih, hastanedeki eski kayıtların tarihiyle aynıydı.

Zarfı eline aldığı sırada telefonu titredi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

“Polis eski dosyanın peşinde. Kızlar da araştırıyor. Daha ne kadar saklayacaksın?”

Orhan mesajı birkaç kez okudu. Ardından kapıya baktı.

— Şimdi sırası değil, diye mırıldandı.

Zarfı çekmeceye geri koyup kilitledi.

Tam o sırada kapının dışından bir ses geldi.

— Baba?

Orhan irkildi.

Deniz kapının önündeydi.

— Ne yapıyorsun içeride?

Orhan çekmeceyi kapattı.

— İşlerim var. Bir şey mi oldu?

Deniz babasının yüzüne baktı. Orhan'ın telaşını fark etmişti ama nedenini anlayamamıştı.

— Yok. Bir şey soracaktım, boş ver.

Deniz uzaklaşırken babasının arkasından kapıyı kilitlediğini duydu.

Bu, içindeki şüpheyi daha da artırdı.

Elif ve Defne okul çıkışında bahçenin biraz ilerisinde buluştu.

Defne, Elif'in yüzünü görünce ne olduğunu anladı.

— Aras yine mi?

— Deniz de mi?

Defne başını salladı.

İkisi de istemsizce güldü. Bu, komik bir durum olduğu için değil, aynı şeyleri yaşamaktan yoruldukları içindi.

— Bazen seni görmeyi bile özlüyorum, dedi Defne. — Aynı okulda olsak bile doğru düzgün konuşamıyoruz.

Elif hafifçe gülümsedi.

— Ben de seni özlüyorum. Evde sürekli bir şeyleri açıklamak zorundaymışım gibi hissediyorum.

— Ben de. Sanki onları sevdiğimi her gün yeniden kanıtlamam gerekiyor.

Elif bir şey söyleyecekti ki telefonu titredi.

Bilinmeyen numaradan bir fotoğraf gelmişti.

Fotoğrafta eski hastane arşivinin arka kapısı görünüyordu. Görüntü karanlıktı. Kapının önünde iki kişi vardı ama yüzleri seçilemiyordu.

Altında kısa bir mesaj bulunuyordu:

“Araştırmayı bırakın. Bir sonraki uyarıyı görmezden gelmeyin.”

Elif'in gülümsemesi silindi.

— Defne, şuna bak.

Defne fotoğrafı büyüttü.

— Burası arşiv değil mi?

— Evet. Polislerin gösterdiği yer.

Fotoğraftaki kişilerden biri başını çevirmişti. Elinde küçük, parlak bir nesne vardı. Görüntü çok bulanık olduğundan ne olduğu anlaşılmıyordu.

Defne telefonunu çıkardı.

— Murat Bey'i arayalım.

Elif başını salladı ve başkomiseri aradı. Mesajı anlattıktan sonra fotoğrafı da gönderdi.

Murat'ın sesi ciddileşti.

— Şu an neredesiniz?

Elif konumlarını söyledi.

— Orada kalın. Ekibimiz geliyor. Fotoğrafı silmeyin ve kendi başınıza o adrese gitmeye kalkmayın.

— Tamam, dedi Elif.

Telefon kapandıktan sonra Defne çevresine baktı.

— Sence bizi takip mi ediyorlar?

— Bilmiyorum. Ama artık bunun basit bir tehdit olmadığını düşünüyorum.

— Ben de.

Bir süre sonra Murat ve Selin okula geldi. Fotoğrafı incelediler, ardından iki kızdan mesajın ne zaman geldiğini öğrenip telefonlarındaki görüntüyü kayda aldılar.

Selin fotoğrafı büyüttü.

— Şu nesne, depoda bulduğumuz anahtarlığa benziyor.

Murat dikkatle baktı.

— Benzerlik var ama aynı eşya olduğunu söyleyemeyiz. Görüntü yeterince net değil.

Elif dayanamayıp sordu:

— Bunu gönderen kişi Neriman'ı öldüren kişi olabilir mi?

Murat fotoğraftan gözlerini ayırdı.

— Olabilir. Ama şu anda bilmiyoruz. Sizi tehdit eden kişiyle katilin aynı kişi olduğunu varsayamayız.

— Peki, neden bizi durdurmaya çalışıyor?

— Bir şeylerin ortaya çıkmasından korkuyor olabilir. Bunun ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz.

Selin iki kıza döndü.

— Bugün eve doğrudan gidin. Bir tehdit daha alırsanız hemen haber verin. Lütfen kendi başınıza araştırmaya devam etmeyin.

Elif itiraz edecek gibi oldu ama Defne koluna dokundu.

— Tamam, dedi Defne. — Haber veririz.

Polisler ayrılırken Murat fotoğrafı incelemeye devam ediyordu. Görüntüdeki kişilerden birinin kim olduğunu henüz bilmiyorlardı. Üstelik fotoğrafın ne zaman çekildiği de belirsizdi.

Yine de biri, eski hastane arşivini yakından biliyor gibiydi.

Elif eve döndüğünde Aras salondaydı. Onu görür görmez ayağa kalktı.

— Neredeydin? Aradım, açmadın.

— Polisteydim. Defne'yle birlikte bize tehdit mesajı geldi.

Aras'ın yüzü bir anda değişti.

— Ne tehdidi?

Elif telefonu çıkarıp mesajı gösterdi. Aras fotoğrafı görünce bir süre sustu. Sonra öfkeyle başını kaldırdı.

— İşte tam da bundan bahsediyorum! Neden hâlâ onunla görüşüyorsun?

Elif inanamayarak ona baktı.

— Bize tehdit mesajı gelmiş. Senin aklına gelen ilk şey yine Defne'yi suçlamak mı?

— Seni korumaya çalışıyorum!

— Hayır, Aras. Sen beni dinlemiyorsun. Sadece ne yapmam gerektiğini söylüyorsun.

— Çünkü ne kadar tehlikeli olduğunu anlamıyorsun!

— Anlıyorum! Korkuyorum da! Ama korkuyorum diye gerçekleri öğrenmekten vazgeçmeyeceğim.

Aras bir adım yaklaştı.

— Ben senin başına bir şey gelsin istemiyorum.

— O zaman yanımda ol. Her seferinde bana kızma.

Elif'in sesi titremişti. Birkaç saniye ağabeyine baktı, sonra telefonu cebine koydu.

— Bazen senin beni korumaya çalıştığını unutuyorum. Çünkü bana en çok sen zarar veriyorsun.

Aras'ın yüzündeki öfke bir anlığına kayboldu.

Elif odasına çıktı.

Aylin mutfaktan gelerek oğlunun yanına oturdu.

— Kızın neden bu kadar kırıldığını hiç düşündün mü?

— Onu kaybetmek istemiyorum, anne.

— O zaman onu kaybetmekten korktuğun için kendinden uzaklaştırma.

Aras başını eğdi. Söyleyecek bir şey bulamadı.

Karaca evinde Defne de yaşadıklarını anlattı.

Deniz, fotoğrafı görünce endişelenmişti ama bunu yine öfkeyle gösterdi.

— Polise gitmeden önce neden bana söylemedin?

— Çünkü söyleseydim yine Elif'le görüşmememi söyleyecektin.

— Ben senin ağabeyinim!

— Bunu her tartışmada söylemen hiçbir şeyi çözmüyor, De