35. Bölüm: Söylenemeyenler
KATİL ARAMIZDA
35. Bölüm: Söylenemeyenler
Elif, okul çıkışında bahçenin arka tarafındaki bankta oturuyordu. Önündeki kitabı açmıştı ama tek bir satır bile okumamıştı. Aklı yine evde yaşanan tartışmadaydı.
Aras'ın söyledikleri canını sıkıyordu. Onun kendisi için endişelendiğini biliyordu. Fakat her konuşmaları tartışmaya dönüşünce, ağabeyine anlatmak istediği şeyleri bile içinde tutmaya başlamıştı.
Telefonuna baktı. Defne'den mesaj gelmişti.
“Neredesin? Biraz konuşabilir miyiz?”
Elif hemen cevap verdi.
“Okulun arka bahçesindeyim. Gel, bekliyorum.”
Birkaç dakika sonra Defne göründü. Elif'in yanına oturup çantasını yere bıraktı.
— Yüzünden belli, dedi Defne. — Yine bir şey oldu.
Elif hafifçe gülümsedi.
— Senin yüzün de pek farklı görünmüyor.
— Deniz sabah benimle konuşmadı bile. Sonra da sanki bütün bunların sorumlusu benmişim gibi davrandı.
Elif başını eğdi.
— Aras da aynı. Bazen beni hiç tanımıyormuş gibi davranıyor.
Bir süre sessiz kaldılar. Bahçedeki öğrencilerin sesleri uzaktan geliyordu. İkisi de konuşmak istiyor ama nereden başlayacağını bilemiyordu.
Sonunda Defne sessizliği bozdu.
— Elif, sana bir şey soracağım. Sence biz değiştik mi?
Elif ona döndü.
— Nasıl yani?
— DNA sonuçlarını öğrendiğimizden beri her şey farklı. Eskiden evde böyle düşünmezdim. Şimdi annemin, babamın, kardeşlerimin bana anlattığı her şeyi düşünüyorum. Sonra kendi kendime kızıyorum. Sanki onları sorguluyormuşum gibi hissediyorum.
Elif bir süre düşündü.
— Bence değişen biz değiliz. Öğrendiğimiz şeyler. Ben hâlâ aynı Elif'im. Zeynep benim kardeşim, Ege benim ağabeyim… Bunlar bir test sonucu çıktı diye değişmiyor. Ama artık bilmediğim bir geçmişim olduğunu da biliyorum.
— Peki ya gerçek aileni daha çok merak etmeye başlarsan?
Elif soruyu duyunca duraksadı.
— Zaten merak ediyorum. Bunu inkâr edemem. Ama bu, beni büyüten ailemi daha az sevdiğim anlamına gelmiyor.
Defne gözlerini yere indirdi.
— Ben de aynı şeyi hissediyorum. Bazen Orhan'ın bana neden bazı konularda cevap vermediğini düşünüyorum. Sonra kendimi kötü hissediyorum. Bana yıllarca baktılar. Beni sevdiler. Şimdi onlardan şüphelenmek istemiyorum.
— Şüphelenmek başka, cevap istemek başka, dedi Elif. — Biz kimseyi suçlamıyoruz. Sadece ne olduğunu öğrenmek istiyoruz.
Defne başını salladı.
— Keşke ağabeylerimiz de bunu anlayabilse.
Elif istemeden güldü.
— Bizimkiler aynı yerde buluşsa herhâlde ilk beş dakikada kavga ederler.
Defne de güldü ama gülümsemesi çabuk kayboldu.
— Şaka bir yana, Deniz'i özlüyorum.
Elif ona baktı.
— Aynı evde yaşıyorsunuz.
— Biliyorum. Ama eskisi gibi konuşamıyoruz. Ona bir şey anlatmak istiyorum, sonra yine tartışacağımızı düşünüp vazgeçiyorum. Yanımda ama sanki aramızda kocaman bir duvar var.
Elif'in boğazı düğümlendi.
— Ben de Aras'la böyleyim. Eskiden başıma bir şey geldiğinde ilk ona anlatırdım. Şimdi bir şey anlatmadan önce nasıl tepki vereceğini düşünüyorum.
Defne, Elif'in elini tuttu.
— Sence düzelir mi?
— Bilmiyorum. Ama sadece biz uğraşırsak düzelmez. Onların da bizi dinlemesi gerekiyor.
— Peki, ya hiç anlamazlarsa?
Elif bir süre cevap vermedi.
— O zaman da kendimizi suçlamayacağız. Onları seviyoruz diye her yaptıklarını kabul etmek zorunda değiliz.
Defne başını Elif'in omzuna yasladı.
— Bazen her şey eskisi gibi olsun istiyorum.
— Ben de.
İkisi bir süre öylece oturdu. İlk kez, birbirlerine güçlü görünmek zorunda hissetmiyorlardı. Ne ailelerini savunmaları ne de hissettiklerini açıklamaları gerekiyordu.
Birbirlerini anlamaları yeterliydi.
Aynı saatlerde Aras, evde salondaki koltuğa oturmuş telefonuna bakıyordu. Elif'in sabahki sözleri aklından çıkmıyordu.
“Bazen senin beni korumaya çalıştığını unutuyorum. Çünkü bana en çok sen zarar veriyorsun.”
Aras telefonu masaya bıraktı.
Kardeşini üzmek istememişti. Bunu kendine tekrar tekrar söylüyordu. Ama iyi niyetli olması, söylediklerini değiştirmiyordu.
Elif'in artık ona eskisi gibi her şeyi anlatmadığını fark etmişti. Bir zamanlar okulda yaşadığı en küçük olayı bile gelip anlatan kardeşi, şimdi odasına kapanıyor ve onunla konuşmaktan kaçınıyordu.
Aras kaşlarını çattı.
— Ben ne yapıyorum ya? diye mırıldandı.
Kendi sesini duyunca sustu.
Sanki ilk kez bu soruyu gerçekten kendisine soruyordu.
Elif'i korumak istediğini düşünüyordu. Peki, neden her tartışmada onu dinlemek yerine susturmaya çalışıyordu? Neden Defne'yi tanımadan suçluyordu?
Bir cevap bulamadı.
Tam o sırada Ege içeri girdi. Aras'ın düşünceli hâlini görünce durdu.
— Ne oldu sana?
— Bir şey yok.
Ege koltuğun diğer ucuna oturdu.
— Senin şu “bir şey yok” dediğin zamanlarda genelde bir şey oluyor.
Aras ters ters baktı.
— Her şeye karışmasan olmaz mı?
Ege ellerini kaldırdı.
— Tamam, sakin ol. Sadece sordum.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Ege, Elif'in odasının kapısına baktı.
— Bu arada, Elif son zamanlarda seninle konuşmaktan çekiniyor.
Aras hemen karşılık verdi.
— Öyle bir şey yok.
— Var. Belki sen fark etmiyorsun ama var.
Aras'ın yüzü sertleşti.
— Ben onun iyiliği için uğraşıyorum.
Ege başını salladı.
— Bunu biliyorum. Ama bazen birini korumaya çalışırken onu daha çok üzebilirsin.
Aras cevap vermedi.
Ege ayağa kalktı.
— Neyse, söyledim. İstersen düşünürsün.
Ege odadan çıktıktan sonra Aras yeniden telefonunu eline aldı. Elif'e mesaj yazmayı düşündü.
“İyi misin?”
Mesajı yazdı ama göndermedi.
Çünkü Elif'in kendisine kızgın olduğunu biliyordu. Bir de yanlış bir şey yazarsa yeniden tartışacaklarından korkuyordu.
Telefonu masaya bıraktı.
Kendi davranışlarını sorgulamaya başlamıştı ama bunu kabul etmek, henüz onun için kolay değildi.
Karaca evinde Deniz de benzer düşünceler içindeydi.
Defne eve döndüğünde doğrudan odasına çıkmıştı. Deniz, salondan onun merdivenlerdeki ayak seslerini dinledi.
Eskiden Defne eve geldiğinde yanına gelir, okulda ne yaptığını anlatırdı. Bazen anlattığı şeyleri dinlemese bile Defne konuşmaya devam ederdi. Şimdi ise kapısı kapanıyor, ev sessizleşiyordu.
Deniz kumandayı eline aldı ama televizyonu açmadı.
— Ben ne yapıyorum? diye geçirdi içinden.
Defne'yi kaybetmekten korkuyordu. Bunu düşünmek bile hoşuna gitmiyordu. Ama Defne'ye her Elif'le görüştüğünde kızması, ona sürekli aynı soruları sorması aralarındaki mesafeyi azaltmamıştı.
Tam tersine, Defne artık ona daha az şey anlatıyordu.
Deniz bunu fark etmişti.
Yine de kendine, bütün bunları Defne'nin güvenliği için yaptığını söylüyordu. Belki de böyle düşünmek, yanlış yaptığını kabul etmekten daha kolaydı.
Mert salona girdiğinde Deniz'in televizyona bakmadan oturduğunu gördü.
— Abi, televizyonu açmayacaksan neden kumandayı tutuyorsun?
Deniz gözlerini devirdi.
— Komik olma.
Mert karşısındaki koltuğa oturdu.
— Defne'yle yine tartıştınız mı?
— Sen de mi başladın?
— Başlamadım. Sadece soruyorum.
Deniz kumandayı masaya bıraktı.
— Ne yapmamı bekliyorsunuz? Hiçbir şey olmamış gibi davranamam. Kız kardeşimin hayatı bir anda değişti.
— Defne de hiçbir şey olmamış gibi davranmıyor zaten.
Deniz kardeşine baktı.
Mert devam etti:
— O da korkuyor. O da ne yapacağını bilmiyor. Ama sen her konuştuğunuzda sanki bütün bunları kendi isteğiyle yapmış gibi davranıyorsun.
— Ben onu kaybetmek istemiyorum.
Mert'in yüzü yumuşadı.
— O zaman onunla konuş. Ama her konuşmayı tartışmaya çevirme.
Deniz cevap vermedi.
Mert ayağa kalktı.
— Ben Defne'nin yanına gidiyorum. Sen de ne yapacağını bir düşün.
Deniz yalnız kalınca başını geriye yasladı.
Defne'ye gidip konuşmak istiyordu. Ama kapısını çaldığında ne söyleyeceğini bilmiyordu. Özür dilemesi gerektiğini düşünmek bile onu rahatsız ediyordu; çünkü hâlâ kendisinin haklı olduğuna inanmak istiyordu.
Bir süre sonra ayağa kalktı ve merdivenlere yöneldi.
Defne'nin kapısının önünde durdu. Elini kaldırıp kapıyı çalacak oldu.
Sonra vazgeçti.
Biraz zaman geçsin, diye düşündü.
Kendi kendine bile itiraf edemediği şey şuydu: Defne'nin kendisinden uzaklaşmasından korkuyordu ve bunu değiştirmek için ne yapacağını bilmiyordu.
Akşamüstü Elif ile Defne parkta biraz daha oturduktan sonra ayrıldılar.