39. Bölüm: Korku ve Gerilim
KATİL ARAMIZDA
39. Bölüm: Korku ve Gerilim
Elif o gece bir türlü rahat uyuyamamıştı.
Defne'nin evinde yaşananları düşündükçe aklına yeni sorular geliyordu. Eve giren kişi ne aramıştı? Orhan'ın sakladığı zarfı neden almıştı? Daha da önemlisi, o kişinin geçmişte yaşananlarla nasıl bir bağlantısı vardı?
Soruların hiçbirine cevap bulamıyordu.
Sabah telefonunu eline aldığında Defne'den bir mesaj gördü.
Defne: Okula gelince seninle konuşmam lazım. Fotoğrafla ilgili bir şey fark ettim.
Elif hemen cevap yazdı.
Elif: Ne fark ettin?
Defne: Yan yana gelince anlatırım.
Elif daha fazla üstelemedi. Hazırlanıp aşağı indiğinde Aras'la Ege kahvaltı yapıyordu.
Aras, Elif'i görünce başını kaldırdı.
“Dün gece uyuyabildin mi?”
“Biraz.”
“Yine Defne'yle olanları mı düşündün?”
Elif sandalyesine oturdu.
“Aras, lütfen daha sabah sabah tartışmayalım.”
“Ben tartışmıyorum. Sadece soruyorum.”
“Biliyorum ama her soru bir süre sonra sorguya dönüşüyor.”
Aras cevap vermedi. Elif de konuyu uzatmak istemedi.
Bir süre sonra Aras yeniden konuştu.
“Dün olanlardan sonra dikkatli olmanı istiyorum. O eve giren kişinin kim olduğunu bilmiyoruz.”
“Ben de bilmiyorum. Zaten polise haber verdik.”
“Tamam. Sadece başına bir şey gelsin istemiyorum.”
Elif, abisine baktı. Bu kez sesinde alıştığı sertlik yoktu.
“Ben de kendimi tehlikeye atmak istemiyorum. Ama gerçeği öğrenmekten de vazgeçmeyeceğim.”
Aras iç çekti.
“Bunu anladım.”
Ege, ikisinin arasındaki sessizliğe bakıp araya girdi.
“Güzel. Demek ki bugün kahvaltıda kavga çıkmayacak. Ben de rahat rahat yiyebilirim.”
Elif gülümsedi.
“Sen zaten kavga çıksa da yemeğini bırakamazsın.”
“Doğru. En azından beni tanıyorsunuz.”
Kısa süreliğine ortam yumuşamıştı. Fakat Elif evden çıkarken aklındaki sorular hâlâ yerli yerindeydi.
Okul çıkışında Elif ve Defne, bahçenin daha sakin bir köşesinde buluştu.
Defne telefonundan dün gece çektiği fotoğrafı açtı.
“Bak, bunu gördün mü?”
Elif ekrana yaklaştı. Fotoğrafın arkasında, daha önce dikkat etmedikleri silik bir yazı vardı.
İkinci kayıt, ilk dosyada değil.
Elif yazıyı bir kez daha okudu.
“Bu ne demek?”
“Bilmiyorum. Ama iki ayrı kayıt olabileceğini düşündüm. Belki aradığımız belge, polisin elindeki dosyada değildir.”
“Olabilir ama sadece bu yazıya bakarak bir şey söyleyemeyiz.”
“Ben de zaten kesin bir şey söylemiyorum. Sadece bunun önemli olabileceğini düşündüm.”
Elif başını salladı.
“Fotoğrafı Murat Bey'e gösterelim. Belki yazının ne zaman ve kim tarafından yazıldığını anlayabilir.”
Defne telefonu kapatırken okulun karşısında duran koyu renkli bir araba dikkatini çekti.
“Elif, şuraya bak.”
Elif dönüp baktı.
Araba yolun kenarında duruyordu. İçindeki kişi seçilemiyordu. Birkaç saniye sonra motorun sesi yükseldi ve araç hareket etti.
“Bizi mi bekliyordu?” diye sordu Defne.
“Bilmiyorum. Belki de tesadüftür.”
Elif bunu söylese de içi rahat değildi.
“Yine de polise anlatalım,” diye ekledi.
İkisi birlikte okulun kapısına yöneldi. Arabanın peşinden gitmediler ve plakasını göremedikleri için tahminde bulunmadılar.
Fakat ikisinin de aklında aynı soru vardı.
Ya gerçekten izleniyorlarsa?
Başkomiser Murat, fotoğrafın arkasındaki yazıyı dikkatle inceledi. Komiser Selin de yanlarında oturuyordu.
“Bu yazının ne anlama geldiğini henüz bilmiyoruz,” dedi Murat. “Ama eski hastane kayıtlarıyla bağlantılı olabilir. Fotoğrafın ne zaman çekildiğini ve daha önce kimlerin elinde bulunduğunu araştıracağız.”
Defne, okulun önündeki arabayı anlattı.
Selin notlarını kontrol etti.
“Aracın markasını veya plakasını hatırlıyor musunuz?”
“Hayır,” dedi Elif. “Sadece koyu renkliydi. Çok uzun süre de durmadı.”
“Peki, içindeki kişiyi görebildiniz mi?”
“Hayır.”
Selin başını salladı.
“Kamera kayıtlarına bakacağız. Ama şimdilik bu aracın olaylarla bağlantılı olduğunu söyleyemeyiz.”
Defne ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
“Ya bizi gerçekten takip ediyorlarsa?”
Murat sakin bir sesle cevap verdi.
“Bu ihtimali göz ardı etmiyoruz. Ama korkup tek başınıza hareket etmeniz de doğru olmaz. Şüpheli bir şey görürseniz bize haber verin. Kim olduğunu öğrenmek için peşinden gitmeyin.”
“Tamam,” dedi Elif.
Odadan çıktıklarında Defne hâlâ huzursuz görünüyordu.
“Bazen hiçbir şey yapmasak daha iyi olacakmış gibi geliyor,” dedi.
Elif bir süre düşündü.
“Ben de korkuyorum. Ama korkuyor olmamız, her şeyi bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece daha dikkatli olmamız gerekiyor.”
Defne cevap vermedi. Elif'in söylediklerine katılıyordu ama içindeki tedirginlik geçmemişti.
Akşam Defne eve döndüğünde Deniz salonda oturuyordu.
Kardeşini görünce televizyonun sesini kıstı.
“Bugün ne oldu? Biraz gergin görünüyorsun.”
Defne çantasını bıraktı.
“Okulun önünde bir araba vardı. Bizi izliyor olabilir.”
Deniz hemen doğruldu.
“Nasıl yani? Kimmiş?”
“Bilmiyorum. Plakasını göremedik.”
“Neden beni aramadın?”
Defne'nin yüzündeki ifade değişti.
“Deniz, daha eve yeni geldim.”
“Ben de ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.”
“Hayır, sen hemen bir şeyleri kontrol etmeye çalışıyorsun. Daha önce de böyle yaptın.”
Deniz sustu.
Defne devam etti:
“Bir şey olduğunda sana anlatmak istiyorum. Ama seninle konuşurken kendimi savunmak zorunda kalıyorum. Bir süre sonra anlatmaktan vazgeçiyorum.”
Deniz'in yüzü ciddileşti.
“Ben senin başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”
“Bunu biliyorum. Ben de korkuyorum zaten. Ama bana güvenmediğinde kendimi daha güvende hissetmiyorum.”
Deniz bir cevap bulmaya çalıştı ama söyleyecekleri aklına gelmedi.
Sonunda yalnızca şunu söyleyebildi:
“Bir daha böyle bir şey olursa polise haber ver, olur mu?”
“Zaten verdik.”
Defne çantasını alıp odasına çıktı.
Deniz arkasından bakakaldı. Kardeşini korumak istediğini biliyordu ama bunu yaparken onu kendisinden uzaklaştırdığını da yavaş yavaş anlamaya başlıyordu.
Elif akşam yemeğinden sonra odasına çekilmişti. Aras kapıyı tıklatıp içeri girdi.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Elif kitabından başını kaldırdı.
“Sor.”
“Bugün Defne'yle görüştünüz mü?”
“Evet. Sonra da polise gittik.”
Aras'ın yüzü gerildi.
“Yine ne çıktı?”
Elif, fotoğrafın arkasındaki yazıyı ve okulun önündeki arabayı anlattı.
Aras dikkatle dinledi.
“Bu iş gittikçe tehlikeli bir hâl alıyor.”
“Biliyorum.”
“Peki, sen iyi misin?”
Elif bu soruyu beklemiyordu. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra cevap verdi.
“İyiyim demeyeceğim. Korkuyorum. Ama ne yapacağımı biliyorum.”
Aras başını salladı.
“Bir şey olursa bana da haber ver.”
Elif, abisinin yüzüne baktı.
“Sana haber veririm. Ama lütfen her seferinde benimle tartışma.”
Aras hemen cevap vermedi.
“Deneyeceğim,” dedi sonunda.
Elif için bu, her şeyi düzeltmeye yetmiyordu. Yine de konuşmanın tartışmayla bitmemesine sevindi.
Aras odadan çıktıktan sonra Elif telefonunu kontrol etti.
Bilinmeyen bir numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
“Yanlış dosyayı arıyorsunuz.”
Elif'in içi ürperdi.
Mesajın ekran görüntüsünü aldı ve hemen Defne'ye gönderdi. Ardından Murat'a iletti.
Defne aradığında sesi endişeliydi.
“Bu mesajı kim gönderdi sence?”
“Bilmiyorum. Belki bizi korkutmaya çalışıyorlar.”
“Ya gerçekten yanlış dosyayı arıyorsak?”
Elif ekrana yeniden baktı.
“Bunu öğrenmenin tek yolu var. Ama artık hiçbir şeyi tek başımıza yapmayacağız.”
“Katılıyorum,” dedi Defne.
Telefonu kapattıklarında ikisi de bir süre sessiz kaldı.
Mesajı gönderen kişi, araştırmalarından haberdardı. Fakat onları durdurmak mı istiyordu, yoksa başka bir yere yönlendirmeye mi çalışıyordu?
Bunu bilmiyorlardı.
Elif mesajı bir kez daha okudu.
Yanlış dosyayı arıyorsunuz.
Cümlenin ardında ne olduğunu henüz anlayamıyordu. Ama Neriman'ın ölümüyle başlayan olayların, düşündüklerinden daha karmaşık olduğu artık açıktı.