Keşfet

KATİL ARAMIZDA11. Bölüm: Hastanedeki Gerçekler

🩸 KATİL ARAMIZDA.

KATİL ARAMIZDA

11. Bölüm: Hastanedeki Gerçekler

Selin, hastanenin arşiv odasına girdiğinde Murat çoktan gelmişti. Masanın üzerinde birkaç klasör duruyordu. Arşiv görevlisi, istedikleri belgeleri bulabilmek için sabah erkenden çalışmaya başladıklarını söylemişti.

Murat elindeki dosyayı kapattı.

“Personel kayıtları geldi. Ama aradığımız kişiyi bulmak sandığımız kadar kolay olmayacak.”

Selin çantasını sandalyenin üzerine bıraktı.

“Fikret Aydın’ın adını biliyoruz. Nerede çalıştığını ve hangi tarihlerde görev yaptığını öğrenmemiz yeterli.”

“Bir de gerçekten aradığımız kişi olup olmadığını.”

“Önce onu bulalım, sonra diğer sorulara geçeriz.”

Arşiv görevlisi yanlarına gelip iki klasör bıraktı.

“Bunlar hasta kabul ve idari işler bölümünde çalışanların eski kayıtları. Ancak bazı belgeler eksik. Yıllar önce başka bir depoya gönderilen dosyaların tamamına henüz ulaşamadık.”

Selin teşekkür edip klasörleri açtı. Sayfaları dikkatle incelerken Murat da diğer dosyayı kontrol etmeye başladı.

Bir süre sonra Selin durdu.

“Burada Fikret Aydın yazıyor.”

Murat yanına geldi.

“Görev tarihleri?”

Selin satırı parmağıyla takip etti.

“İncelediğimiz dönemde hasta kabul bölümünde çalışmış. Daha sonra hastaneden ayrılmış.”

“Evrak aktarımında görev almış mı?”

“Bu belgede açıkça yazmıyor. Başka bir kayıt bulmamız gerekecek.”

Arşiv görevlisi, eski evrak teslim çizelgelerinin de bulunduğunu söyledi. Kısa bir aramanın ardından ince, yıpranmış bir dosya getirdi.

Selin sayfaları çevirirken bazı satırların okunamayacak kadar silindiğini fark etti. Birkaç kaydın yanında dosya numaraları vardı.

“Şu numaraya bak,” dedi Murat’a.

Numara, Neriman’ın evinden alınan belgede bulunan numaraya benziyordu. Ancak son rakamlar aynı değildi.

Murat iki belgeyi karşılaştırdı.

“Bunlar aynı dosya olmayabilir.”

“Olmayabilir. Ama bu numaranın neden benzer olduğunu öğrenmeliyiz.”

Selin, ilgili satırın fotoğrafını çekti ve notlarına ekledi.

Arşiv görevlisi belgeleri geri alırken bir ayrıntı daha verdi.

“Bu tür evraklar bazen başka bölümlere gönderilirdi. Eski sistemde kayıtlar yeniden düzenlendiğinde numaralar değişebiliyordu. Fakat bu belge özelinde bir şey söyleyemem.”

Selin başını salladı.

“Anladım. Teslim tutanaklarının devamı bulunursa bize haber verir misiniz?”

“Elbette.”

Hastaneden ayrıldıklarında ellerinde kesin bir cevap yoktu. Fakat artık Fikret Aydın’ın o dönemde hastanede çalıştığını doğrulamışlardı.

Murat arabaya binerken Selin’e döndü.

“Şimdi ne yapıyoruz?”

“Önce eski iletişim bilgilerine ulaşmaya çalışacağız. Bir de bu evrak numarasının ne zaman değiştirildiğini öğrenmeliyiz.”

“İkisi de zaman alacak.”

Selin emniyet kemerini taktı.

“Zaten kolay olacağını düşünmüyordum.”

Emniyete döndüklerinde Selin, Fikret Aydın’ın eski adresine ilişkin kayıtları yeniden kontrol etti. Adres yıllar önceki bir ikamet bilgisine dayanıyordu. Daha önce oraya gittiklerinde komşularından biri Fikret’in taşındığını söylemişti.

Murat masasına oturup telefon kayıtlarıyla ilgili son durumu kontrol etti.

“Neriman’ın son haftalarda görüştüğü kişilerle ilgili inceleme henüz tamamlanmamış,” dedi. “Ama sonuç geldiğinde elimizde başka isimler olabilir.”

Selin bilgisayar ekranından gözlerini ayırmadı.

“Fikret’le ilgili bir bilgi bulursak onunla da görüşürüz. Belki evrakları hatırlar, belki de hiçbir şey bilmiyordur.”

“Yani hâlâ iki ihtimalimiz var.”

“Daha fazlası da olabilir.”

Murat hafifçe gülümsedi.

“İnsan biraz olsun umut verici bir cevap duymak istiyor.”

“Ben de isterdim. Ama şu an elimizde yalnızca doğrulamamız gereken bilgiler var.”

Selin dosyaya, hastaneden aldıkları belgelerin fotoğraflarını ekledi. Ardından evrak numaralarını karşılaştırmak için ayrı bir not hazırladı. Bu işlem tamamlanmadan herhangi bir sonuca varmak istemiyordu.

Tam çalışmaya devam edecekken telefonu çaldı. Arayan hastanenin arşiv görevlisiydi.

“Komiserim, eski teslim tutanaklarının bir bölümünü daha bulduk. Ancak belgeleri incelemeden kesin bir şey söyleyemem. Yarın gelip bakabilir misiniz?”

Selin saatini kontrol etti.

“Yarın sabah orada oluruz. Belgeleri lütfen olduğu gibi muhafaza edin.”

Telefonu kapattıktan sonra Murat’a döndü.

“Yeni tutanaklar bulunmuş.”

Murat ceketini sandalyesinin arkasına astı.

“Umarım bu kez numaraların neden farklı olduğunu anlayabiliriz.”

Selin cevap vermedi. Çünkü artık bir şeyin peşinden koşmaktan çok, ellerindeki bilgilerin gerçekten birbirine bağlanıp bağlanmadığını anlamaya çalışıyordu.

Akşam Yılmaz ailesinin evinde herkes kendi işiyle uğraşıyordu.

Elif, okuldan geldikten sonra çantasını odasına bırakmış, ertesi günkü sınav için notlarını çıkarmıştı. Zeynep kapıyı tıklatıp içeri girdi.

“Şu kalın tarih kitabını alabilir miyim?”

Elif gözlerini defterinden kaldırdı.

“Benim kitabım mı?”

“Geçen hafta senin odanda görmüştüm.”

Elif masasının altındaki rafa baktı.

“Alabilirsin ama dikkatli kullan. İçindeki bazı sayfalar kopmak üzere.”

Zeynep kitabı alıp kapağını çevirdi.

“Sen bu kadar çalışıyorsun da sınavlarda nasıl heyecanlanıyorsun?”

“Çünkü sınav kâğıdına bakınca bildiğim her şeyi unutuyorum.”

Zeynep güldü.

“Demek yalnız ben değilmişim.”

“Tabii ki yalnız değilsin. Ama bunu öğretmene söyleme, yoksa ikimize de ayrı çalışma programı hazırlar.”

Zeynep kitabı göğsüne bastırıp odadan çıktı.

Koridorda Masal’la karşılaştı. Masal, okulda yaptığı resmi göstermek için sabırsızlanıyordu.

“Bak, bunu ben çizdim!”

Resimde bir hastane binası, önünde birkaç insan ve gökyüzünde kocaman bir güneş vardı.

Zeynep resmi inceledi.

“Güzel olmuş. Neden hastane çizdin?”

“Öğretmen önemli bir yer çizin dedi. Ben de hastane çizdim.”

“Peki, bu insanlar kim?”

Masal omuzlarını kaldırdı.

“Bilmiyorum. Kendim çizdim işte.”

Zeynep gülümseyerek resmi ona geri verdi.

“Güneşi güzel yapmışsın.”

Masal mutfağa doğru koşarken Aylin ona dikkatli olmasını söyledi. Elif de odasından çıkıp kardeşinin peşinden seslendi. Kısa süre sonra ev yeniden günlük konuşmalarla doldu.

Kemal işten döndüğünde herkes salondaydı. Ege televizyonun karşısında oturuyor, Aras telefonundan bir şey okuyordu.

“Akşam yemeği hazır mı?” diye sordu Ege.

Aylin mutfaktan cevap verdi:

“Birazdan.”

Ege başını koltuğa yasladı.

“Bu evde en çok benim aç kaldığımı düşünüyorum.”

Aras gözünü telefonundan ayırmadı.

“Çünkü en çok sen yemek düşünüyorsun.”

Ege itiraz etmeye hazırlanırken Elif gülmeye başladı.

O akşam da diğer akşamlardan farklı değildi. Kimse hastanede incelenen eski belgelerden haberdar değildi. Neriman Aksoy’un ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmanın ailelerinin geçmişine uzanabileceğini henüz bilmiyorlardı.

Karaca ailesinde Deniz, çalışma odasında ertesi günkü toplantı için belgeleri düzenliyordu. Orhan’ın istediği klasörleri masanın üzerine koyduğunda babasının çekmecesinin tam kapanmadığını gördü.

Çekmecenin içinde eski bir dosya vardı. Kapağındaki tarih dikkatini çekti ama yazılar silik olduğu için ne olduğunu anlayamadı.

Deniz çekmeceyi kapattı ve babasının odasına geçmesini bekledi.

Orhan içeri girdiğinde Deniz hazırladığı belgeleri gösterdi.

“Toplantı için gerekenleri ayırdım. Şu eski dosya da çekmecede duruyordu. İstersen ona da bakabilirsin.”

Orhan’ın bakışları kısa bir an çekmeceye kaydı.

“Onu ben hallederim. Sen diğer belgeleri bırakabilirsin.”

Deniz başını salladı.

“Tamam.”

Daha fazla soru sormadı. Babasının iş evraklarını kendisinin düzenlemesini tercih ettiğini biliyordu.

Deniz çıktıktan sonra Orhan çekmeceyi açtı. Eski dosyayı alıp masasına koydu. Birkaç sayfayı çevirdi, sonra durdu.

Telefonuna bir mesaj geldi.

“Eski hastane kayıtları yeniden inceleniyor.”

Orhan mesajı bir kez daha okudu. Ardından kısa bir cevap yazdı:

“Yeni bir bilgi edinirsen haber ver.”

Telefonu masaya bıraktı. Dosyayı kapatıp çekmeceye geri koydu.

Bir süre sonra çalışma odasından çıktı ve ailesinin yanına gitti. Yüzünde olağan dışı bir ifade yoktu. Defne, ertesi günkü planını anlatırken Orhan onu dinledi ve birkaç soru sordu.

Dışarıdan bakıldığında her şey normaldi.

Ancak Orhan’ın çekmecesinde saklad