KATİL ARAMIZDA36. Bölüm: Karanlığın İçinde
KATİL ARAMIZDA
36. Bölüm: Karanlığın İçinde
Elif o sabah uyandığında telefonunu eline alan ilk kişi oldu. Defne'den gelen mesajı görünce uykusu tamamen açıldı.
Defne: Bugün mutlaka görüşmemiz lazım. Sana göstereceğim bir şey var.
Elif hemen cevap verdi.
Elif: Ne oldu? Kötü bir şey mi var?
Defne birkaç dakika boyunca cevap vermedi. Sonra tek bir mesaj gönderdi.
Defne: Yüz yüze anlatacağım.
Elif'in içine bir huzursuzluk çöktü. Son günlerde yaşadıkları yüzünden artık en sıradan mesajdan bile şüphelenir olmuştu.
Telefonunu cebine koyup hazırlanmak için ayağa kalktı. Kapıyı açtığında Aras'la karşılaştı.
“Nereye böyle aceleyle?”
“Okula.”
“Daha vaktin var.”
“Biliyorum.”
Aras bir şey söyleyecekmiş gibi durdu ama vazgeçti. Elif merdivenlerden inerken arkasından baktı.
Kardeşinin kendisinden uzaklaşması canını sıkıyordu. Fakat bunu nasıl düzelteceğini bilmiyordu. Her konuşmalarının tartışmaya dönüşmesinden o da yorulmuştu.
Yine de ilk adımı atmak, düşündüğünden daha zordu.
Okul çıkışında Elif, Defne'yi bahçenin dışındaki bankta buldu. Defne'nin elinde telefonu vardı. Sürekli çevresine bakıyordu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu Elif.
Defne telefonunu uzattı.
“Dün gece bunu aldım.”
Ekranda eski hastanenin arka girişi görünüyordu. Fotoğraf uzaktan çekilmişti. Kapının önünde bir gölge seçiliyor, binanın bir kısmı karanlıkta kalıyordu.
Fotoğrafın altında şu cümle yazıyordu:
Bazı gerçekleri öğrenmemek daha iyidir.
Elif'in boğazı düğümlendi.
“Bu fotoğrafı kim gönderdi?”
“Bilmiyorum. Numara gizli değil ama kayıtlı da değil. Aradım, açmadı.”
“Polise söyledin mi?”
“Henüz söylemedim.”
Elif ona şaşkınlıkla baktı.
“Defne, bunu neden sakladın?”
“Saklamak istemedim. Sadece… Bir kez olsun bir şey olduğunda hemen korkuya kapılmadan düşünebilmek istedim.”
Elif'in öfkesi yatıştı. Defne'nin de en az kendisi kadar yorulduğunu biliyordu.
“Tamam,” dedi daha yumuşak bir sesle. “Ama artık hiçbir şeyi birbirimizden saklamayalım. Ne bulursak polise de bildirelim.”
Defne başını salladı.
Tam o sırada Elif'in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
İkisi de ekrana baktı.
“Bence açma,” dedi Defne.
Elif bir an tereddüt etti. Sonra çağrıyı cevapladı ama konuşmadı.
Karşı taraftan hafif bir hışırtı geldi.
Ardından boğuk bir ses duyuldu.
“Size söyleneni anlamadınız mı?”
Elif'in kalbi hızlandı.
“Kimsiniz siz?”
Cevap gelmedi.
“Bizi neden takip ediyorsunuz?”
Telefonun öbür ucunda bir nefes sesi duyuldu. Sonra arama kesildi.
Elif telefonu kulağından indirdi. Parmaklarının titrediğini fark edince elini sıktı.
Defne'nin yüzü bembeyazdı.
“Bizi bulmuşlar.”
“Bilmiyoruz,” dedi Elif. Kendi sesini sakin tutmaya çalışıyordu. “Ama artık bunu tek başımıza çözmeyeceğiz.”
Hemen Başkomiser Murat'ı aradı. Fotoğrafı, numarayı ve duyduklarını anlattı.
Murat'ın sesi ciddileşti.
“İkiniz de bulunduğunuz yerden ayrılmayın. Ekibimiz geliyor. Sakın o numarayı geri aramayın.”
Elif telefonu kapattı.
Defne yanına yaklaştı.
“Ya bizi gerçekten izliyorlarsa?”
Elif cevap vermek istedi ama o sırada bahçe kapısının karşısında duran birini fark etti.
Kapüşonunu yüzüne kadar çekmişti.
Doğrudan onlara bakıyordu.
Elif gözlerini ondan ayırmadan Defne'nin koluna dokundu.
“Karşıya bakma,” diye fısıldadı. “Ama kapının önünde biri var.”
Defne başını çevirmemeye çalışarak telefonunu eline aldı. Birkaç saniye sonra ikisi de aynı şeyi fark etti.
Yabancı, telefonunu cebine koymuştu.
Sonra ağır adımlarla uzaklaşmaya başladı.
Elif peşinden gitmek için yerinden kıpırdadı ama Defne kolunu tuttu.
“Hayır. Polis geliyor. Gitme.”
Elif durdu.
Bu kez korkusuna rağmen doğru olanı yaptı.
Murat ve Selin kısa süre sonra olay yerine ulaştılar. Çevredeki iş yerlerinin kameralarını incelemek için ekip gönderdiler. Elif ile Defne de gördükleri kişiyi tarif etti.
“Yüzünü gördünüz mü?” diye sordu Selin.
“Hayır,” dedi Elif. “Kapüşonu vardı. Bizi izlediğinden eminiz ama fotoğrafını çekemedik.”
Murat ikisine de dikkatle baktı.
“Bundan sonra tek başınıza araştırma yapmayacaksınız. Bunu bir yasak olsun diye söylemiyorum. Sizi kimin izlediğini bilmiyoruz ve bu kişinin ne yapabileceğini de bilmiyoruz.”
Defne ellerini birbirine kenetledi.
“Bizi korkutmak istiyor.”
“Olabilir,” dedi Murat. “Ama bunun yalnızca korkutma amacı taşıdığını varsayamayız.”
Bu söz ikisini de susturdu.
Selin telefonundaki fotoğrafı yeniden açtı.
“Eski hastanenin arka girişi. Daha önce depoda bulduğumuz belgelerle bağlantılı olabilir. Önce burayı kontrol edeceğiz.”
Elif başını kaldırdı.
“Biz de gelebilir miyiz?”
“Hayır,” dedi Murat kesin bir sesle. “Orası güvenli değil. Siz evlerinize döneceksiniz.”
Elif itiraz edecek gibi oldu ama Defne elini tuttu.
Bu kez ikisi de sustu.
Akşamüstü Aras, Elif'i almaya geldiğinde onu polis merkezinin önünde görünce yüzündeki ifade değişti.
“Ne oldu?”
Elif arabaya binerken her şeyi anlatacağını söyledi. Fakat Aras daha ilk birkaç cümlede gerilmeye başladı.
“Bilinmeyen bir numara aradı, bir de sizi izleyen biri mi vardı?”
“Evet.”
“Sen aklını mı kaçırdın? Böyle bir şey yaşadıktan sonra hâlâ Defne'yle mi geziyorsun?”
Elif ona döndü.
“Aras, beni dinlemeden yine karar veriyorsun.”
“Başına bir şey gelmesini istemiyorum!”
“Benim de başıma bir şey gelsin istemiyorum! Ama korktuğumda yanımda olmanı istiyorum, bana bağırmanı değil.”
Aras sustu.
Elif'in gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini tutuyordu.
“Sen bana kızdıkça sana anlatmak istemiyorum. Çünkü ne söylersem söyleyeyim beni anlamayacağını düşünüyorum.”
Aras direksiyona baktı. Söyleyecek bir şey bulamadı.
Bir süre sonra yalnızca,
“Eve gidelim,” dedi.
Elif camdan dışarı döndü.
Aras'ın korktuğunu biliyordu. Fakat onun korkusu, Elif'in kendisini yalnız hissetmesine engel olmuyordu.
Gece saat ona doğru Murat ve Selin eski hastaneye ulaştılar. Bina yıllardır kullanılmadığı için çevresi sessizdi. Rüzgâr, kırık pencerelerden geçerken içeriden gelen ince bir uğultuya benziyordu.
Selin fenerini kaldırdı.
“İnsan burada tek başına kalmak istemez.”
Murat etrafı kontrol etti.
“Dikkatli olun. İçeride biri varsa bizi duyabilir.”
Ekip binanın arka girişinden içeri girdi. Koridorun zemini tozla kaplıydı. Duvarlardaki eski tabelaların çoğu düşmüş, kapıların bazıları açık kalmıştı.
Bir odanın önünden geçerken içeriden metalik bir ses geldi.
Selin aniden durdu.
Murat elini kaldırarak diğer memurlara sessiz olmalarını işaret etti.
Bir süre beklediler.
Ses tekrarlanmadı.
“Rüzgâr olabilir mi?” diye fısıldadı Selin.
Murat cevap vermedi. Fenerini odanın içine tuttu.
Oda boş görünüyordu.
Ancak yerdeki tozun üzerinde yeni ayak izleri vardı.
Murat çömeldi.
“Buraya yakın zamanda biri girmiş.”
Ayak izlerini takip ederek koridorun sonundaki küçük odaya ulaştılar. Kapı aralıktı. İçeride eski dosya dolapları ve devrilmiş bir sandalye vardı.
Selin, dolabın yanında duran kâğıt parçasını fark etti.
Üzerinde silik bir numara bulunuyordu.
“Komiserim, buraya bakın.”
Murat kâğıdı dikkatle inceledi.
Numaranın bir kısmı, Cemal'in günlüğünde yazan kayıt numarasına benziyordu. Ancak bazı rakamlar silinmişti.
“Fotoğrafını çekin. Aslına zarar vermeyin.”
Selin eğilip kâğıdın bulunduğu yeri görüntülerken koridorun öbür ucundan hızlı ayak sesleri duyuldu.
Ardından bir kapı çarptı.
“Dur! Polis!”
Murat koridora fırladı. Selin hemen arkasından koştu.
Karanlık koridorun sonunda bir gölge merdivenlere yöneldi. Birkaç saniye boyunca yalnızca ayak sesleri duyuldu. Sonra dış kapı sertçe kapandı.
Murat dışarı çıktığında kaçan kişiyi sokağın karşısında gördü.
“Dur!”
Şahıs koşmaya devam etti.
Murat ve Selin peşinden ilerledi. Kişi dar bir geçide girdiğinde gözden kayboldu. Polisler geçidin sonuna ulaştıklarında karşılarında iki ayrı sokak buldular.
Hiçbir yerde kimse görünmüyordu.
Selin nefesini toparlamaya çalıştı.
“Bu kadar çabuk kaybolamaz.”
Murat çevreye baktı.
“Yakında bir geçit ya da açık bir kapı olmalı. Çevreyi kontrol edin.”
Ekip sokakları araştırdı ama kaçan kişi bulunamadı.
Hastaneye geri döndüklerinde Selin'in yüzü asıktı.
“Bizi