Keşfet

KATİL ARAMIZDA4. Bölüm: Yarım Kalan

🩸 KATİL ARAMIZDA.

KATİL ARAMIZDA

4. Bölüm: Yarım Kalan Kayıt

Elif, dolabın önünde durmuş kıyafetlerine bakıyordu. Yatağın üstü çoktan karışmıştı. Bir pantolonu kenara atıyor, sonra dönüp tekrar eline alıyordu.

Zeynep kapının önünde belirdi.

“Abla, sen hâlâ hazırlanmadın mı?”

Elif elindeki siyah hırkayı kaldırdı.

“Şunu gördün mü?”

“Dolabında olabilir mi acaba?”

“Zeynep, sabah sabah başlama.”

Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ben bir şey demedim ki.”

Elif hırkayı yatağın altından çekip çıkardı. Birkaç saniye sessiz kaldı, sonra kardeşine döndü.

“Bunu gördün mü?”

Zeynep kahkahayı patlattı.

“Abla, seninle uğraşmak gerçekten çok kolay.”

“Çık odamdan.”

“Tamam, tamam. Annem kahvaltıya çağırıyor.”

Zeynep giderken kapıyı açık bıraktı.

“Elif, kapıyı kapat!”

“Ellerim dolu!”

“Bir tane hırka taşıyorsun!”

Elif cevap vermedi. Hırkasını giyip merdivenlerden indi.

Mutfakta Ege, ekmeğinin üzerine reçel sürüyordu. Masal da karşısında oturmuş, tabağındaki zeytinleri sayıyordu.

“Bir, iki, üç...”

Ege başını kaldırdı.

“Ne yapıyorsun sen?”

“Kaç tane zeytinim var, onu sayıyorum.”

“Sayma. Yemeğe başlarsan sayın bozulur.”

Masal kaşlarını çattı.

“Sen de her şeye karışıyorsun.”

Aras çayından bir yudum aldı.

“Ege, sabah sabah çocuğun başını şişirme.”

Ege elindeki ekmeği gösterdi.

“Ben burada gayet sakin kahvaltı yapıyorum.”

Elif masaya otururken araya girdi.

“Sen sakin kahvaltı yaparken bile insanın siniri bozuluyor.”

“Günaydın sana da kardeşim.”

Aylin, mutfaktan yeni bir tabak getirip masaya bıraktı.

“Yeter artık. Bir sabah da kavga etmeden oturun.”

“Anne, ben bir şey yapmadım,” dedi Ege.

Aylin ona baktı.

“Senin bir şey yapmana gerek yok zaten.”

Aras gülmemek için önündeki bardağa uzandı. Ege bunu fark edince ona döndü.

“Sen de gül. Hepiniz birleşin bana karşı.”

Masal elini kaldırdı.

“Ben birleşmedim. Ben sadece zeytinlerimi sayıyorum.”

Bu kez Aylin de güldü.

Kemal mutfağa girdiğinde herkes çoktan kahvaltıya başlamıştı. Telefonu cebinde titreşti. Elini cebine götürdü, sonra vazgeçip sandalyeye oturdu.

Aylin önüne çay koydu.

“Bugün erken gelir misin?”

“Belli değil. İşim uzayabilir.”

“Her gün aynı şeyi söylüyorsun.”

Kemal ekmeğinden bir parça kopardı.

“Bugün gerçekten bilmiyorum, Aylin.”

Aylin daha fazla üstelemedi. Çocuklar kendi aralarında konuşmaya devam ediyordu.

Kahvaltı bittiğinde Aras anahtarlarını aldı. Masal hemen yanına koştu.

“Beni bugün sen alacaksın, değil mi?”

“Dün de almıştım.”

“Eee?”

Aras gülümsedi.

“Peki, alırım. Ama çıkışta öğretmenini bekletme.”

“Ben hiç bekletmiyorum ki.”

Ege kapıya yönelirken arkasını döndü.

“Geçen hafta öğretmenin bizi aradı.”

Masal'ın yüzü düştü.

“O başka bir konuydu.”

“Tabii, çok başka.”

“Ege!”

Masal'ın sesi evin içinde yankılanırken Aras kapıyı açtı. Elif ve Zeynep de peşinden çıktı.

Ev yeniden sessizleşti.

Kemal masada unuttuğu telefonunu aldı. Ekranda bir bildirim vardı. Bir süre baktıktan sonra telefonu cebine koydu.

Aylin bulaşıkları toplarken ona seslendi.

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

Kemal ceketini aldı.

“Akşam görüşürüz.”

Aylin kapıya kadar geldi ama bir şey söylemedi. Kemal çıktıktan sonra mutfağa döndü. Masanın üzerinde Masal'ın yarım bıraktığı zeytin tabağı duruyordu.

Onu alıp lavaboya bıraktı.

Karaca ailesinin evinde sabah daha yeni başlamıştı ama Defne çoktan anahtarlarını aramaya koyulmuştu.

“Benim anahtarlarımı gören var mı?”

Mert, koltuğun üzerinde oturmuş telefonuna bakıyordu.

“Dün elindeydi.”

“Biliyorum, Mert. Dün elindeydi. Bugün de lazım olduğu için arıyorum zaten.”

Mert başını kaldırdı.

“Güzel. Demek ki mantığı çözmüşsün.”

Defne ona bir minder fırlattı.

“Bir gün seni gerçekten pencereden atacağım.”

“Önce anahtarlarını bul da sonra beni düşünürsün.”

Deniz salona girdi. Elinde kahvesi vardı.

“Ne oldu yine?”

“Defne anahtarlarını kaybetmiş,” dedi Mert.

“Kaybetmedim!”

Deniz kahvesinden bir yudum aldı.

“O zaman neden arıyorsun?”

Defne ikisine de ters ters baktı. Sonra sehpanın üzerindeki çantayı kaldırdı. Anahtarlar çantanın altından çıktı.

Bir an sessiz kaldı.

Mert sırıttı.

“Bir şey söylemeyecek misin?”

Defne anahtarlarını aldı.

“Söyleyeceğim. İkiniz de çok sinir bozucusunuz.”

“Bunu biliyoruz,” dedi Deniz.

Defne cevap vermeden mutfağa geçti.

Orhan, çalışma odasından çıktığında üçü de masadaydı. Önündeki gazeteyi katlayıp sandalyeye bıraktı.

“Akşam evde olun. Bir misafirim gelecek.”

Defne kaşlarını kaldırdı.

“Kim geliyor?”

“İşle ilgili biri.”

Mert, tabağına uzanırken sordu.

“Bizim de oturmamız gerekiyor mu?”

Orhan ona baktı.

“Gerekiyorsa söylerim.”

Mert omuz silkti.

“Tamam, sorduk sadece.”

Deniz konuşmaya karışmadı. Babasının yüzüne kısa bir bakış attıktan sonra kahvesini bitirdi.

Orhan yeniden çalışma odasına geçti. Kapıyı kapatınca masasına oturdu. Çekmecenin anahtarını cebinden çıkardı ve çekmeceyi açtı.

İçerideki dosyaları kontrol etti. En alttaki klasörü biraz kenara çekti, altındaki kâğıtlara baktı. Aradığı şeyin orada olduğundan emin olmak ister gibi dosyaları tek tek gözden geçirdi.

Sonra çekmeceyi kapatıp kilitledi.

Anahtarı cebine koyduğunda telefonu çaldı.

Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.

Orhan aramayı cevapladı.

“Dinliyorum.”

Karşı taraf bir şeyler söyledi. Orhan'ın yüzündeki ifade değişmedi ama eli masanın kenarında durdu.

“Şimdilik hiçbir şey yapmayın,” dedi. “Önce ne bulduklarını öğrenelim.”

Bir süre daha dinledi.

“Ben haber bekliyorum.”

Telefonu kapattı. Ardından pencerenin önüne gidip dışarı baktı.

Emniyette Selin, masasına bırakılan dosyayı açıyordu. Murat elinde iki bardak çayla yanına geldi.

“Bir gelişme var mı?”

Selin dosyadan başını kaldırdı.

“Kesin bir şey yok. Laboratuvardan ön rapor geldi. Bulduğumuz eski kâğıdın hastaneyle ilgili olduğu düşünülüyor ama üzerindeki yazılar tam okunmuyor.”

Murat çaylardan birini masaya bıraktı.

“İmza kısmı?”

“Bir bölümü seçiliyor. Ama kime ait olduğunu söylemek için erken.”

“Fotoğrafın arkasındaki yazı?”

“Onun üzerinde de çalışıyorlar. Bazı harfler belli olmuş ama isim kesinleşmedi.”

Murat karşısındaki sandalyeye oturdu.

“Peki, hastane kayıtları?”

Selin önündeki notları çevirdi.

“Arşivdeki bazı kayıtlar eksik. Özellikle eski dosyalarda numaralar birbirini tutmuyor. Bazen aynı numaranın farklı belgelerde kullanıldığı da oluyor.”

“Yani elimizdeki belgeyi henüz doğru dosyayla eşleştiremedik.”

“Aynen öyle.”

Murat bir süre düşündü.

“Peki kamera görüntüleri?”

“Onları da inceledim. Olayın yaşandığı sokağın yakınında, o saatlerde koyu renkli bir palto giyen biri görünüyor. Yüzü seçilmiyor. Görüntü de çok net değil.”

“Boyu, yürüyüşü, başka ayırt edici bir şey?”

“Şimdilik yok. Görüntü tek başına bir şey söylemiyor.”

Murat başını salladı.

“Güzel. O zaman görüntüdeki kişiyi doğrudan şüpheli ilan etmiyoruz. Önce diğer kayıtlarla karşılaştırırız.”

Selin dosyayı kapatmadı.

“Bir de Neriman Hanım'ın eski bir iş arkadaşına ulaştım. Nermin Yalçın. Aynı hastanede çalışmışlar.”

“Görüşmeyi kabul etti mi?”

“Evet. Yarın öğleden sonra buluşacağız. Ama telefonda pek bir şey anlatmadı. Neriman'la yıllardır görüşmediklerini söyledi.”

“Belki hatırlamadığı şeyler vardır. Belki de anlatmak istemediği.”

Selin, Murat'a baktı.

“Bunu görüşmede anlayacağız.”

Murat çayından bir yudum aldı.

“Şimdilik elimizde birkaç eski belge, okunmayan bir fotoğraf yazısı ve net olmayan bir kamera görüntüsü var. Bunları birleştirip kendimize hikâye yazmayalım.”

Selin hafifçe gülümsedi.

“Merak etmeyin komiserim. Ben de sabaha kadar katili bulmayı planlamıyordum.”

“İyi. Çünkü ben de çayımı bitirmeyi planlıyordum.”

Selin güldü.

“Öncelikleriniz çok etkileyici.”

Murat bardağını kaldırdı.

“Mesleki tecrübe.”

Kısa süreliğine ikisi de sustu. Ardından Selin yeniden dosyaya döndü.

Neriman'ın geçmişinde bir şeyler vardı. Ama ellerindeki parçalar, ne olduğunu söylemeye yetmiyordu.

Öğle arasında Elif, Zeynep'le okulun bahçesinde oturuyordu. Zeynep çantasından çıkardığı sandviçi açarken Elif telefonuna baktı.

“Akşam ne yapıyorsun?” diye sordu Zeynep.

“Bilmiyorum.

Yorumlar

  • Ece Oral: selinin dikkatli hareketleri ilgimi çekti işini ciddiye alıyor ya
  • Mehmet Yıldırım: defnenin eşyalarını araması her zaman ilginç dinamikler getiriyor
  • ERDOĞAN: Mutfaktaki sabah kahvaltısı ortamı harika aktarılmış
  • DJ Slot: zeynep ile elif arasında geçen hafif atışmalar gülümsetiyor
  • Nisa Fidan: eksiklerin peşinden koşmak bazen yenilikler getirir merak ettim gelişmelerini
  • Süleyman Kılıç: Bir ipucu bulmak için yola çıkmaları oldukça heyecanlı bir durum
  • Eda Sezer: elifin dolabıyla yaşadığı karmaşa çok tanıdık geliyor bazen altı üstü oluyor
  • Ayla Sancak: selin ve muratın ekip ruhu bana cesaret veriyor Orhangazi sürece dayanmalı
  • Aylin Gür: kemalin ne yaptığını bilmemesi made tamamen kaybolmuş gibi hissediyor
  • Ahmet Kaplan: aylinin geçmişe dair unuttuğu şeyleri hatırlamaya çalışması hissettirdi