KATİL ARAMIZDA40. Bölüm: Kardeş Sevgisi
KATİL ARAMIZDA
40. Bölüm: Kardeş Sevgisi
Elif sabah mutfağa indiğinde Zeynep'i kahvaltı masasında otururken buldu. Önündeki ekmeğiyle uğraşıyor, bir yandan da telefonuna bakıyordu.
Elif karşısına oturdu.
“Ne oldu? Sabah sabah niye böylesin?”
“Nasılım?”
“Suratından belli. Bir şeye canın sıkılmış.”
Zeynep telefonunu masaya bıraktı.
“Sen artık bizimle eskisi kadar vakit geçirmiyorsun.”
Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Öyle mi geliyor sana?”
“Çünkü sürekli Defne'yle buluşuyorsun. Evde de herkesin aklı başka yerde. Seninle konuşmak istiyorum ama bazen beni dinlemiyorsun bile.”
Elif bir süre cevap vermedi. Son zamanlarda gerçekten de aklı sürekli yaşanan olaylardaydı.
“Haklı olabilirsin,” dedi. “Biraz dalgınım, farkındayım. Ama seni bilerek ihmal etmiyorum.”
“Biliyorum. Yine de eskisi gibi olmasını istiyorum.”
Elif kardeşinin elini tuttu.
“Ben de istiyorum. Bir sürü şey oldu diye sizden uzaklaşacak değilim.”
Zeynep bir süre sustuktan sonra sordu:
“Peki, bir gün Defne'nin ailesinin yanında yaşamak istersen ne olacak?”
Elif bu soruyu duyunca duraksadı.
“Şu an böyle bir karar vermiş değilim. Gelecekte ne olacağını da bilmiyorum. Ama sen benim kardeşimsin. Bunun değişmesi için bir sebep yok.”
“Bazen seni kaybedecekmişim gibi hissediyorum.”
“Beni öyle kolay kolay kaybetmezsin.”
Elif kardeşine sarıldı. Zeynep de ona sarıldıktan sonra hafifçe geri çekildi.
“Tamam ama bugün benimle biraz vakit geçireceksin.”
Elif gülümsedi.
“Anlaştık.”
Tam o sırada Ege mutfağa girdi.
“Ben de gelebilir miyim bu toplantıya?”
Zeynep gözlerini devirdi.
“Toplantı değil.”
“İyi, ben de kahvaltıya geldim zaten.”
Ege masaya oturup Elif'in tabağındaki zeytinlerden birini aldı.
“Bir tane alıyorum.”
“Ege, kendi tabağında da var!” dedi Elif.
“Seninkiler daha güzel görünüyor.”
Zeynep gülmeye başladı.
“Abi, sen hiç büyümeyecek misin?”
“Umarım büyümem. Büyüyünce sizin gibi dertli olacağım.”
Elif istemeden güldü. Birkaç dakikalığına da olsa evdeki gerginlik unutulmuştu.
Karaca evinde Defne odasından çıktığında Mert'i salonda telefonuyla uğraşırken buldu.
“Deniz nerede?”
“Mutfakta. Neden, yine mi kavga edeceksiniz?”
Defne ona ters ters baktı.
“Daha konuşmadan kavga edeceğimizi nereden çıkardın?”
“Son günlerde pek iyi anlaşmıyorsunuz da ondan.”
“Her şeyle dalga geçmek zorunda mısın?”
Mert telefonu bıraktı.
“Dalga geçmiyorum. Sadece ikinizin de sürekli gergin olmasından sıkıldım.”
Defne cevap verecekken Deniz elinde iki bardak çayla salona geldi. Bardaklardan birini kardeşine uzattı.
“Al, senin için yaptım.”
Defne şaşırdı.
“Bana mı?”
“Yok, Mert'e. Sana vermem de tamamen tesadüf.”
Mert kahkaha attı.
“Çok komiksin abi.”
Deniz ona aldırmadan koltuğa oturdu.
Defne çayından bir yudum aldı.
“Teşekkür ederim.”
Bir süre televizyon izlediler. Sonra Deniz kardeşine döndü.
“Bu arada, bugün nasılsın?”
Defne ona baktı. Son zamanlarda Deniz daha çok nerede olduğunu, kiminle görüştüğünü soruyordu. Bu kez gerçekten nasıl olduğunu merak etmiş gibiydi.
“İyiyim demek isterdim ama kafam çok karışık.”
Deniz başını salladı.
“Anlıyorum.”
“Bazen seninle eskisi gibi konuşmayı özlüyorum,” dedi Defne. “Ama ne zaman bir şey anlatsam tartışmaya dönüşüyor.”
Deniz bardağını masaya bıraktı.
“Ben de eskisi gibi olmamızı istiyorum.”
“Öyleyse beni dinle. Her kararımı beğenmek zorunda değilsin ama benim yerime karar verme.”
Deniz bir süre düşündü.
“Tamam. Dikkat etmeye çalışacağım.”
Mert hemen araya girdi.
“Bunu duyan var mı? Deniz Karaca, birinin sözünü dinlemeyi kabul etti!”
Deniz koltuğun yanındaki yastığı alıp Mert'e fırlattı.
“Kes sesini!”
Mert yastığı yakalayarak güldü. Defne de kendini tutamadı.
Uzun zamandır ilk kez üçü bir aradayken konu tartışmaya dönmemişti. Defne bunun küçük bir şey olduğunu biliyordu ama yine de hoşuna gitmişti.
Öğleden sonra Elif ve Defne telefonda konuştu.
“Bugün Zeynep'le biraz oturdum,” dedi Elif. “Beni ihmal ettiğimi düşünüyormuş.”
Defne yatağına uzandı.
“Ben de bazen Mert'le eskisi kadar konuşmadığımı fark ediyorum. Sürekli bir şeyleri düşünüyorum.”
“Sanırım sadece biz değiliz. Herkes bu olaylardan etkilendi.”
Defne bir süre sessiz kaldı.
“Sen hiç iki aile arasında kalmış gibi hissediyor musun?”
“Elbette. Ama birini sevmek için diğerinden vazgeçmem gerekmiyor.”
“Keşke herkes bunu anlasa.”
“Zamanla anlarlar belki.”
Bir süre okuldan konuştular. Defne, matematik dersinde yaşanan komik bir olayı anlattı. Elif de Ege'nin sabah kahvaltıda yaptığı saçmalıklardan bahsetti.
Konuşmanın sonunda ikisi de kendini biraz daha iyi hissediyordu.
Bir süredir hayatlarında hastane kayıtları, sorular ve korkular dışında pek bir şey kalmamıştı. Normal şeylerden konuşmak ikisine de iyi gelmişti.
Akşam Yılmaz ailesi salonda oturuyordu. Masal, boyama kitabını alıp Ege'nin yanına geldi.
“Abi, benimle boyama yapar mısın?”
Ege resme baktı.
“Tabii. Ama baştan söyleyeyim, ben çok yetenekliyim.”
Zeynep güldü.
“Geçen sefer güneşi mor yaptın.”
“Sanatın kuralları olmaz.”
Masal kitabı bu kez Aras'a uzattı.
“Sen yapar mısın?”
Aras önce Ege'ye baktı.
“Sen yapmayacak mıydın?”
“Benim sanatım şu an dinleniyor.”
Aras başını sallayıp kitabı aldı.
“Ver bakalım.”
Masal hangi renkleri kullanacağını anlatırken Aras ağacın gövdesini yanlışlıkla yeşile boyadı.
“Abi! Ağacın gövdesi kahverengi olacak!”
Ege gülmekten konuşamıyordu.
“Aras, kardeşine bunu nasıl yaparsın?”
Aras kalemi ona uzattı.
“Al, sen bitir o zaman.”
“Ben duygusal destek için buradayım.”
Zeynep kahkaha attı. Masal da gülmeye başlayınca Aras sonunda o da güldü.
Elif onları izlerken bir süre önce evde yaşanan gerginlikleri düşündü. Son zamanlarda herkesin kendi derdi vardı. Birbirlerine kızıyor, bazen de ne söyleyeceklerini bilemiyorlardı.
Ama yine de böyle anlar yaşanabiliyordu.
Aras başını kaldırıp Elif'e baktı.
“Sen niye sessizsin?”
“Bir şey yok. Sizi izliyorum.”
“İyi bir şey mi bari?”
Elif gülümsedi.
“Evet, iyi bir şey.”
Aras başını sallayıp yeniden Masal'ın boyama kitabına döndü.
Gece Defne odasına girmek üzereyken Deniz seslendi.
“Defne, bir dakika.”
Defne arkasını döndü.
“Ne oldu?”
Deniz birkaç saniye düşündü.
“Bugün konuştuğumuz şeyleri düşündüm.”
Defne bekledi.
“Bazen seni korumaya çalışırken fazla ileri gidiyorum galiba.”
Defne şaşırmıştı. Deniz'in bunu açıkça söylemesini beklemiyordu.
“Bazen mi?” diye sordu.
Deniz istemeden güldü.
“Tamam, çoğu zaman.”
Defne de hafifçe gülümsedi ama ardından ciddileşti.
“Ben seninle kavga etmek istemiyorum. Ama sürekli bana kızmandan da yoruldum.”
“Biliyorum. Her şeyi bir anda düzeltemem belki ama daha çok dinlemeye çalışacağım.”
Defne ona sarıldı.
Deniz de kardeşine sarıldıktan sonra geri çekildi.
“İyi geceler.”
“İyi geceler, abi.”
Defne odasına girdiğinde yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Deniz'le aralarındaki sorunlar bitmemişti ama en azından ilk kez birbirlerini anlamaya çalışmışlardı.
Yılmazların evinde ise Aras, Elif'in odasının önünden geçerken kapının açık olduğunu gördü.
“Uyumadın mı?”
“Birazdan uyuyacağım.”
Aras kapının yanında durdu.
“Zeynep'le konuşman iyi olmuş. Son zamanlarda hepimiz kendi derdimize düştük.”
Elif başını kaldırdı.
“Evet. Onu biraz ihmal etmişim.”
“Ben de seni dinlemek yerine sürekli ne yapman gerektiğini söylüyorum.”
Elif şaşırdı. Aras'ın bunu kendiliğinden söylemesi beklemediği bir şeydi.
“Bazen sadece beni dinlemeni istiyorum.”
“Anladım.”
Elif gülümsedi.
“İyi geceler, abi.”
“İyi geceler.”
Aras kapıyı kapatıp uzaklaştı.
Elif yatağına uzandığında her şeyin bir anda düzelmediğini biliyordu. Hâlâ cevaplanmamış sorular, kırgınlıklar ve çözülmesi gereken sırlar vardı.
Ama o gün kardeşleriyle geçirdiği zaman ona bir şeyi hatırlatmıştı.
Aile olmak, hiç kavga etmemek demek değildi. Bazen birbirini kırmak, yanlış anlamak ve uzaklaşmaktı. Önemli olan, bütün bunlardan sonra yeniden konuşabilmekti.
Elif gözlerini kapattı.
Belki de her şeyin eskisi gibi olması gerekmiyordu.
Belki bundan sonra birbirlerini daha iyi anlamayı öğrenebilirlerdi.