KATİL ARAMIZDA7. Bölüm: Eksik Sayfa
KATİL ARAMIZDA
7. Bölüm: Eksik Sayfa
Selin, hastanenin arşiv odasına girdiğinde saat dokuza yaklaşıyordu. Koridorda birkaç görevli vardı. İçeriden dosya sesleri, çekilen sandalyeler ve ara sıra çalan telefonların sesi geliyordu.
Murat çoktan gelmişti. Elindeki kahve bardağını masaya bırakıp ona baktı.
“Günaydın. Kahvaltı yaptın mı?”
Selin çantasını sandalyenin üzerine koydu.
“Günaydın. Bu saatte bana bunu mu soruyorsun?”
“Dün de kahvaltı yapmadığını söyledin. Bugün bari yemişsindir diye düşündüm.”
“Bir şeyler yedim.”
Murat kaşını kaldırdı.
“Bir şeyler ne?”
“Ekmek, peynir… Tamam mı?”
“Tamam, sorguyu kapatıyorum.”
Selin istemeden güldü. Sonra masanın üzerindeki dosyalara yöneldi.
“Dün benzer numaralı başka bir dosya bulunduğunu söylemişlerdi. Hazır mı?”
Arşiv görevlisi başını kaldırdı.
“Evet, dosya burada. Ama hemen bir sonuca varmayın. Bazı sayfalar yıllar içinde zarar görmüş. Birkaç kaydın da numarası tam okunmuyor.”
“Önce bir bakalım,” dedi Selin.
Görevli, kalın bir dosyayı masaya bıraktı. Selin eldivenlerini takıp ilk sayfayı dikkatlice çevirdi. Murat da yanına geçerek kayıtlara göz gezdirmeye başladı.
Dosyada doğum tarihleri, oda numaraları ve görevli imzaları vardı. Bazı satırlar silikleşmişti. Kâğıtların kenarları sararmış, birkaçının üzerine sonradan notlar düşülmüştü.
Murat bir sayfayı işaret etti.
“Şu tarihe bak.”
Selin eğilip satırı inceledi.
“Önceki belgelerde gördüğümüz tarihle aynı.”
“Peki, isimler?”
“Tam okunmuyor. Şurada bir soyadı var gibi ama emin olamıyorum.”
Selin sayfayı biraz daha yaklaştırdı. Yazının bir bölümü silinmişti. Alt taraftaki imza ise diğerlerinden farklı görünüyordu.
“Bu imza sonradan mı atılmış?” diye sordu Murat.
“Olabilir. Ama yalnızca yazı farklı diye böyle bir şey söyleyemeyiz. Belki başka bir görevlinin imzasıdır.”
Murat başını salladı.
“Öyleyse imzanın kime ait olduğunu bulmamız gerekiyor.”
Selin sayfayı çevirmeye çalıştı, fakat kâğıdın alt köşesinin yırtıldığını fark etti. Eksik parçanın olduğu yerde birkaç harfin ucu görünüyordu.
“Bir bölüm kopmuş,” dedi.
Görevli masaya yaklaştı.
“Bu dosya bize geldiğinde de böyleydi. Daha önce bir inceleme yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Eski kayıtların bir kısmı başka bir bölüme taşınmıştı.”
“Taşınma listesi var mı?” diye sordu Selin.
“Olması gerekiyor. Onu da kontrol edeyim.”
Görevli uzaklaşınca Selin, buldukları sayfanın numarasını not aldı.
Murat dosyayı kapatmadan önce son kez gözden geçirdi.
“Şimdilik elimizde yalnızca aynı tarihe denk gelen kayıtlar ve eksik bir sayfa var.”
“Evet. Neriman Aksoy’un evindeki belgelerle de doğrudan bir eşleşme bulamadık.”
“Yani hâlâ bir ihtimalin peşindeyiz.”
Selin not defterini kapattı.
“Bir ihtimalin değil, birkaç ihtimalin. Hangisinin doğru olduğunu öğrenmeden kimseyi bu dosyaya bağlayamayız.”
Dosyanın bir kopyasını incelemek üzere izin istediler. Ardından hastaneden ayrıldılar.
Emniyete döndüklerinde Selin, Neriman’ın evinden alınan belgeleri yeniden masaya yaydı. Eski fotoğrafı, hastane kaydını ve arşivde buldukları sayfanın notlarını yan yana koydu.
Murat karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Birbirleriyle bağlantılı olabilirler mi?”
“Olabilir. Ama şu an bunu kanıtlayan bir şey yok.”
“Peki, sıradaki adım?”
“Önce eksik sayfanın hangi dosyadan ayrıldığını öğrenelim. Sonra imzanın kime ait olduğunu araştırırız. Bir de o dönem çalışanların listesini istedim.”
Murat, Neriman’ın fotoğrafına baktı.
“Bunca yıl sonra neden yeniden araştırmaya başlamış?”
Selin bir süre cevap vermedi.
“Belki yeni bir şey öğrendi. Belki de yıllardır bildiği bir şeyi artık saklamak istemedi.”
“Bunu öğrenemeden öldürüldü.”
Selin fotoğrafı dikkatlice dosyanın içine yerleştirdi.
“Evet. Bu yüzden acele etmeden ilerlememiz gerekiyor.”
Yılmaz ailesinde ise gün her zamanki gibi devam ediyordu.
Elif okuldan döndüğünde çantasını girişteki sandalyeye bıraktı. Mutfağa geçince Zeynep’in tezgâhın önünde yoğurt kabını açmaya çalıştığını gördü.
“Ne yapıyorsun?”
“Yoğurdun kapağını açmaya çalışıyorum. Görmüyor musun?”
“Yardım edeyim mi?”
“Yok, sen kesin kapağı mutfağın öbür ucuna fırlatırsın.”
Elif gülerek yoğurdu elinden aldı. Kapağı tek hamlede açıp önüne koydu.
“Al bakalım, büyük başarı.”
Zeynep gözlerini devirdi.
“Çok komiksin.”
O sırada Masal içeri girdi. Elinde boyama kalemleri, kolunun altında da bir defter vardı.
“Elif, sana bir şey göstereceğim.”
Elif tezgâha yaslandı.
“Göster bakalım.”
Masal defterini açtı. Sayfada evin önünde duran aile üyeleri vardı. Herkesin saçları farklı renkteydi; Aras’ın çizilmiş kolları neredeyse sayfanın yarısını kaplıyordu.
Elif resmi dikkatlice inceledi.
“Aras neden bu kadar büyük?”
“Çünkü o hepimizi koruyor.”
Zeynep hemen araya girdi.
“Bence sadece çok yer kaplıyor.”
Masal kaşlarını çattı.
“Öyle değil!”
Elif gülmesini tutamadı.
“Tamam, tamam. Bence çok güzel olmuş.”
Masal memnuniyetle defterini kapattı.
“Bunu odama asacağım.”
Aylin mutfaktan seslendi.
“Önce ellerini yıka, sonra odana geçersin.”
Masal hiç itiraz etmeden lavaboya koştu. Elif de çantasını almak için koridora yöneldiğinde babası Kemal’in salondaki koltukta oturduğunu gördü. Elinde telefon vardı. Ekrana kısa bir süre baktıktan sonra telefonu cebine koydu.
“Baba, akşam bir şey alalım mı? Evde çikolata kalmamış.”
Kemal başını kaldırdı.
“Masal mı istedi?”
“Masal istemese ben isterim zaten.”
Kemal gülümsedi.
“Tamam, dönüşte alırım.”
Elif odasına çıktı. Aklında okulda yaşanan birkaç küçük olay vardı. Bir arkadaşının anlattığı komik hikâyeyi Zeynep’e anlatmak için sabırsızlanıyordu.
Evde kimsenin aklına hastane kayıtları, eski belgeler ya da yıllar önce yaşanmış olabilecek bir karışıklık gelmiyordu.
Karaca ailesinin evinde Deniz bilgisayarının başında çalışıyordu. Defne kapının önünde durup birkaç saniye onu izledi.
“Deniz, babam bugün erken gelecek mi?”
Deniz gözlerini ekrandan ayırmadı.
“Bilmiyorum. Neden?”
“Arkadaşım bize gelecekti. Babam evde olacaksa başka gün çağırırım.”
“Bunu bana değil, kendisine sorsana.”
Defne dudaklarını büktü.
“Sana bir şey sorunca neden hep böyle cevap veriyorsun?”
Deniz sonunda başını kaldırdı.
“Çünkü cevabını bilmiyorum.”
Defne ona bakıp iç çekti.
“Seninle konuşmak gerçekten çok zor.”
“Yine de her gün konuşuyorsun.”
Defne cevap vermeden odadan çıktı. Koridorda Mert’le karşılaştı.
“Deniz’le konuşmaya çalışıyordum,” dedi.
Mert güldü.
“Geçmiş olsun.”
“Çok komiksin.”
“Biliyorum.”
Defne başını iki yana sallayıp merdivenlerden indi.
Orhan Karaca çalışma odasından çıktığında ikisini kapının önünde gördü.
“Defne, bugün evde olmanı istiyorum. Akşam bir misafirimiz gelecek.”
Defne şaşırdı.
“Kim geliyor?”
“İşle ilgili biri.”
“Adı yok mu?”
Orhan ona kısa bir bakış attı.
“Öğrenmen gereken bir şey olursa söylerim.”
Defne daha fazla üstelemedi. Babasının bu tür cevaplarını iyi biliyordu. Mert de konuyu uzatmadan mutfağa geçti.
Orhan yeniden çalışma odasına döndü. Masasındaki evrakları kontrol etti, birkaç belgeyi imzaladı ve bilgisayarındaki mesajları yanıtladı. Ardından saatine baktı.
Akşamki görüşme için yapması gereken işler vardı. Telefonunu cebine koyup odadan çıktı.
Öğleden sonra hastane arşivinden Selin’i aradılar.
“Komiserim, istediğiniz dosyalara yeniden baktık. Bir dosyanın numarası, incelediğiniz kayıtlardan biriyle benzerlik gösteriyor. Fakat henüz bütün sayfalarını kontrol edemedik.”
Selin masasındaki kalemi bıraktı.
“Dosya nerede?”
“Arşivde. Yarın sabah incelemeye hazır olur.”
“Tamam. Sabah orada olacağız. Lütfen dosyayı başka bir yere göndermeyin.”
Telefonu kapattığında Murat yanına geldi.
“Bir şey bulmuşlar mı?”
“Benzer numaralı bir dosya daha varmış. Ama içeriğini henüz bilmiyorlar.”
Murat hafifçe başını salladı.
“Yarın yine hastanedeyiz demek.”
“Evet. Belki bu kez eksik sayfanın nereye ait olduğunu anlayabiliriz.”
Selin dosyaları çantasına yerleştirdi. Önlerinde hâlâ cevaplanmamış pek çok soru vardı. Neriman neden eski kayıtları araştırmaya başlamıştı? Fotoğraftaki kişiler kimdi? Ve o gece hastanede gerçekten ne yaşa