Keşfet

0.Bölüm: Unutulan İnfazcı.

Katil Psikolojisi

0.Bölüm: Unutulan İnfazcı.

Beni yargılamadan önce ellerine bakmanı istiyorum; çünkü benim ellerim ne seninkiler kadar temiz, ne de ruhunuzun bedeninize yansımayışı kadar da sahte değil. Siz, adaletin bir kağıt parçasında ya da bir çekiç sesinde saklı olduğunu sananlar, gerçek karanlığın neye benzediğini hiç görmediniz. Sokaklarda, marketlerde, parklarda yanınızdan geçip giden, yüzlerinde sahte bir masumluk maskesi taşıyan o varlıkları biliyorsunuz; birinin ruhunu paramparça edip, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenleri...

İşte ben, o sahte huzurun bittiği, o maskelerin hürdahaş olduğu yerim. Onların tenine dokunduğumda sadece et ve kemik hissetmiyorum; kurbanlarının çalınmış uykularını, sönmüş göz ferlerini ve o hiç bitmeyen titremelerini iliklerimde duyuyorum.

Ben bir cellat değilim, ben bir muvazeneyim. Eğer dünya bu kadar kirlenmişse, birinin o pisliği temizlemek için kendi cennetini ateşe vermesi, ebedi huzuru bir kenara itmesi gerekir. Evet, her can alışımda o fildişi kapıların yüzüme ebediyen kapandığını biliyorum; ama ben zaten o kapılardan içeri girmeyi çoktan reddettim. Ben artık cennete gitmeye çalışmıyorum; ben, bu dünyayı zehir edenler için o cehennem dedikleri mekan oluyorum.

Tanrı’nın huzuruna çıktığımda anlatacak bir savunmam olmayacak, sadece nasırlaşmış ellerimi uzatacağım; o ellerdeki kanın kime ait olduğuna, hangi masumun ahını dindirdiğine bakmasını isteyeceğim.

Benim içimde bir yerlerde hep o keskin, soğuk rüzgar esiyor; ne sevgiyle dolabiliyorum ne de huzurla uyuyabiliyorum. Benim varlığımın altında kutsal bir imza yok; sadece bir çığlığın boğuk yankısı, zorbalığın soğuk izi ve istenmeyen bir nefesin karanlık mirası var. Kökleri nefretle sulanmış, kimliği ise rızasız bir gecenin en koyu kuytusunda, istenmeyen bir vebalin kefareti olarak ödendim. Hani bazı hayatlar bir lütufken, ben dünyaya verilmiş en sert, gaddar hata oldum işte. Onların boğazına sarıldığımda aslında kendi yazgımın boğazına sarılıyorum; bir cerrahın irini temizlemesi gibi, bu toplumun damarlarına sızmış o zehirli hücreleri söküp atıyorum.

Bir gün, bir masanın ucunda oturup gözlerimin içine bakarak "neden?" diye sorduğunuzda, size sadece ölüleri değil, o ölülerin susturduğu çığlıkların benim içimde nasıl koca bir yangına dönüştüğünü anlatacağım. O gün gelene kadar gölgelerin arasında beklemeye devam edeceğim. Şimdi söyle bana; yatağında huzurla uyurken, dışarıdaki canavarları yakmak için bizzat ateşe dönüşen bir gölge mi seni daha çok korkutuyor, yoksa o canavarların aranızda nefes alıyor olması mı?