Keşfet

3.BÖLÜM

KAYIP KÖPEK

Alarmımın çalmasıyla aniden uyandım. Birkaç saniye gözlerimin açılmasını bekledim; tamamen uyandıktan sonra yatağımdan çıktığım an soluğu pencerenin önünde aldım. Gözlerimi etrafta dolandırdım, “Belki gelmiştir,” diye umut ettim ama hiçbir şekilde yoktu. Yüzümün asılmasıyla önüme döndüm. Döner dönmez bir köpek sesi duydum; o sesle bir an başımı kaldırdım ve arkama dönüp pencereden yine dışarı baktım ama bir şey yoktu. Ses gelmeye devam ediyordu; sonra ön bahçe aklıma geldi, belli ki ses oradan geliyordu. Hemen odamın kapısını açtım ve ön bahçenin kapısına doğru ilerledim. Kapıyı açıp merdivenlerden aşağı indim, etrafa bakındım ve bir köpek gördüm.

Ah, hayır! Olmaz... Bu komşunun köpeğiydi. Ne kadar da umutlanmıştım! O köpeğin Güneş olmadığını anlayınca gözlerimin dolduğunu hissettim. Artık gerçek anlamda korkmaya başlamıştım. Eve geri döndüm, salona doğru ilerleyip koltuğa oturdum ve kendimi daha fazla tutamadan hüngür hüngür ağladım. Annem ağlamamı duymuş olacak ki uykulu gözlerle ismimi sayıklayarak içeri girdi. Beni ağlarken görünce korkup yanıma koştu.

— “Kızım ne oldu, iyi misin? Neden ağlıyorsun? Rüya mı gördün, korktun mu, ne oldu?”

— “Anne, onu çok özledim ama bir türlü bulamadım. Az önce bir köpek sesi duydum, dışarı çıktım ama o değilmiş. Belki gelir dedim ama bir türlü gelmedi. O benim tek dostum anne, başına bir şey geldiyse diye çok korkuyorum.”

— “Ah canım kızım, lütfen böyle düşünme. Eminim dönecektir. Başına ne geldiği hakkında hiçbir fikrim yok ama korkma, eminim ki iyidir. Hem bak sakin ol;

birazdan kalkıp kayıp ilanı veririz. Belki gören biri çıkar, işimiz daha da kolaylaşır, ne dersin?”

— “Haklısın anne.”

Annemin söylediği mantıklıydı ama kendimi durduramıyordum. Benim okulda bile bir arkadaşım yok, tek dostum o ve ilk defa böyle bir şey oluyor; o yüzden korkmamak elimde değil.

İlan hazırlayacağımız için o gün okula gitmekten vazgeçtim. Annemle hazırlanıp erkenden ilan bastırmaya gittik. Fazlasıyla ilan bastırmıştık; eminim ki birileri görmüştür. Annemle her nereyi, hangi köşe bucağı gördüysek ilanları yapıştırdık. İşimiz bittiğinde eve doğru yol aldık ama derslerin bitmesine daha çok vakit olduğunu fark edince sonradan okula gitmeye karar verdim. Annemle evin önünde vedalaştık; ben okula, annem eve doğru gitti.

Okula gelmiştim. Bugün saz dersinde yeni bir şarkı denedik. Aklım hâlâ Güneş’te olduğu için kendimi pek veremiyordum. Hocam bu halimi görmüş olacak ki kısa bir ara verdi ve yanıma oturdu.

— “Eslemciğim , iyi misin canım?”

— “İyiyim hocam, sağ olun. Siz nasılsınız?”

— “Ben de iyiyim canım, sağ ol; ama seni pek iyi görmedim. Az önceki saz performansında her zamanki gibi değildin, gözümden kaçmadı. Her neyin varsa çekinmene gerek yok, anlatabilirsin.”

Hocamın benimle bu denli ilgilenmesi ve bu yaklaşımı hoşuma gitmişti; o yüzden daha fazla uzatmadım ve anlatmaya başladım:

— “Tek dostum, köpeğim iki gündür yok hocam. Aklım onda. Kaç yıllık köpeğim, hiç böyle bir şey olmamıştı ama okuldan döndüğümde yerinde yoktu. Aradım bulamadım; bugün de annemle her yere ilan astık. Onun için biraz modum düşük, düşünmeden duramıyordum.”

— “Anladım canım, çok üzüldüm bu duruma. Ama üzme kendini, umarım bulursun. Bana fotoğrafını at istersen, ben de kendi mahallemdekilere sorarım; belki gören olmuştur.”

— “Sizin eviniz bizim evden çok uzakta, o tarafa gideceğini pek sanmıyorum ama atayım hocam.”

Fotoğrafı attıktan sonra ders devam etti ve yarım saat sonra bitti. Evi arayan olmuş mudur diye çok merak ediyordum. Hemen eşyalarımı toplayıp evin yolunu tuttum. Yoldan geçerken yapıştırdığımız ilanları gördüm; onları gördükçe üzülüyordum. Böyle bir şeyin yaşanacağı hiç aklıma gelmezdi... Düşünceler kafamı doldururken evin önüne geldiğimi fark ettim. Eve girmeden önce arka bahçeye bakmak istedim; belki bahçedeki kulübesine girmiştir diye düşündüm ve oraya doğru ilerledim. Kulübenin önünde durdum ama ona dair hiçbir şey göremedim.

Canım iyice sıkılmıştı ama “Belki bir arayan olmuştur,” umuduyla hızlı adımlarla eve girdim. Eşyalarımı bile çıkarmadan soluğu annemin yanında aldım:

— “Merhaba anne! Bir arama falan geldi mi? Haber var mı?”

O kadar telaşlı ve merak içindeydim ki annemin cevap vermesini beklemeden onu soru yağmuruna tutmuştum.

— “Sakin ol kızım, konuşmama izin ver. Üzülmeni istemem ama maalesef bir tane bile arayan olmadı.”

Annemin haberiyle modum daha da düştü. Nereye gitmiş olabilir bu köpek? Aklıma bir yer dahi gelmiyordu. Zaten pek bir yer de bilmezdi; sadece ilk iki mahalleyi tanırdı, o da onu gezmeye götürdüğüm içindi. Onun dışında tek başına en fazla yukarı mahalleye gider, yine dönerdi...

Annem sofrayı hazırlamış beni çağırıyordu. O çağırana kadar pencerenin önünden ayrılmadım. Saatlerdir bekliyordum; gözüm bir telefona bir pencereye gidiyordu ama ne bir ses ne de bir hareket vardı. “Neden bu kadar endişeleniyorsun, bir hayvan sonuçta elbet gelir,” diye sorabilirsiniz; ama dedim ya, belki inanmayacaksınız ama benim hiç arkadaşım yok. Belki beş yıl size az gelebilir ama içinde beş yılı aşan anılarımız var. Ben hep yalnız bir çocuktum; o gelmeden önce hiç arkadaşım yoktu ama o geldikten sonra arkadaşlığın, dostluğun ne olduğunu fazlasıyla tattım. İlk defa “arkadaş”, “dost” kelimelerini kullanabildim. O yüzden benim için çok önemli, anlayabiliyor musunuz?

Annemle birlikte sofraya oturduk ama lokmalar doğru düzgün boğazımdan geçmedi; her bir lokma düğüm oldu sanki. O şimdi nerede, ne yapıyor, ne yiyip içiyor bilmiyorum. En önemlisi; yaşıyor mu, iyi mi?

Ev sessizliğe büründü. Ne ben konuştum ne de annem... Yemekten sonra da telefona ve pencereye bakıp durdum ama hiçbir şey değişmedi. Annem en sonunda “Gün ola harman ola,” diyerek uyumamı söyledi ve odasına geçti. Ben yarım saat daha oturdum ama sonunda ben de odama gittim. Yatağıma uzandım, onunla çektiğim en güzel fotoğrafı elime aldım. Gözüme uyku girene kadar ağlaya ağlaya fotoğrafa baktım, en sonunda uyuya kalmışım.