4. BÖLÜM
Gözlerimi, annem hızlı ve heyecanlı bir şekilde odama girince açtım. Ani girişi beni korkutmuştu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Uyanmaya çalıştığım için ilk başta anlam veremedim; ancak sonra durumu kavrayınca gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bir dakika... Yoksa Güneş’ten bir haber mi vardı?
— "Anne ne oldu? Neden bu kadar heyecanlısın?"
— "Kızım, az önce bir beyefendi aradı. Köpeğimizle ilgili bir şeyler söyleyecekmiş, telefon açık seni bekliyor; seni çağırmaya geldim!"
— "Anne ciddi misin? Hemen gidelim, bekletmeyelim adamı!"
Heyecanla yorganı üzerimden attım ve salona koştum. Telefonu alıp arayan beyefendiyle konuşmaya başladım:
— "Merhaba... Kimsiniz acaba? Köpeğimi nerede gördünüz? İyi mi? O nerede şimdi?"
O kadar çok soru sormuştum ki kendim bile nefes nefese kaldığımı hissettim. Telefondaki beyefendi ne kadar korktuğumu ve heyecanlandığımı anlamış olacak ki hemen sakinleşmemi söyledi.
— "Sakin olun lütfen, sizi hemen umutlandırmak istemem. Önce anlatayım, ona göre siz karar verin olur mu?"
— "Çok affedersiniz, birkaç gündür haber bekliyoruz, ne yapacağımı bilemedim. Lütfen anlatın."
— "Benim de tıpkı sizin gibi bir köpeğim var, yaralanmıştı. Onu veterinere götürmüştüm, dün geri almaya gittiğimde yolda sizin ilanları gördüm. Veterinerde köpeğinize çok benzeyen bir köpek vardı. Aslında hemen 'O' demedim, biraz dikkatlice baktım ama bayağı benzediğini fark ettim. Eve döndüğümde geç olduğunu görünce aramak istemedim ama sabah erkenden haber vereyim dedim. Belki gerçekten sizindir."
— "Çok teşekkür ederim haber verdiğiniz için! Biz de hemen bakacağız, tekrardan çok teşekkürler."
Ağlamakla ağlamamak arasında bir yerdeydim. Mutlu mu olmalıydım yoksa ağlamalı mıydım, bilemedim. Neden veterinerdeydi? Yaralanmış mıydı? Çok mu kötüydü? Gözlerim dolmaya başladı ama daha fazla beklemek istemiyordum.
— "Anne lütfen daha fazla beklemeyelim, hemen gidelim!"
— "Tamam canım, sakin ol. Hadi hazırlan, hemen çıkalım."
Hemen odama geçip hazırlanmaya başladım. O kadar heyecanlıydım ki nasıl hazırlandım bilmiyorum; üstüme bir şeyler geçirip fırladım. Annem de hazırlandığında vakit kaybetmeden veterinere doğru yola koyulduk. Veteriner yukarı mahalledeydi. Açıkçası kafama takılan bir şey vardı: Yukarı mahalleye de diğer sekiz dokuz mahalleye de ilan asmıştık. Yukarıdaki veterinerin ilanı görmemiş olması biraz imkansızdı çünkü her yere asmıştık; yine de umudumu kaybetmemeye çalıştım.
Biraz sonra veterinerin önünde duruyorduk. Annemle birbirimize bakıp derin bir nefes aldıktan sonra içeri girdik. Bizi güler yüzlü bir hanımefendi karşıladı. Annem onunla sohbet etmeye başlarken ben gözlerimi etrafta gezdirmeye başlamıştım bile. Çok geçmeden kadın bana dönüp ne aradığımı sordu:
— "Tam olarak ne için buradasınız acaba?"
Gözlerim hemen kadına döndü. Telefonumu çıkarıp Güneş'in fotoğrafını gösterdim:
— "Burada bu köpeğe benzeyen bir köpek varmış, onu görebilir miyiz acaba?"
Heyecanla beklediğim o cevabı almıştım:
— "Aaa evet, bu köpeğe benzeyen bir hayvan var. Buyurun, göstereyim."
Annem önden, ben arkadan kadını takip etmeye başladık ve bir kafesin önünde durduk.
— "Buyurun, aradığınız köpek bu mu?"
Köpeğe doğru heyecanla yaklaştım, iyice inceledim. Evet, bu Güneş'e çok benziyordu ama... Ama bu o değildi. Ben dostumu nerede olsa tanırım; bu o değildi, sadece ona aşırı benzeyen bir köpekti. Hayvana uzun uzun baktıktan sonra dolmuş gözlerle anneme döndüm ve onun Güneş olmadığını söyledim. Annemin de yüzü benimki gibi düştü. Orada duran kadın da halimizi görünce üzülmüştü. Aradığımızın o olmadığını belirttik; fotoğrafı gösterip eğer onu görürse haber vermesini rica ettik. "Tabii ki, hemen ararım," cevabını aldıktan sonra dışarı çıktık.
Annemle üzgün üzgün birbirimize baktıktan sonra yürümeye başladık. Henüz erken olduğu için dersim hâlâ devam ediyordu ama gitmek istemiyordum. Bu hayal kırıklığından sonra hiçbir şey yapmak içimden gelmiyordu; ancak yine de gitsem iyi olurdu, kendimi güçlü tutmalıydım. Eminim ki onu bulacaktım. Anneme onun eve gitmesini, benimse okula geçeceğimi söyleyip yanından ayrıldım.
Yoldayken aklıma bir şey geldi: İlanları sekiz dokuz mahalleye dağıtmıştık. Okula giderken hep aynı yolu kullanmak zorundaydım ama dönüşte farklı yollardan eve gelebilirdim. Bunu hiç denememiştim ama bu sefer her okul dönüşünde farklı mahallelerden geçmeye karar verdim. Ne bileyim, belki bir mahallede denk gelirim? Belki o da bizi arıyordur ama yolu bulamıyordur? "O bize gelmiyorsa ben ona giderim," diye düşündüm ve yüzüme zor da olsa bir tebessüm kondu.
Okulda yeni notaların öğrenildiği saz dersinden ve zorlu İngilizce dersinden sonra eve dönüş zamanı gelmişti. Şimdi yolda aklıma gelen o fikri deneyecekti. Aslında biraz gergindim çünkü o yolları ben de pek bilmezdim; sadece arkadaşlarımın gelip gitmesinden dolayı aşinaydım. Yine de Güneş’i bulmalıydım, bu yüzden bunu yapacaktım.
Okuldan çıkıp ilk mahalleye girdim. Yürürken her köşe bucağa bakıyordum; gözümden bir şey kaçmamalıydı. Biraz sonra mahallenin köşesine gelmiştim ama onu bulamamıştım. Son bir kez arkama dönüp baktım ve yoluma devam ettim. Eve geldiğimde annem kapı sesini duyunca hemen yanıma geldi:
— "Neredesin kızım? Niye bu kadar geciktin, çok merak ettim!"
— "Yeni bir yol denedim anne. Bir sonraki mahalleden geldim bu sefer, belki bulurum diye... Bundan sonra böyle yapacağım, yani geç gelirsem merak etme. Hem ne bileyim, belki o da bizi arıyordur; en azından bulmamız kolaylaşır."
— "Anladım, haklısın kızım ama bundan sonra bana haber ver, merak ederim seni. Canını sıkma, bulacağız onu, tamam mı?"
Annemin bu sözleri içimi biraz olsun ısıtmıştı. Evet, bulacaktık, eminim. Yemekten sonra telefon gelmiş mi diye kontrol ettik ama hiçbir arama olmamıştı. Zaten pek de umudum kalmadı artık; kendim arayıp bulacaktım ne olursa olsun.
Annem uyumaya gitti. Ben odama geçmeden önce Güneş’in yattığı yere gittim. Oyuncakları hâlâ oradaydı... Onunla olan anılarımızı hatırlayınca gözlerim dolmaya başladı ama ağlamayacaktım. Çünkü benim dostumla daha yaşayacak çok anım vardı ve ben onu bulacaktım. Buna eminim.
Yorumlar
- Frostquen: çok üzülmüş olmalı