Keşfet

6. BÖLÜM

KAYIP KÖPEK

İki Hafta Sonra...

 

Birkaç gün önce annem işi dolayısıyla yurt dışına gitmek

zorunda kalmıştı. Tam okulların birkaç günlük tatiline denk geldiği için

devamsızlık hakkımı kullanmama gerek kalmamıştı; ama köpeğimi aramaya ne yazık

ki biraz ara vermek zorunda kalmıştım. O kamera kayıtlarından sonra diğer

mahallelerde de tanıdık bir iz var mı diye sormuş ama bir şey bulamamıştım.

Geriye arayacağım tek bir mahalle kalmıştı ki onu da bitiremeden gitmiştik.

Neyse ki bu akşam dönüyorduk, yarın sabah ilk iş oraya gidip bakacaktım.

 

Annemle valizleri hazırlıyorduk. Yanımıza pek bir şey

almadığımız için işimiz kısa sürmüştü. Uçağımıza yarım saat kalmıştı. Annem

taksi çağırırken ben de valizleri aşağı indiriyordum.

 

— "Anne, indikten sonraki gün okul var, okula

gideyim. Dönüşte de o son mahalleyi aramayı düşünüyorum. Aslında pek umudum

kalmadı, iki üç haftadır kayıp... Güneş’i orada bulacağımı pek zannetmiyorum

ama son kez de olsa bakmak istiyorum."

 

— "Olur kızım. Aslında üzülmeni istemem ama benim de

pek umudum kalmadı. Eğer bu sefer de bulamazsan artık akışına bırakmamız daha

iyi olur. Çünkü bu durum seni kötü etkilemeye başladı; doğru düzgün yemek bile

yemiyorsun ve bu beni çok üzüyor. Seni böyle görmeye alışık değilim biliyorsun.

Bu yüzden bu seferki arayışında da bir şey bulamazsan —bunu üzülerek söylüyorum

ama— vazgeçmen en iyisi olacak."

 

Annemim bu sözleri beni de üzmüştü ama belli etmemeye

çalışarak onu güldürmeye çalıştım:

 

— "Ah canım anneciğim, neden böyle düşünüyorsun?

Merak etme, ben iyiyim! Ama dediğin gibi; bu son olacak büyük ihtimalle. Bir

şey bulamazsam aramayı keseceğim. Sen yeter ki üzme kendini."

 

Sohbetimiz devam ederken taksi kapının önünde durdu.

Valizleri yerleştirip yola koyulduk. On beş dakika sonra havalimanına vardık;

kontrolden geçip uçağa bindik. Yolculuk iki buçuk saat sürmüştü. Sonunda eve

varabildiğimizde valizleri hemen odaya bıraktım. Yerleştirecek halim yoktu,

annem zorlamasa pijamalarımı bile değiştirmeyecektim. Tam uyuyacakken gözüme

Güneş’le olan fotoğrafım takıldı. Onu görünce üzerimdeki ağırlık hafiflemiş

gibi hissettim. Yatağımdan doğrulup fotoğrafa uzandım; onu karşıma alınca

istemsizce gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı.

 

— "Ah benim canım dostum... Nerelerdesin sen? Ne

zamandır seni arıyorum ama bir türlü gelmedin dostuna. Bir dakika... Yoksa bana

mı kırıldın? Ben mi sana bir şey yaptım da o yüzden gelmiyorsun?"

 

Bu soru, Güneş kaybolduğundan beri ilk defa aklıma

geliyordu. Gerçekten de benden kaynaklı bir şey olabilir miydi? Şimdi yeni bir

soru beynimi kurcalamaya başlamıştı. Anneme verdiğim sözü hatırlayıp tekrar

fotoğrafa döndüm:

 

— "Gitmen benden kaynaklıysa ya da değilse... Seni

yarın tekrar aramaya geleceğim. Lütfen bu sefer karşıma çık canım dostum. Seni

seviyorum, iyi geceler."

 

Güneş’e bir iyi geceler öpücüğü gönderip uyumaya

çalıştım. O kadar yorgundum ki bu sefer uykuyla cebelleşmedim; gözlerimi

kapattığım gibi dalmışım.

 

Sabah alarmımla uyandım. Bugün okulda sunumlar vardı ama

şanslıydım ki benim sunumum değildi. Sunumumu iki hafta önce verdiğim için

sadece dinleyecektim. Sınıfımız kalabalıktı ve sunumlar haftalar sürebiliyordu.

Hemen sportif bir şeyler giyip kahvaltımı yaparak çıktım. Annemin dünkü

konuşmasından sonra kendime dikkat etmeye karar vermiştim. Nedense bugün içimde

bir mutluluk vardı; nedenini bilmiyordum ama umutluydum.

 

Dersler bittiğinde sazlarımızı elimize aldık. Geçen hafta

öğrendiğimiz notaları yeni bir şarkıda deniyorduk. Müziği gerçekten seviyordum;

annem ve Güneş’ten sonraki sığınağım müzikti. Eşyalarımı toplayıp sınıftan

çıkacaktım ki hocam beni durdurdu:

 

— "Eslemciğim, bir dakika lütfen."

 

— "Tabii hocam, buyurun."

 

— "Nasılsın canım? Güneş’i bulabildin mi diye

soracaktım. Kendi mahallemde baktım ama göremedim."

 

— "Teşekkür ederim hocam, hem aradığınız hem de

sorduğunuz için. Ama maalesef hâlâ bulamadım. Bugün son mahalleyi arayacağım,

eğer orada da yoksa artık aramayı bırakacağım."

 

— "Anladım canım, çok üzüldüm. Umarım bulursun. Bir

yardıma ihtiyacın olursa lütfen çekinmeden söyle."

 

Müzik hocamı gerçekten seviyordum; okuldaki tek yakınım

oydu ama yine de araya belli bir mesafe koymaya dikkat ederdim. Okuldan çıkıp

en son bakacağım o mahalleye geldim. Bir an durup uzunca yola baktım. Hiç

umudum yoktu ama bunu yapmalıydım. Derin bir nefes alıp mahalleye girdim.

Aradım, aradım ama yanılmamıştım; o burada da yoktu. Modum düşmüş bir şekilde

eve doğru yürürken telefonum çaldı. Annem arıyordu; evde ekmek kalmadığını

söyleyip almamı rica etti. Fırın yolun karşısındaydı. Yaya geçidine doğru

yürürken bir yandan da anneme, Güneş’i bulamadığımı yazıyordum. Tam kafamı

kaldırıp ışıklara bakmıştım ki...

 

Bir dakika... O... O Güneş değil mi? Yoksa üzüntüden

aklımı mı kaçırıyordum? Hayır, bu bayağı bayağı oydu! Güneş’ti!

 

Onu görür görmez ağlamaya başladım. Arabalar durur durmaz

hiç beklemeden ona doğru koştum. O da beni tanımış gibi havlamaya başlamıştı.

Yanına varınca dizlerimin üstüne çöküp ona sımsıkı sarıldım. Rüya görmüyordum,

bu sensin! "Buldum seni can dostum, buldum seni!" diye bağırırken

ağlıyordum. O da sanki benimle birlikte ağlıyor gibi sesler çıkarıyordu.

 

Şükretmek için kafamı yukarı kaldırdığımda bir çift yeşil

göze denk geldim. Bu gözler bize bakıyordu; ama şaşkın ve sorgulayan bakışlardı

bunlar. Güneş’i bırakıp ayağa kalktım. Karşımdaki yeşil gözlü beyefendiyle

birbirimize bakarken, Güneş'in tasmasının onun elinde olduğunu fark ettim.

 

— "Bir dakika, Güneş’in tasması neden sizin

elinizde? Kimsiniz siz ve neden köpeğim sizin yanınızda?"

 

Güneş’i hemen kucağıma aldım ve tasmayı elinden çektim.

 

— "Hanımefendi, bir dakika lütfen..."

 

Adamın konuşmasına izin vermeden devam ettim:

 

— "Bir dakika! Yoksa benim köpeğimi siz mi

kaçırdınız? Kaç gündür dostumdan ayrı kalmamın sebebi siz misiniz?"

 

— "Hanımefendi yanlış anladınız, lütfen anlatmama

izin verin!"

 

— "Neyi dinleyeceğim ya? Sakın köpeğime yaklaşma bir

daha! Senin yüzünden neler çektim... Sakın bir daha Güneş’in etrafında

görmeyeyim sizi, yoksa çok kötü olur!"

 

Adamın konuşmasına fırsat vermeden arkamı dönüp yürümeye

başladım. Arkamdan seslense de durmadım; sanki Güneş’i tekrar elimden alacakmış

gibi hızla uzaklaştım. Bir süre sonra arkama baktığımda o beyefendinin

olmadığını gördüm; belli ki peşimizi bırakmıştı.

 

Eve vardığımızda annem kapıyı açınca şok geçirdi. Sevinç

çığlıkları atmaya başladı:

 

— "Güneeeeş! Onu bulmuşsun!"

 

— "Evet anne! Buldum onu!"

 

İçeri geçip dakikalarca hasret giderdik. Güneş kendi

yatağını inceleyip yerine yerleşince ben de annemin yanına geçip olanları

anlattım.

 

— "...İşte böyle oldu anne. O beyefendinin elinde

tasmayı görünce o kaçırdı sandım, adama saydırdım. O bir şeyler anlatmaya

çalıştı ama dinlemeden oradan ayrıldım. Sonuçta buldum ya, o bana yeter."

 

— "Kızım, keşke adamı dinleseydin. Belki gerçekten

anlatması gereken bir şeyler vardır. Güneş’in onun yanında bulunmasının bir

sebebi olabilir."

 

— "Anne; o anki heyecan, sevinç, özlem... Bütün

duygular birbirine girmişti. Sadece Güneş’i alıp gitmek istedim."

 

— "Sen bilirsin kızım ama yine de bir düşün

bence."

 

Geceyi tamamen Güneş’le geçirdik. O yatağında

uyuyakalınca ben de kapıyı pencereyi iyice kilitleyip odama geçtim. Artık onu

kaybetmeye niyetim yoktu. Mutluluk ve rahatlama hissiyle tam uykuya dalacaktım

ki o yeşil gözlü beyefendi ve annemin söyledikleri aklıma takıldı. Adam

gerçekten bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Belki de ondan öğrenmem gereken

bilgiler vardı... Bu düşünce kafamı iyice karıştırmıştı. Yarın bu konuyla

ilgilenmeliydim. Bakalım yarın bizi ne bekliyordu?

 

Yorumlar

  • Aslı Okur: O kadar duygusal bir an yaşandı ki yapılan hatayı anlamak zor beğen
  • Özlem: Dikkat et artık
  • Elvan Menteş: Belkide diğer bölümler istediğini gerçeklestirir belki ☺️
  • Tuğba Derya Erdoğan: Keşke adamı dinleseydin belki güneşin bir hatırlatması vardır @elvanmentes8
  • Elvan Menteş: 🥰🥰
  • Aslı Akçay: güneşi buldun ya bu sevgi dolu hali beni çok etkiledi