Keşfet

1. Bölüm — 03.17

Kayıp Saatin Sırrı

Deniz, büyükannesinin evine en son ne zaman geldiğini hatırlamıyordu.

Belki üç yıl önceydi.

Belki dört.

Çocukken yaz tatillerinin büyük bölümünü burada geçirirdi. Bahçedeki erik ağacına tırmanır, akşamları verandada oturup büyükannesinin anlattığı eski hikâyeleri dinlerdi. O zamanlar ev ona kocaman gelirdi.

Şimdi ise ev küçülmüş gibiydi.

Ya da Deniz büyümüştü.

Kapının önünde durup elindeki anahtara baktı. Annesi anahtarı ona verirken yalnızca bir cümle söylemişti:

"Çatı katına çıkma."

Deniz o cümleyi düşündükçe daha çok meraklanıyordu.

Kapıyı açtı.

İçerisi eski kitap, tahta ve lavanta kokuyordu.

Her şey neredeyse bıraktıkları gibiydi.

Salondaki saat hâlâ duvardaydı. Büyükannesinin her sabah kurduğu eski sarkaçlı saat...

Deniz saate baktı.

Akrep ve yelkovan 03.17'yi gösteriyordu.

"Bozuk demek," diye mırıldandı.

Evin içinde dolaşırken merdivenlerin sonunda küçük bir kapı gördü.

Çatı katı.

Kapının önünde durdu.

Annesinin sesi zihninde yankılandı:

"Çatı katına çıkma."

Deniz gülümsedi.

"Tabii anne."

Kapıyı açtı.

İçerisi karanlıktı.

Telefonunun fenerini açarak içeri girdi. Tozlu mobilyalar, eski tablolar ve üst üste konmuş kutular vardı.

Bir süre sonra köşede küçük, ahşap bir sandık gördü.

Sandığın üzerinde tek bir harf vardı:

D

Deniz kaşlarını çattı.

"Deniz?"

Sandığı açtı.

İçinde sararmış mektuplar, birkaç fotoğraf ve siyah bir kadife kutu vardı.

Kadife kutuyu eline aldığında kalbinin hızlandığını hissetti.

Kutuyu açtı.

İçinde eski bir cep saati duruyordu.

Gümüş renkliydi.

Kapağının üzerinde garip bir sembol vardı: İç içe geçmiş iki daire.

Deniz saati eline aldı.

İbreler hareket etmiyordu.

03.17.

Tam o sırada aşağıdan bir ses geldi.

Tak.

Deniz irkildi.

Ardından bir ses daha.

Tak.

Sonra üçüncü.

Tak.

Çatı katındaki sessizlikte ses çok net duyuluyordu.

Deniz yavaşça cep saatine baktı.

İbreler hareket etmeye başlamıştı.

03.17...

03.18...

Deniz nefesini tuttu.

Sonra saat birden durdu.

03.19'da.

Cep saatinin arka kapağında daha önce fark etmediği küçük bir yazı vardı.

Deniz telefonu yaklaştırdı.

Yazıyı okudu.

Ve yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Bunu bulan kişi, gerçeği öğrenmeye hazır olmalı."

Deniz birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Sonra kapağın altında ikinci bir satır olduğunu fark etti.

Daha küçüktü.

Zor okunuyordu.

Telefonun ışığını yaklaştırdı.

Ve okudu:

"Çünkü gerçeği öğrendiğinde, zaman artık seni korumayacak."

Deniz'in elindeki saat titremeye başladı.

O anda aşağıdaki duvar saati çalıştı.

Yıllardır çalışmayan saat...

Tak.

Tak.

Tak.

Deniz merdivenlere doğru döndü.

Duvar saatinin sarkacı hareket ediyordu.

Ve saat...

03.17'yi gösteriyordu.

Deniz'in arkasındaki cep saati ise hâlâ 03.19'da durmuştu.

Sonra çatı katının karanlığından bir fısıltı geldi:

"Geç kaldın."

Deniz donup kaldı.

Çünkü evde yalnız olduğunu biliyordu.

Yorumlar

  • Hakan Başkurt: Hayır deniz bu yazının ne anlama geldiğini bilmeliydin
  • Barış Oruç: Keşke bu ev büyümeseydi geleceği anlatıyormuş gibi