3. Bölüm — Eski Fotoğraf
Deniz saatin geri doğru çalışmasını izlerken birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttu.
03.18.
03.17.
03.16.
03.15...
İbreler geriye doğru ilerliyordu.
"Bu imkânsız."
Saat 03.00'a geldiğinde aniden durdu.
Ardından küçük bir çıt sesi duyuldu.
Cep saatinin kapağı kendiliğinden açıldı.
İç kısmında daha önce olmayan bir fotoğraf vardı.
Deniz fotoğrafı çıkardı.
Bu kez fotoğrafta yalnızca bir kişi vardı.
Genç bir kız.
Deniz fotoğrafa baktığı anda onu tanıdı.
Annesiydi.
Ama annesi fotoğrafta yaklaşık on yedi yaşındaydı.
Arkasında ise büyükannesinin evi görünüyordu.
Fotoğrafın altında bir tarih vardı:
17 Eylül 1998 — 03.17
Deniz'in elleri titredi.
"03.17..."
Fotoğrafı çevirdi.
Arkasında şu yazıyordu:
"Eğer Deniz bunu bulursa, ona gerçeği anlat."
Altında başka bir isim vardı:
Elif.
Deniz bu ismi daha önce hiç duymamıştı.
Tam o sırada telefonunun ekranı aydınlandı.
Annesi arıyordu.
Deniz tereddüt etti.
Sonunda telefonu açtı.
"Anne?"
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra annesi sordu:
"Çatı katına çıktın mı?"
Deniz sustu.
"Anne... Elif kim?"
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Uzun bir sessizlik.
Sonunda annesi çok düşük bir sesle konuştu:
"Oradan hemen çık."
"Önce bana kim olduğunu söyle."
"Deniz, beni dinle."
"Elif kim?"
Annesinin nefesi hızlandı.
"Elif... senin teyzen."
Deniz'in gözleri büyüdü.
"Benim teyzem mi?"
"Evet."
"Benim neden hiç haberim olmadı?"
"Çünkü..."
Annesi sustu.
"Çünkü ne?"
"Çünkü Elif öldü."
Deniz'in eli telefondan kayacak gibi oldu.
"Ne zaman?"
"1998'de."
Deniz fotoğrafa baktı.
"Bu fotoğraf o gece çekilmiş."
Annesinin sesi değişti.
"Sen fotoğrafı buldun."
"Ne?"
"Demek sonunda buldun."
Deniz ayağa kalktı.
"Anne, bana ne anlatıyorsun?"
"Dinle. Büyükannen sana hiçbir zaman her şeyi anlatmadı. Ben de anlatamadım. Çünkü seni korumaya çalıştık."
"Kimden?"
Telefonun diğer ucunda bir kapı sesi duyuldu.
Annesi fısıldadı:
"Onlardan."
"Kim onlar?"
Cevap gelmedi.
"Anne?"
Hat kesilmişti.
Deniz tekrar aradı.
Telefon kapalıydı.
Deniz bir süre odanın ortasında öylece kaldı.
Sonra fotoğrafı tekrar inceledi.
Fotoğrafın arka planında küçük bir ayrıntı dikkatini çekti.
Pencerenin önünde bir adam vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Sadece elindeki saate bakıyordu.
Deniz fotoğrafı büyüttü.
Adamın bileğindeki saat...
Cep saatinin aynısıydı.
Deniz fotoğrafın diğer tarafına baktı.
Az önce fark etmediği bir yazı vardı:
"Üçüncü kişi onu gördü."
Deniz'in kalbi hızlandı.
"Üçüncü kişi kim?"
Arkasından bir ses geldi.
"Ben."
Deniz dondu.
Yavaşça arkasını döndü.
Salonun kapısında yaşlı bir adam duruyordu.
Elinde baston vardı.
Deniz onu tanımıyordu.
Adam sakin bir şekilde ona baktı.
Sonra gözleri Deniz'in elindeki saate kaydı.
"Demek saat seni de buldu."
Deniz bir adım geri çekildi.
"Sen kimsin?"
Adam cevap vermedi.
Bunun yerine cebinden eski bir anahtar çıkardı.
Anahtarı Deniz'e uzattı.
"Bu kapıyı açtığında, 1998'de ne olduğunu öğreneceksin."
Deniz anahtara baktı.
"Kapı nerede?"
Yaşlı adamın yüzündeki ifade değişti.
"Okulun bodrumunda."
Deniz'in kaşları çatıldı.
"Hangi okul?"
Adam başını kaldırdı.
"Senin okulun."
Sonra arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.
Deniz koşarak peşinden gitti.
Fakat kapıya ulaştığında yaşlı adam yoktu.
Kapı kilitliydi.
Deniz dışarı baktı.
Sokak boştu.
Yalnızca yerde küçük bir şey duruyordu.
Adamın elinden düşmüş olmalıydı.
Deniz eğilip aldı.
Eski bir fotoğraf.
Fotoğrafta beş kişi vardı.
Büyükannesi.
Annesi.
Elif.
Yaşlı adam.
Ve...
Deniz.
Fakat fotoğrafın tarihi hâlâ aynıydı:
17 Eylül 1998.
Deniz'in boğazı düğümlendi.
"Ben o tarihte doğmadım..."
Fotoğrafı çevirdi.
Arkasında tek bir cümle vardı:
"Çünkü senin hatırladığın hayat, senin ilk hayatın değil."