Keşfet

4. Bölüm — Duvarın İçindeki Mektup

Kayıp Saatin Sırrı

Ertesi sabah Deniz okula giderken bütün gece uyumamıştı.

Masasının üzerinde üç şey duruyordu:

Cep saati.

Eski fotoğraf.

Ve yaşlı adamın verdiği anahtar.

Fotoğraftaki cümle zihninden çıkmıyordu.

"Senin hatırladığın hayat, senin ilk hayatın değil."

Bu ne demekti?

İnsan nasıl iki farklı hayat yaşayabilirdi?

Deniz bunun saçma olduğunu düşünmeye çalıştı.

Ama elindeki cep saati çalıştıkça mantık kelimesinin anlamını kaybediyordu.

Okula vardığında ilk ders matematikti.

Öğretmenin anlattıklarını dinlemeye çalıştı.

Başaramadı.

Teneffüste en yakın arkadaşı Efe yanına geldi.

"Sen iyi misin?"

"İyiyim."

"Hiç iyi görünmüyorsun."

Deniz bir süre sustu.

Sonra çantasından fotoğrafı çıkardı.

"Efe, sana bir şey göstereceğim. Ama kimseye anlatmayacaksın."

Efe fotoğrafa baktı.

"Bu kim?"

"Annem."

"Bu fotoğrafta kaç yaşında?"

"On yedi."

"Eee?"

Deniz fotoğrafın arkasını çevirdi.

"Fotoğraf 1998'de çekilmiş."

Efe birkaç saniye düşündü.

"Burada garip olan ne?"

Deniz ona baktı.

"Benim doğum tarihim 2008."

Efe'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Tamam. Bu gerçekten garip."

"Bir de fotoğrafta ben varım."

Efe tekrar fotoğrafa baktı.

"Şaka yapıyorsun."

"Keşke."

Deniz çantasından cep saatini çıkardı.

Saatin ibreleri hareket etmiyordu.

"Bu da o geceye ait."

Efe saati eline aldı.

Tam o anda saat çalıştı.

Tak.

İkisi de irkildi.

Saatin ibreleri 03.17'ye geldi.

Okulun koridorundaki bütün lambalar aynı anda söndü.

Karanlıkta bir ses duyuldu.

Tak... tak... tak...

Sonra ışıklar tekrar yandı.

Efe saati elinden bıraktı.

"Ben artık bu işe karışmak istemiyorum."

Deniz gülümsedi.

"Geç kaldın."

Dersler bittikten sonra ikisi okulun bodrumuna indi.

Bodrum kapısı yıllardır kullanılmıyor gibiydi.

Paslı kilidin üzerinde aynı sembol vardı.

İç içe geçmiş iki daire.

Deniz anahtarı çıkardı.

Kilide soktu.

Klik.

Kapı açıldı.

İçerisi karanlıktı.

Telefonlarının fenerlerini açıp merdivenlerden aşağı indiler.

Duvarlarda eski sınıf listeleri ve sararmış duyurular vardı.

Koridorun sonunda tek bir kapı bulunuyordu.

Kapının üzerinde tarih yazıyordu:

17.09.1998

Efe fısıldadı:

"Burada ne olmuş?"

Deniz kapıyı açtı.

İçeride küçük, boş bir oda vardı.

Ortada eski bir masa duruyordu.

Masanın üzerinde kasetçalar vardı.

Yanında da bir not:

"Bunu dinlemeden önce duvara bak."

Deniz etrafa baktı.

Duvarlardan biri diğerlerinden farklıydı.

Üzerinde ince bir çatlak vardı.

Deniz elini çatlağın üzerinde gezdirdi.

Duvarın içinden kâğıt sesi geldi.

"Burada bir şey var."

Efe yardım etti.

Birlikte birkaç taşı çıkardılar.

Duvarın içinde gizlenmiş küçük bir bölme ortaya çıktı.

İçinde onlarca mektup vardı.

Hepsinin üzerinde aynı isim yazıyordu:

Deniz.

Deniz'in elleri buz kesti.

İlk mektubu açtı.

Tarih:

20 Eylül 1998.

Mektupta şöyle yazıyordu:

"Deniz, eğer bunu okuyorsan, ilk geçiş gerçekleşmiş demektir."

Deniz okumaya devam etti.

"Saat zamanı değiştirmiyor. Sadece iki farklı zamanı birbirine bağlıyor."

Efe kaşlarını çattı.

"İki zaman mı?"

Deniz başını salladı.

Mektuptaki sonraki satıra geçti.

"03.17'de kapı açılıyor. Fakat kapının iki tarafında da aynı kişi bulunuyor."

Deniz'in nefesi kesildi.

"Ben..."

Mektubu çevirdi.

Arka tarafında bir çizim vardı.

İki aynı insan karşı karşıya duruyordu.

Birinin altında:

"Önceki Deniz."

Diğerinin altında:

"Sonraki Deniz."

Efe geri çekildi.

"Bu artık normal değil."

Deniz cevap veremedi.

Çünkü mektubun son satırını görmüştü.

"En büyük tehlike, iki Deniz'in aynı anda hayatta kalmasıdır."

O anda kasetçalar kendiliğinden çalıştı.

Cızırtıdan sonra bir çocuk sesi duyuldu.

Deniz'in sesi.

Ama çocuk hâliyle.

"Anne, saat yine çalışıyor."

Ardından genç bir kadın sesi geldi.

Annesinin sesi.

"Deniz, ne olursa olsun kapıyı açma."

Çocuk ağlamaya başladı.

Sonra başka bir ses duyuldu.

Bir erkeğin sesi.

"Artık çok geç."

Kayıt kesildi.

Deniz yavaşça kasetçaların yanındaki duvara baktı.

Duvarın üzerinde yeni bir yazı belirmişti.

03.17

Ve hemen altında:

"YARIN."

Efe Deniz'e baktı.

"Yarın ne olacak?"

Deniz cevap vermedi.

Çünkü cep saatinin ibresi hareket etmişti.

Bu kez 03.17'ye değil...

03.18'e.

Ve odanın karşı duvarında bir kapı yavaşça belirmeye başlamıştı.