5. Bölüm — Saatçi
Kapı tamamen ortaya çıktığında odadaki hava değişti.
Deniz bunu fiziksel olarak hissedebiliyordu.
Sanki bodrumdaki hava bir anda soğumuştu.
Efe kapıya yaklaştı.
"Bu kapı az önce burada değildi."
Deniz başını salladı.
Kapının üzerinde herhangi bir kilit yoktu.
Sadece aynı sembol vardı.
İç içe geçmiş iki daire.
Deniz elini kapıya uzattı.
Dokunduğu anda cep saati titremeye başladı.
Tak.
Tak.
Tak.
Kapı açıldı.
Fakat diğer tarafta bir oda yoktu.
Bir dükkân vardı.
Eski bir saatçi dükkânı.
Duvarların tamamı saatlerle kaplıydı.
Bazıları çalışıyor, bazıları durmuş, bazıları ise ters yönde ilerliyordu.
Efe ağzı açık şekilde içeri baktı.
"Ben buradan gidiyorum."
Deniz kolundan tuttu.
"Bir dakika."
Dükkânın arkasından bir ses geldi.
"Geç kalacağınızı biliyordum."
Yaşlı adam ortaya çıktı.
Deniz onu hemen tanıdı.
"Sen!"
Adam gülümsedi.
"Sonunda geldin."
"Sen kimsin?"
"Benim adım Aras."
"Bu kapı ne?"
Aras duvardaki saatlerden birine baktı.
"Bir kapı değil."
Deniz kaşlarını çattı.
"Ne o zaman?"
"Bir seçim."
Aras masanın arkasına geçti.
Masasının üzerinde yüzlerce küçük saat vardı.
"Bu saatlerden biri senin."
Deniz elindeki cep saatini gösterdi.
"Bu mu?"
Aras başını salladı.
"Hayır."
Deniz şaşırdı.
"Nasıl yani?"
"Elindeki saat sadece anahtar."
Aras çekmeceden küçük, siyah bir saat çıkardı.
Saatin üzerinde hiçbir rakam yoktu.
Sadece tek bir ibre vardı.
"Bu, gerçek saat."
Deniz saate baktı.
İbre hareket etmiyordu.
"Ne işe yarıyor?"
Aras cevap vermeden önce Efe konuştu:
"Bu adamın söylediklerinin hiçbir anlamı yok."
Aras Efe'ye baktı.
"Çünkü sen henüz saati görmedin."
Sonra siyah saati Deniz'e uzattı.
Deniz saati aldığı anda bir görüntü gördü.
Karanlık bir oda.
Bir çocuk.
Bir kadın.
Bir kapı.
Ve 03.17.
Çocuk ağlıyordu.
Kadın ona sarılıyordu.
"Deniz, beni dinle."
Çocuk başını kaldırdı.
"Anne, diğer ben nerede?"
Deniz görüntünün içinde donup kaldı.
Kadın ağlıyordu.
"Onu geri göndermek zorundayız."
"Niye?"
"Çünkü ikiniz aynı dünyada kalamazsınız."
Görüntü aniden kesildi.
Deniz elindeki saati düşürdü.
"Ben bunu gördüm."
Aras başını salladı.
"Hatırladın."
"Hayır. Ben bunu hiç yaşamadım."
Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
"Sen hatırlamıyorsun."
"Çünkü?"
"Çünkü hafızan silindi."
Deniz'in kalbi hızlandı.
"Kim sildi?"
Aras cevap vermedi.
Deniz masaya yaklaştı.
"Elif."
Aras başını kaldırdı.
"Elif'i nereden biliyorsun?"
"Fotoğraflardan."
Aras uzun süre sustu.
Sonra eski bir defter çıkardı.
Defterin ilk sayfasında dört isim vardı:
Elif
Zeynep
Deniz
Aras
Deniz üçüncü isme baktı.
"Benim adım neden burada?"
Aras defteri kapattı.
"Çünkü bu olayın merkezinde sen vardın."
"1998'de ben doğmamıştım."
"Senin hatırladığın dünyada."
Deniz'in gözleri büyüdü.
"Ne demek istiyorsun?"
Aras masanın üzerindeki büyük duvar saatini gösterdi.
"17 Eylül 1998 gecesi, saat tam 03.17'de iki zaman birbirine bağlandı."
"Evet."
"Bir tarafta Elif vardı."
"Diğer tarafta?"
Aras Deniz'in gözlerinin içine baktı.
"Sen."
Deniz geri çekildi.
"Ben o zaman yoktum."
Aras sessizce cevap verdi:
"Senin bildiğin Deniz yoktu."
Dükkândaki bütün saatler aynı anda durdu.
Sessizlik çöktü.
Sonra Aras cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta iki küçük çocuk yan yana duruyordu.
İkisi de Deniz'e benziyordu.
Ama biri diğerinden birkaç saniye önce kameraya bakıyordu.
Fotoğrafın altında şu tarih vardı:
17 Eylül 1998 — 03.17
Deniz'in elleri titremeye başladı.
"İkimizden hangisi benim?"
Aras cevap vermedi.
Bunun yerine fotoğrafın arkasını çevirdi.
Orada yalnızca şu cümle yazıyordu:
"Gerçek Deniz'i bulmak için diğerini yok etmelisin."
Efe bir anda bağırdı:
"Deniz!"
Deniz arkasını döndü.
Dükkânın kapısında başka biri duruyordu.
Genç bir kız.
Deniz'in yüzüne bakıyordu.
Ve fısıldadı:
"Sonunda seni buldum."
Deniz kızı tanımıyordu.
Ama kızın elindeki saati görünce kalbi duracak gibi oldu.
Aynı saat.
Aynı sembol.
Kız bir adım attı.
"Ben Elif'im."
Deniz'in dünyası bir anda sessizliğe gömüldü.