HARAP EDİLMİŞ KRALLIK
BÖLÜM — HARAP EDİLMİŞ KRALLIK
Ester'in saraydan ayrılmasının üzerinden çok zaman geçmemişti.
Ama Oakhaven artık eski Oakhaven değildi.
Krallığın üzerine çöken koyu sis, günler geçtikçe daha da yoğunlaşıyordu. Güneş gökyüzünde görünse bile ışığı şehre ulaşmakta zorlanıyordu.
Topraklar eskisi kadar verimli değildi.
Tarlalardaki ürünler azalmış, insanlar yiyecek bulmakta zorlanmaya başlamıştı.
Sokaklarda ise sürekli bir huzursuzluk vardı.
Kimse ne olacağını bilmiyordu.
Sarayın düşüşü yalnızca kraliyet ailesini değil, bütün krallığı etkilemişti.
— GÜVENİN SONU
Ester'in gerçek kimliğinin ortaya çıkmasıyla halkın saraya olan güveni tamamen sarsılmıştı.
Yıllarca gerçek prenses olarak gördükleri kişiye artık kimse güvenmiyordu.
Sarayın çevresinde toplanan insanlar birbirleriyle tartışıyor, herkes yaşananlardan farklı birini sorumlu tutuyordu.
Düzen giderek bozuluyordu.
Bazı soylular ise bu karmaşayı kendi çıkarları için kullanmaya başladı.
— Taht boş kaldı.
— O zaman yeni kralı biz seçmeliyiz.
Kısa süre sonra farklı aileler kendi adaylarını ortaya çıkardı.
Herkes Kan Tacı'nın peşindeydi.
Fakat kimse tacın kimi kabul edeceğini bilmiyordu.
Taht kavgası başladığında Varelia'nın geleceği daha da karanlık bir hâle geldi.
— SÜRGÜNDEKİ PRENS
Krallığın çok uzağında, soğuk ve sessiz bir bölgede Alaric günlerdir tek başına yaşıyordu.
Bir akşam uzaktan gelen bir atlı gördü.
Atlı ona küçük bir mektup uzattı.
Alaric mektubu açtı.
Oakhaven'da yaşananları okudukça yüzündeki ifade değişti.
Saray düşmüştü.
Ester ortadan kaybolmuştu.
Krallık ise parçalanıyordu.
Alaric mektubu yavaşça kapattı.
— Demek sonunda oldu...
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra ayağa kalktı.
Artık sürgünde kalamazdı.
Ailesinin geri kalanının ne durumda olduğunu bilmiyordu.
Ama onları bulmaya kararlıydı.
Alaric, yıllardır dönmediği krallığa geri dönmek için hazırlanmaya başladı.
— ZİNDANDAKİ PRENS
Sarayın karanlık zindanlarında Valerius hâlâ tutukluydu.
Günlerdir doğru düzgün yemek yiyemiyor ve giderek güçsüzleşiyordu.
Ama yaşadığı her şeye rağmen umudunu kaybetmemişti.
Bir gece koridordan garip sesler geldi.
Muhafızların çoğu ortalıkta yoktu.
Valerius kapının önüne yaklaştı.
Sonra kilidin açıldığını duydu.
Kapı yavaşça aralandı.
Valerius şaşkınlıkla dışarı baktı.
Saraydaki düzen tamamen bozulmuştu.
Ama onun aklında tek bir düşünce vardı.
— Buradan çıkmalıyım.
Valerius zindandan ayrılırken Ester'in artık sarayda olmadığını bilmiyordu.
Fakat öğrendiğinde ilk düşündüğü şey intikam değil, kardeşleriydi.
JULIAN'IN ARAYIŞI
Julian saraydan kurtulduğu gece hiç vakit kaybetmedi.
Yıllardır kapalı kapıların ardında tutulmuştu.
Şimdi ise ilk kez özgürdü.
Fakat nereye gideceğini biliyordu.
Melina.
Onun varlığını yıllardır kimse bilmiyordu.
Julian, sarayın sakladığı eski kayıtları hatırlıyordu.
Melina'nın nerede büyüdüğüne dair çok az bilgi vardı.
Ama bu kadarı bile yeterliydi.
Atına bindi.
Oakhaven'ın karanlık sokaklarından geçerken son kez saraya baktı.
— Seni bulacağım.
Sonra yoluna devam etti.
Aynı saatlerde, çok uzakta Melina hiçbir şeyden habersizdi.
Fakat gökyüzündeki kızıllık artık kaybolmamıştı.
Krallık parçalanırken üç kardeş farklı yollara savrulmuştu.
Alaric geri dönüyordu.
Valerius özgürlüğüne kavuşmuştu.
Julian ise Melina'yı arıyordu.
Ve bütün yollar, sonunda gerçek varise çıkacaktı.