Keşfet

Bulmaca

Kehanetin Eşiğinde

Gecenin ilerleyen saatlerinde şiddetli sağanak yağmur yerini rüzgârın uğultusuna ve basık bir sessizliğe bıraktı. Pencereleri ahşap levhalarla zırhlanmış koridorda ikişerli nöbet sırası belirlenmişti. İlk nöbeti Vedat ile Samet tutuyordu.

Saat gece yarısı 03:00 sularındaydı. Fenerlerin ışığı tamamen kapalıydı; sadece dışarıdaki ay ışığının perdelerin kenarından sızan cılız gölgesi vardı.

Vedat, sırtını koridorun duvarına vermiş dururken dışarıdan bir ses yükseldi: Şangırtı...

Dışarıdan, üst kata çıkan merdivenlerin başındaki o ağır demir kapıdan gelmişti ses. Bir şey veya birileri demir kapıyı zorluyordu. Paslı zincirin halkalara sürtünme sesi karanlıkta tırmalayıcı bir etki yarattı.

Samet anında elindeki bijon anahtarını sıktı, gözlerini Vedat’a dikti. Vedat elini havaya kaldırarak "sakin ol" işareti yaptı. Parmak ucunda ilerleyip çelik kapının gözetleme deliğinden dışarı baktılar. Ay ışığının altında, merdivenlerin başındaki demir kapının arkasında iki silüet belirdi. Hareketleri düzensiz, kafaları yana yatıktı. Demir parmaklıklara kör bir şiddetle vuruyor ama kilitli zinciri aşamıyorlardı.

Vedat ve Samet gürültü çıkarmadan beklediler. Birkaç dakika sonra, üst kata tırmanamayan yaratıklar ilgilerini kaybedip merdivenlerden aşağı, sokağın karanlığına doğru sürüklendi. İki kademeli savunma hattı ilk testini başarıyla geçmişti.

Sabahın ilk gri ışıkları sığınaklarına vurduğunda yağmur tamamen dinmişti. Gökyüzü soğuk ve puslu bir renge bürünmüştü.

Vedat ve Burak, çalışma odasının yanındaki koridorun tavanına entegre edilmiş demir merdiveni açtılar. Basamakları gıcıratmadan tırmanıp damın ağır beton kapağının sürgüsünü çektiler. Rüzgâr ve tuzlu deniz kokusu yüzlerine sertçe çarptı.

Dama çıktıklarında gördükleri manzara ürperticiydi. Ayas sahil şeridinde terk edilmiş birkaç sivil araç ve kıyıya vurmuş sahipsiz bir balıkçı teknesi dışında hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Dikkatlerini Ceyhan yönüne çevirdiklerinde ise ufukta yükselen kapkara duman bulutlarını gördüler. Şehir merkezindeki felaket metrelerce öteden bile okunabiliyordu.

"Ceyhan tamamen çökmüş," dedi Burak, gözlüğünü düzelterek. "Buradaki sessizlik bir lütuf ama ne kadar sürer bilmiyorum."

Vedat etrafı süzmeye devam ederken gözü bacanın hemen arkasında kalan korunaklı girintiye takıldı. Çocukluğunda bu çatının her köşesinde oynamıştı; bacanın kenarında böyle bir yapı yoktu.

Hızla bacanın yanına yaklaştılar. Su geçirmez, mat siyah metalden yapılmış, avuç içi büyüklüğünde sağlam bir kutu baca tuğlalarına özel vida mekanizmalarıyla sabitlenmişti.

"Bu da ne amk?" diye mırıldandı Vedat eğilerek. "Bu kutu daha önce burada yoktu."

Kutunun üzerinde ne bir kilit anahtarı deliği ne de görünür bir mandal vardı. Ön yüzeyinde birbirine bağlı üç adet döner pirinç halka ve halkaların üzerinde kabartma harfler ile sayı kombinasyonları duruyordu. Kutunun üst kısmına ise ince bir geometrik sembol kazınmıştı: Bir dairenin içine oturtulmuş ters üçgen.

"Mekanik bir kombinasyon bulmacası," dedi Burak yanına çökerek. "Rastgele sayıları çevirerek açamazsın. Doğru sırayı bulmamız lazım."

Vedat cebinden o şifreli kâğıdı çıkarıp katını açtı. Kâğıdın köşesindeki sembolleri inceledi. "Kâğıdın en altında küçük bir not gibi duran sayılar vardı, bak. 10 - 10 - 2010 gibi girintili yazılmış."

Burak kâğıttaki o detay ile kutunun üzerindeki pirinç halkanın mantığını zihninde eşleştirdi. "Bu sadece bir tarih değil Vedat. Kutunun üzerindeki pirinç halkalarda harfler ve sayılar karışık. Kâğıttaki sayı dizilimi ile harf matrisini çaprazladığında bir kelime çıkıyor."

Burak halkaları çevirip kombinasyonu hizaladı: K-A-L-1-0.

Son halkanın tık sesi çatının sessizliğinde yankılandı. Kutunun mekanizması içeriden bir yayın atmasıyla hafifçe öne doğru fırladı. Metal kapak gıcırtıyla açıldı. İçerisinde kadife kaplı küçük bir yuva ve ortasında mat siyah, ağır bir metal nesne duruyordu.

Anahtar; uç kısmı bildik kapı anahtarları gibi dişli değil, silindirik ve üzerinde kılcal kanallar barındıran üç boyutlu bir yapıya sahipti.

"Bu sıradan bir kapı anahtarı değil Vedat," dedi Burak. "Bu anahtar bu evde bir yere ait olmalı."

Aşağıya indiklerinde Vedat anahtarı salondakilere gösterdi. Samet ve Bilge anahtarın garip yapısına hayretle bakarken, Vedat çocukluk anılarını tazeleyerek evi zihninde taramaya başladı.

"Babamın çalışma odasını ve kileri arayacağız," dedi Vedat. "Eğer bu evde gizli bir yer varsa, sadece babamın erişebileceği bir yerdedir."

Bütün ekip çalışma odasına ve kiler alanına dağıldı. Vedat babasının ahşap çalışma masasını, rafların arkasını, duvarda asılı tabloları tek tek kontrol etti. Bilge ve Samet alt kattaki kilerin taş duvarlarını elleriyle yokluyor, boşluk sesi çıkaran bir tuğla arıyordu.

Yaklaşık kırk dakikalık gerilimli bir aramanın ardından ses çalışma odasından geldi.

"Vedat, şuraya bak," dedi Burak.

Burak, çalışma odasındaki devasa ahşap kitaplığın alt rafındaki ağır ansiklopedileri kenara çekmişti. Kitaplığın arka paneline çakılmış ahşap kaplamanın arkasında, gömme bir çelik panel duruyordu. Panel düzgünce gizlenmişti ama dikkatli bakıldığında kenarlarındaki ince boşluk fark ediliyordu.

Vedat feneri panele doğru tuttu. Çelik panelin tam ortasında, elindeki mat siyah anahtarın silindirik ucuna ve üzerindeki kılcal kanallara birebir uyan dairesel bir yuva vardı.

"Bulduk," dedi Vedat, nefesini tutarak.

Anahtarı cebinden çıkardı. Parmakları titreyerek metal anahtarı çelik paneldeki yuvaya yerleştirdi. Kılcal kanallar yuvaya milimetrik bir hassasiyetle oturdu. Anahtarı sağa doğru çevirdiğinde, duvarın içinden ağır bir çark ve kilit mekanizmasının kurulma sesi yankılandı.

Tıkır tıkır işleyen dişli seslerinin ardından, ahşap panel bir santim kadar dışarıya doğru fırladı.