Kale
Tıkır tıkır işleyen dişli seslerinin ardından ahşap panel bir santim kadar dışarıya doğru fırladı. Salondakiler nefeslerini tutmuş, fener ışıklarını Vedat’ın ellerine odaklamıştı.
Vedat ahşap paneli yavaşça kenara çekti. İçerisi toz kokan, dar bir metal bölmeydi. Bölmenin içinde ne bir silah ne de bekledikleri gibi altın ya da para vardı. Kadife kaplı tabanda, silindir şeklinde pirinç bir muhafaza tüpü duruyordu.
Vedat tüpü eline aldı. Kapağını çevirerek açtığında içinden çıkan şey, alışılagelmiş kâğıttan topoğrafik haritalardan çok farklıydı.
Esnek, şeffaf asetat benzeri dayanıklı bir malzemeden yapılmış şeffaf bir harita katmanıydı bu. Üzerinde sıradan sokak isimleri ya da şehir sınırları yoktu. Bunun yerine, kâğıttaki o şifreli matrislerle ve koordinat sistemleriyle birebir örtüşen ince ızgara çizgileri, kırmızı ve siyah izobar hatları ve karmaşık semboller yer alıyordu.
"Bu sıradan bir harita değil," dedi Burak, feneri haritanın arkasına tutarak. "Tek başına bakıldığında anlamsız katmanlardan ibaret. Ama cebindeki o şifreli kâğıdın üzerine oturtulduğunda..."
Vedat cebindeki katlanmış kâğıdı çıkarıp masaya serdi. Şeffaf haritayı kâğıdın üzerindeki dairesel hiza noktalarına milimetrik olarak oturtup feneri üstten tuttular.
Haritanın üzerindeki kırmızı çizgiler ve ızgaralar, kâğıttaki harf matrisiyle birleştiğinde ortaya net bir izotop ve yükselti haritası çıktı. Şeffaf katmandaki kavisli hatlar, Ceyhan ovasının ortasında tek başına yükselen o sarp ve kayalık tepeyi işaret ediyordu.
Burak gözlüğünü burnunun üzerine itip koordinatları dikkatle okudu. "Ceyhan şehir merkezinin batısı... Ovadaki o dik kayalık kütle."
Vedat’ın gözleri genişledi. "Yılan Kale..."
"Yılan Kale mi?" dedi Samet, şaşkınlıkla öne eğilerek. "Ulan o tarihi kalıntının ortasında ne işimiz var amk? Dağın tepesinde, kayalıkların ortasında bir yer!"
"İşte tam da bu yüzden orada," dedi Bilge, parmağını kalesinin sur çizimlerinin üzerinde gezdirerek. "Ceyhan ovasına tamamen hakim, tırmanması son derece zor, stratejik ve tarihi bir mevzi. Şehirdeki o kaosun ve kalabalığın ulaşamayacağı, gözden uzak tek yer."
Vedat şeffaf haritadaki kırmızı işaretçiyle kâğıttaki koordinat matrisinin kesiştiği yere baktı. Harita, kalenin sadece dış surlarını değil, iç kaledeki eski taş duvarların altındaki gizli bir koordinatı işaret ediyordu.
"Bizi oraya çağırıyorlar," dedi Vedat, sesi salondaki tüm şüpheleri süpürürken. "Bu kâğıt, çatıdaki anahtar ve şimdi bu harita... hepsi bizi Yılan Kale’ye yönlendiriyor."
Samet derin bir nefes verip bijon anahtarını elinde çevirdi. "Tamam, hedef belli ama oraya gitmek intihar gibi bir şey. Ceyhan hattı kaynıyor. Yol boyunca başımıza nelerin geleceğini bilmiyoruz."
"Ve kaleye ulaşsak bile," diye ekledi Burak analitik bir dille, "kayalıkların ve surların savunması sadece mahluklara karşı değil, bize karşı da bir engel. O kaleye girmek düşündüğümüzden çok daha zor olacak."Yılan Kale koordinatının ortaya çıkması salondaki havayı aniden ağırlaştırmıştı. Ancak Vedat tüpün kapağını sıkıca kapatıp sırt çantasına yerleştirirken elini masaya vurdu.
"Durun," dedi Vedat, gözlerini gruptakilerin üzerinde gezdirerek. "Hemen gaza gelip yola çıkmıyoruz. Bu halde Yılan Kale’ye gitmeye kalkarsak ilk köşede yem oluruz amk. Aracın deposu yarım, yanımızdaki konserve ve su topu topu birkaç gün yeter. En önemlisi... Aranızdan biri yaralansa saracak doğru düzgün bir sargı bezimiz, antibiyotiğimiz bile yok."
Burak derin bir nefes verip başıyla onayladı. "Haklı. Taktiksel olarak sıfır hazırlıkla hareket etmek intihardır. Ayas şu an sakin görünüyor. Şehir merkezine kıyasla burası bir vaha gibi. Yola çıkmadan önce bu avantajı kullanıp tam teşekküllü ikmal yapmalıyız."
Planı hızla netleştirdiler. Ayas sahil şeridinde ve tepelerdeki yazlıklarda işlerine yarayacak üç ana hedef vardı: Eczane, yerel market/bakkal ve malzeme depoları.
Sabahın ilk puslu ışıklarıyla birlikte dışarı çıktılar. Sağanak yağmur yerini nemli bir rüzgâra bırakmıştı. Vedat ve Samet önde, Burak ve Bilge arkada olacak şekilde, binaların duvar diplerinden süzülerek Ayas merkezine doğru ilerlediler.
İlk hedefleri sahil caddesindeki küçük bir eczaneydi. Camları kısmen kırılmış, kapısı yarı aralık duruyordu. İçeriye sızdıklarında yerlere saçılmış ilaç kutuları ve kırık cam parçalarıyla karşılaştılar.
Bilge, kimya ve medikal bilgisiyle hemen öne atıldı. Raflardaki rastgele kutuları elleyip vakit kaybetmek yerine doğrudan kilitli ecza dolabına yöneldi. Samet elindeki demir profille kilitli dolabı zorlayarak kapağını söktü.
"Bize geniş spektrumlu antibiyotikler, güçlü ağrı kesiciler, tentürdiyot, steril gazlı bezler ve yakıcı yaralar için merhemler lazım," dedi Bilge, bulduğu stratejik medikal malzemeleri çantasına istiflerken. Ayrıca rafta bulduğu birkaç oksijenli su ve cerrahi makası da yanlarına aldılar. Bu medikal ikmal, ileride hayatlarını kurtaracak en kritik hamlelerden biriydi.
Eczaneden sonra hemen yan sokaktaki kapalı bir mahalle bakkalına geçtiler. Bakkalın kepengi yarıya kadar kapalıydı. İçeri girdiklerinde el değmemiş konserve kutuları, koli koli pet sular, yüksek kalori sağlayan kuruyemişler ve paketlenmiş bakliyatlar bulduklarında moral seviyeleri tavan yaptı. Getirdikleri büyük boy çöp poşetlerini sonuna kadar doldurdular.
Geri dönüş yolunda Samet, müstakil bir evin açık garajında duran balıkçı ve marangoz el aletlerini fark etti. Buradan ağır bir balyoz, bir kutu çelik çivi, sağlam halatlar ve araç ikmali için yedek benzin bidonları çıkardılar.
Öğleden sonraya doğru, topladıkları ganimetlerle birlikte üs olarak kullandıkları iki katlı eve döndüler. Yorgunluktan bitkin düşmüşlerdi ama ellerindeki imkânlar katbekat artmıştı.
İkinci aşama Evin Son Tahkimatı idi. Yılan Kale’ye gitmeden önce burayı tam anlamıyla geri dönebilecekleri, erzak depolayabilecekleri güvenli bir "A Ana Üssü" hâline getirmeliydiler.
Samet, garajdan getirdiği balyoz ve çelik çivilerle giriş katındaki pencerelerin ahşap desteklerini iki katına çıkardı. Merdiven başındaki demir kapının zincirlerini ekstra kilitlerle takviye etti.
Bilge ve Vedat, bakkaldan getirdikleri kuru gıda ve suların yarısını, çalışma odasındaki o gizli panelin olduğu alt kiler bölümüne depoladılar. Olası bir geri çekilme durumunda burada haftalarca yetecek erzak stoku oluşturmuşlardı.
Burak ise araçtaki eksikleri tamamladı. Yedek benzin bidonlarını Duster’ın bagajına sabitledi, çamurlanan camları ve filtreleri temizledi. Araç artık uzun ve zorlu bir arazi yolculuğuna tamamen hazırdı.
Akşamın karanlığı çöktüğünde, ev adeta zırhlı bir kaleye, odalar ise tam teşekküllü bir lojistik merkeze dönüşmüştü. Erzakları tamdı, ilaçları yanlarındaydı ve arkalarında sağlam bir sığınak bırakıyorlardı.
Salondaki masanın etrafında oturduklarında, fener ışığında birbirlerine baktılar. Artık sadece kaçan gruptan ibaret değillerdi; donanımlı, hazırlıklı ve ne yaptığını bilen bir ekip olmuşlardı. Artık evi iyice toparlayıp haritanın gösterdiği yere, Yılan Kaleye'ye gitmeleri lazımdı. Ama gideceklermiydi veya gidebileceklermiydi...