Liman Çatışması
Saat sabaha karşı dört sularıydı. Ayas sahilini, denizden basan yoğun ve nemli bir sis tabakası kaplamıştı. Balıkçı barakasının ahşap aralıklarından giren soğuk rüzgâr, içerideki tuz ve rutubet kokusunu daha da keskinleştiriyordu.
Samet oturduğu köşede derin bir nefes alarak sol kolunu hafifçe oynattı. Aldığı güçlü antibiyotik ve ağrı kesiciler sayesinde yüzüne biraz renk gelmiş, o hırıltılı ateşi düşmüştü. Ancak kolu hâlâ sımsıkı sarılıydı ve en ufak bir sert harekette zonkluyordu.
"Nasıl hissettiriyor Adanalı?" diye sordu Vedat, kapı aralığından dışarıyı gözlemlerken.
"Valla solum biraz sakat ama sağ elim sağlam çok şükür," dedi Samet, belindeki tabancayı çekip şarjörünü kontrol ederek. "İbrahim’in piçlerinden birini karşıma çıkarsan, sol kolumu unutturacak kadar iyi nişan alırım."
"Çene yapmayı bıraktıysan düşelim yola," dedi Bilge, tüfeğini omzuna asıp sırt çantasını düzelterek. "Duster’ı geride bırakıyoruz. Motor sesi kasabayı ayağa kaldırır. Limana kadar olan sekiz yüz metreyi yaya keseceğiz."
Burak haritayı ve Yılan Kale’den aldığı şifreli notları çantasına tıktı. "Sis işimize yarar. Ama liman geniş ve açık bir alan. Fener kullanmak yok, sadece gölgeleri takip edeceğiz."
Vedat belindeki kılıcı sıkılaştırıp USP'sini eline aldı. "Sessiz ve hızlı. Hedef limandaki iskele."
Ayas’ın sisli sokaklarında dört gölge gibi süzüldüler. Ağ örtülü balıkçı tezgahlarının, devrilmiş kasa yığınlarının ve çürümeye yüz tutmuş sandalların arasından geçerek liman bölgesine ulaştıklarında hava hafifçe ağarmaya başlamıştı. Ancak limanın girişi, paslı konteynırlar ve devasa vinçlerin gölgesinde tam bir tuzak gibi duruyordu.
Vedat bir konteynırın arkasına çekilip el işaretiyle ekibi durdurdu. Sislerin arasından gelen sigara dumanı kokusunu ve hafif ayak seslerini fark etmişti. İbrahim, öldürülen iki devriyesinden sonra ekibin deniz yolunu kullanacağını tahmin etmiş ve limana ağır silahlı bir grup yerleştirmişti.
"Girişi kapatmışlar amk," diye fısıldadı Samet. "Sessizce geçme şansımız sıfır."
"İskele şu kırmızı konteynırın tam arkasında kalıyor," dedi Burak. "Orada balıkçı palamar botları olmalı."
"Plan şu," dedi Vedat. "Bilge ve ben sağ taraftaki paslı vinçlerin oradan baskı kuracağız. Burak, sen Samet’i alıp doğruca iskeleye koşacaksın. Çalışan bir tekne bulacaksın."
Vedat ve Bilge birer gölge gibi vincin ayağına doğru sıyrıldı. Vedat tetiğe bastı: Puf! Puf! Susturuculu USP’den çıkan mermiler projektörü tutan adamın göğsüne saplandı. Projektör patladı!
"BASKIN VAR! BURADALAR!"
Liman bir anda cehennem sıcağına kesildi! İbrahim’in adamları sisin içine doğru rastgele kurşun yağdırmaya başladı. TA-TA-TA-TA-TA! Mermiler demir konteynırlardan kıvılcımlar saçarak sekiyor, kulakları sağır eden bir gürültü limanda yankılanıyordu.
"ŞİMDİ! KOŞUN!" diye bağırdı Vedat.
Burak ve Samet iskeleye fırladı. Bilge ve Vedat vincin arkasından yoğun bir bastırma ateşi açıyordu. Burak iskeledeki sarı renkte, kamaralı ve jeneratörlü eski bir balıkçı servis botunu gözüne kestirip kamarasında kabloları düz kontak yapmaya başladı.
GÜRRRRR! Dizel motor büyük bir gürültüyle hırladı!
"ÇALIŞTI! VEDAT, BİLGE KOŞUN!" diye bağırdı Burak sisin içinden.
Vedat belindeki el bombasını çıkardı, tam pimini çekip düşmanın üzerine fırlatacağı sırada... Zaman bir anda yavaşladı.
Kulaklarında o kâbus gibi yüksek frekanslı çınlama patladı. Etraftaki silah sesleri, patlamalar, mermi şakırtıları sanki bir su tankının dibindeymiş gibi boğuklaştı, silindi. Dünya ekseni etrafında kaydı.
Vedat gözlerini bir anda Kanlı Ay gecesinde, kendi evlerinin salonunda açtı!
Ortalıkta o geceki kasvetli, kızıl ışık vardı. Karşısında Samet, Burak ve Bilge duruyordu. Yüzlerinde derin bir endişe vardı ama sesleri gelmiyordu.
Vedat nefes nefese geriye bir adım attı, elindeki el bombasını sıktığını hissetti ama o an her şeyi unuttu. "Oğlum... Neler oluyor lan?!" diye bağırdı arkadaşlarına doğru. "Bana ne oldu amk?! Ceyhan, Yılan Kale, liman... Biz az önce çatışmıyor muyduk?! Neden buradayız?!"
Samet ona doğru bir adım attı, dudakları kıpırdıyordu ama hiçbir ses çıkmıyordu. Burak elini Vedat’ın omzuna uzattı ama eli sanal bir gölge gibi Vedat’ın bedeninin içinden geçti.
"Duyun beni amk! Konuşsanıza!" diye haykırdı Vedat. "Bu bir vizyon mu, rüya mı lan?! Geleceği mi görüyorum ben?!"
O sırada Bilge’nin görüntüsü sallanmaya, kırılarak dalgalanmaya başladı. Bilge’nin kızıl salondaki gölgesi Vedat’ın yakasından tutup hırsla sarsmaya başladı. Ama ses salondan değil, zamanın ötesinden, limanın o dumanlı gerçekliğinden geliyordu:
"VEDAT! UYAN AMK! BIRAKMA KENDİNİ! AT ŞU BOMBAYI!"
PAT!
Vedat’ın zihni dev bir kırılmayla gerçek dünyaya fırlatıldı!
Gözlerini açtığında Ayas limanındaydı. Bilge onu omzundan sarsıyor, mermiler başlarının hemen üzerinden ıslık çalarak geçiyordu. Vedat’ın şakaklarından ter süzülüyordu; elindeki el bombasının pimi hâlâ parmağındaydı!
Gördüğü o vizyonun ve kehanetin dehşetiyle gözleri büyüdü Vedat’ın. Ama duracak zaman değildi. Dişlerini sıktı, hırsla pimi çekti ve el bombasını konteynırların arkasında mevzilenen yağmacıların ortasına savurdu!
BOOOOOOOM!
Şiddetli patlamayla birlikte metal parçaları ve toz bulutu gökyüzüne yükseldi, düşman ateşi bıçak gibi kesildi.
"KOŞ!" diye bağırdı Bilge.
İkisi birden depar atarak iskeleye, hareket halindeki teknenin güvertesine atladılar. Burak gaz kolunu sonuna kadar kökledi! Tekne kıyıdan hızla uzaklaşırken arkalarından sıkılan son kurşunlar teknenin ahşap gövdesine saplansa da sisin içinde kaybolup gittiler.
Yaklaşık on dakika sonra sadece denizin dalga sesleri ve dizel motorun ritmik patpatı kalmıştı.
Samet güvertede sırtını kamaraya yaslamış nefes alıyordu. Bilge bir sigara yakıp Vedat’a baktı. Vedat ise teknenin burnunda, titreyen ellerine ve denizden yükselen sise bakıyordu.
Kanlı Ay gecesindeki arkadaşlarıyla konuşmaya çalışmış ama sesini duyuramamıştı. O an anladı ki; o kehanet sadece bir görü değil, zamanın kırıldığı tek yönlü bir mesajdı.
Sisin ortasından, denizin tam kalbinde yükselen o heybetli karaltı belirmeye başladı. Dalgaların dövdüğü taş surları ve asırlardır ayakta duran gizemiyle Kız Kalesi (Deniz Kalesi) tam karşılarındaydı.
Burak kamaranın kapısından kafasını çıkardı. "Geldik Vedat... Proje AURA’nın başladığı yere geldik."
Vedat gözlerini o karanlık kaleden ayırmadı. "O zaman gidelim..." dedi kısık bir sesle. "...ve bu kehaneti bitirelim."