Sessiz Pazar
3 Kasım sabahı, Ceyhanın üzerine çökertilmiş gri ve basık bir gökyüzüyle başladı. Sonbaharın son günleriydi; pencerelerden süzülen rüzgâr, sokak aralarındaki kuru yaprakları savururken şehir henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Pazar sabahlarının o kendine has, uyuşuk ve sakin havası her yere hakimdi.
Vedat gözlerini açtığında odasındaki saat sekizi gösteriyordu. Yatakta bir süre tavanı izleyerek doğruldu. İçinde sebebini kestiremediği garip bir huzursuzluk, göğsüne oturan hafif bir ağırlık vardı. Normal bir Pazar sabahında evde duymaya alışkın olduğu sesler yoktu. Ne mutfaktan gelen çaydanlık tıkırtısı, ne salonda açık unutulmuş televizyonun cızırtısı, ne de anne babasının alçak sesli sohbetleri... Ev, adeta nefesini tutmuş gibi sessizdi.
Yataktan çıkıp çıplak ayaklarını soğuk parkeye bastı. Odasından çıkıp koridora adım attığında, havadaki bu garip durgunluk daha da belirginleşti.
"Anne?" diye seslendi alçak bir sesle. Cevap gelmedi.
Salona ve yatak odasına baktı; yataklar toplanmıştı ama evde kimse yoktu. Mutfağa doğru ilerledi. Mutfak tezgâhı pırıl pırıldı, sanki sabah hiç kullanılmamıştı. Tam arkasını dönüp banyoya bakacakken, yemek masasının tam ortasında duran beyaz, katlanmış kâğıt parçası gözüne çarptı.
Üzerine alelacele, tükenmez kalemle ve titrek bir elle tek bir satır yazılmıştı. Vedat kâğıdı eline aldı. Babasının el yazısıydı bu. Kâğıtta sadece beş kelime duruyordu:
"Üzgünüz, hayatta kalmalısın..."
Vedat kâğıda uzun uzun baktı. Kaşları çatıldı, zihni bu cümlenin ne anlama geldiğini mantıklı bir yere oturtmaya çalıştı. Şaka mıydı? Bir tür acil durum muydu? Ailesi pazarın bu erken saatinde nereye gitmiş olabilirdi ki?
İşte tam o anda, o ana kadar fark etmediği ilk tuhaflık başladı: Dışarıdan, uzak mahallelerden gelen bir ambulans sireni duyuldu. Ardından bir diğeri... Ve hemen peşinden Ceyhan Nehri tarafına düşen sanayi bölgesinden yükselen hafif, kapkara bir duman bulutu gökyüzüne süzülmeye başladı.
Vedat, elindeki kâğıda bakarken şakaklarında hafif bir zonklama hissetti. Babasının alelacele ve yamuk yumuk yazdığı o üç kelimelik not, zihninde bir uyarı çanı gibi çalıyordu: “Üzgünüz, hayatta kalmalısın...”
Pencerelerden içeriye dolan o ince, genzi yakan yanık kokusu ve uzaktan birbirine karışan siren sesleri, durumun sıradan bir aile acil durumu olmadığını açıkça gösteriyordu. Bir şeyler çok ters gidiyordu ve bu şehirdeki sakinlik, fırtınadan önceki o tekinsiz sessizlikten ibaretti.
Pratik düşünebilen yapısı hemen devreye girdi. Paniğe kapılmak zihni kilitlerdi; bunun yerine adımlarını mantık çerçevesinde atmalıydı. Soğukkanlı kalmaya çalışarak cebindeki telefonuna uzandı. Ekranı açtığında sol üst köşedeki şebeke simgesine baktı: Sadece iki çubuk çekiyordu ve sinyal giderek zayıflıyordu. Şebekenin tamamen çökmesi an meselesiydi.
Vakit kaybetmeden mesajlara girdi ve dört kişilik ana mesaj grubunu açtı.
Vedat, zayıf ama keskin zekasıyla gruptaki her durumu analiz eden kişi olagelmişti. Siyah, dalgalı saçlarını eliyle geriye atıp siyah çerçeveli gözlüğünü burnunun üzerine sabitledi. Koyu kahverengi gözleri hızla ekrana odaklandı ve mesajı yazmaya başladı:
Vedat: "Beyler, hemen bu mesaja bakın. Evde olan var mı? Şehirde çok garip bir şeyler oluyor, sirenler çalıyor ve şebeke gidici. Kimse dışarıda boş boş dolaşmasın."
Çok geçmeden ekranda ilk çift mavi tık belirdi.
Grubun en sporcu, atletik ve kimya konularında uzman ismi olan Samet ilk yazan oldu. Samet, siyah düz saçları, siyah gözlüğü ve güçlü fiziğiyle grubun en sağlam adamlarından biriydi; ama her şeyden önce pratik bir mantığa sahipti.
Samet: "Ben de az önce uyandım. Sanayi tarafından kapkara dumanlar yükseliyor, balkondan gördüm. Bizim sokaktan da iki tane polis aracı sirenleri sonuna kadar açıp geçti. Ne oluyor amk?"
Hemen ardından mesaj dizisine Burak katıldı. Grubun adeta yürüyen ölüsü olan Burak; üşengeç ama zeki, çok düşünen, hafif kıvırcık siyah saçları ve beyaz teniyle tam bir teorisyendi. O da siyah gözlüğünün arkasından ekrana bakıp hızla analizini paylaştı:
Burak: "Siren frekansları ve dumanın rengi normal bir yangına işaret etmiyor. İnternette de garip haberler dönüyor ama sayfalar yüklenmiyor, bant daraltması var gibi. Bir tür kitlesel kriz ya da patlama olabilir."
Son olarak Bilge gruba dahil oldu. Uzun ve dalgalı siyah saçlı, siyah gözlüklü Bilge; elinden her iş gelen, pratik çözümleriyle bilinen o joker elemandı.
Bilge: "Benim peder az önce telefonla konuşurken duydum, hastanelere akın varmış. Yolun sonundaki kavşakta kaza olmuş ama insanlar birbirine sataşıp duruyormuş amk gibi bir şeyler söyledi. Durum iyi değil."
Vedat, arkadaş grubunun gidişatını hızla değerlendirdi. Hepsi 16 yaşlarında, zeki, hepsi birbirinden yakışıklı ve birbirine kenetlenmiş bir gruptu. Ama bu belirsizlikte dağılırlarsa veya dışarıda yakalanırlarsa sonları iyi olmazdı. Hemen bir toplanma noktası belirlemek zorundaydı.
Kendi evi, Ceyhan-Yumurtalık yoluna çıkışı son derece kolay, mahallenin nispeten sakin bir noktasında yer alıyordu. Hem olası bir kaçış güzergahı için stratejikti hem de etrafı açık ve güvenliydi.
Vedat: "Dinleyin beni. Şebeke birazdan tamamen kopacak. Hiçbiriniz kendi başınıza hareket etmeyin. En güvenli yer ve kaçış hattı bizim ev. Konumu biliyorsunuz, Ceyhan’dan çıkışımız gerekirse buradan çok daha kolay olur. Yanınıza alabileceğiniz en temel şeyleri alıp HEMEN bizim eve gelin. Kapıyı kilitli tutuyorum."
Samet, "Mantıklı. Ben sırt çantama birkaç şey atıp hızlıca koşuyorum. 10 dakikaya oradayım."
Burak: "Yürümek yerine ara sokaklardan koşarak gelmek daha mantıklı. Yoldayım."
Bilge: "Tamamdır, malzemelerle geliyorum. Vedat, kapıyı hemen açma, parolayı unutma."
Vedat mesajı gönderdikten saniyeler sonra, telefonun üst köşesindeki son sinyal çubuğu da yok oldu. Ekran "Servis Yok" yazısına büründü.
Telefonu masaya koydu. İlk hamle yapılmış, ekip harekete geçirilmişti. Şimdi Vedat'ın yapması gereken, arkadaşları gelene kadar evi emniyete almaktı.
Yorumlar
- Lopas: yapay zeka olduğunu belli etme la
- Ayla Sancak: dinleyin ve dikkatlice hareket edin en güvenli yer burası olabilir
- Hatice Çetin: sakin olan her şey fırtınaya dönebilir hemen harekete geçmelisin
- Lopas: maalesef
- Mahir torun: vedat evde kimse yokken bu garip sessizlik hiç de iyi hissettirmiyor
- Aylin Alkan: Her şeyin kontrolden çıkmasını beklemiyorum ama temkinli olunmalı
- Lopas: aynen öyle
- Lopas: PYWLMWHSPWNDĞWMDŞDK
- Ruskoavo Turk: İlk tuhaflık geldi derken dışarıdan sesler yükseldi tüylerim diken diken oldu
- Duygu Esin Nalçacı: bu not hiç ummadığın bir şeylere işaret ediyor gibi görünüyor
- Lopas: kurgu olması bile onların ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor...
- Efe Ünver: Hiç ses yok annenin böyle anlarda evde olmaması çok üzücü