Keşfet

Sonunda

Kehanetin Eşiğinde

Gecenin karanlığı yerini sabahın nemli ve cılız ışıklarına bırakırken, Ayas’taki sığınakta yeni bir gün başlıyordu. Salonda, dünün yorgunluğunu hafifletmeye çalışan ekibin hazırladığı mütevazı bir kahvaltı masası vardı. Çaydanlıktan tütmekte olan buharın kokusu, odadaki o basık havanı biraz olsun kırıyordu. Masanın üzerinde konserve zeytinler, birkaç parça sertleşmiş ekmek ve açılmamış bir helva kutusu duruyordu.

Samet çayından büyük bir yudum alıp ekmeğine helva sürerken gerindi. "Vallahi şu çay olmasa bu sabah uyanamazdım amk. Dün akşamki temizlikten sonra kollarımı hissetmiyorum hâlâ."

"Çayı ziyan etme de hızlı iç," dedi Bilge, masadaki boş bardakları toplarken. "Bugün yola çıkacaksak her şeyimizin hazır olması lazım."

Masanın diğer ucunda ise Burak, çay bardağını kenara çekmiş, önündeki şifreleme matrisi ve şeffaf haritanın üzerine tekrar eğilmişti. Elindeki kurşun kalemle kâğıttaki harf dizilimlerini son kez eşleştiriyor, gözlüklerini burnunun üzerine itip dikkatle inceliyordu. Birden kalemi masaya bıraktı ve arkasına yaslanarak derin bir nefes verdi.

Vedat ekmeğinden bir ısırık alıp ona döndü. "Ne oldu Burak? Çözebildin mi?"

"Bitti," dedi Burak, yorgun ama gururlu bir tebessümle. "Yılan Kale’deki koordinat tam olarak netleşti. İç kaledeki eski taş duvarların altındaki gizli geçit burası."

Vedat kâğıda doğru yaklaşıp alt kısımdaki harf grubunu işaret etti. "Peki ya şu en altta kalan kısım? Orada ne yazıyor?"

"Orayı da çevirdim ama biraz garip..." Burak duraksadı, kâğıda kendi el yazısıyla not aldığı dörtsatırlık metni yavaşça okudu:

"Karga öter, ilk taş kayar,

Kızıl ayın altında yılan bükülür.

Üç kere susan, bir kere konuşan,

Ağır yükün ardındaki sırra bürünür."

Samet çayını yudumlarken hafifçe güldü. "Bu ne amk? Okul bahçesi tekerlemesi gibi bir şey. Koordinat dedik, çocuk bilmecesi çıktı."

Vedat kaşlarını çatarak kâğıdı eline aldı, evirip çevirdi. "Harbiden bu ne alaka lan? Taş kayar, karga öter falan... Koordinat tamam da bu dizelerin burada ne işi var?"

Bilge masaya yaklaştı. Kâğıttaki dört satırlık tekerlemeyi gözleriyle sessizce okudu. Yüzünde hiçbir ifade belirmeden, masadaki küçük not defterinden bir yaprak koparıp tekerlemeyi kelimesi kelimesine bir kenara yazdı ve cebine koydu. Vedat veya diğerleri buna dikkat etmemişti; herkes haritadaki Ceyhan rotasına odaklanmıştı.

"Tekerlemeyi sonra düşünürüz," dedi Vedat kâğıdı katlayıp cebine koyarak. "Şimdi asıl mevzuya dönelim. Ceyhan barikatını yaracağız."

Kahvaltı hızlıca toplandı. Samet belindeki tüfeği kontrol edip şarjörü yuvasına oturttu. "Duster hazır, mühimmatlar tamam. O kekolar marketin önünde bizi bekliyordur."

Bilge masadaki medikal çantayı sırtına takarken, Vedat ile Samet’in arasındaki o kısa, sessiz bakışmayı fark etmedi. Vedat hafifçe başıyla onay verdi, Samet de cebindeki küçük kumandaya parmağıyla dokunup kafasını salladı. Bütün plan gece en ince detayına kadar konuşulmuştu.

Duster’la sahil yolundaki marketin önüne vardıklarında, 20'li yaşlarındaki o keko genç ve yanındaki üç kişi bir Şahin markalı eski arabanın yanında bekliyordu. Genç, üzerinde çakma eşofmanı ve gümüş zinciriyle tespih sallıyor, elindeki pompalıyı omzunda tutuyordu.

Aracı durdurduklarında Samet hemen araçtan indi. "Ben bir bagaja, bizim yedek benzin bidonlarına bakayım," diyerek kekoların Şahin’inin arka tarafına doğru süzüldü. Samet bagaj kapağının yanında durup kendi çantasıyla uğraşır gibi yaparken, el çabukluğuyla Şahin’in aralık duran bagajına siyah bir paket bıraktı ve kapağı hafifçe bastırarak kapattı.

Vedat ise Duster’ın camından başını çıkardı.

"Hayırdır gardaş?" dedi keko genç, çenesini dikleştirerek. "Mevzuya hazırız biz, ne yana sökülüyoruz?"

Vedat kendinden emin, racon kesen bir ses tonuyla konuştu. "Sakin ol gardaş. Plan basit. Ceyhan yolundaki o çete barikatına yaklaşınca siz Şahin’le önden girip mevzuyu kopartacaksınız. Çetenin dikkatini ve mermisini üstünüze çekin. Biz de hemen arkanızdan Duster’la kapıyı yaracağız, sonra hep birlikte Ceyhan’daki güvenli kampa akacağız. Var mısın?"

Keko genç gümüş zincirini düzeltti, elindeki pompalıyı kavradı. "Eyvallah gardaş! Onların çetesini de barikatını da sikeyim, biz önden yardırıyoruz!"

"Yürü bakalım gardaş, arkandayız," dedi Vedat.

İki araç peş peşe Ceyhan yoluna doğru ilerledi. Şehir sınırına yaklaştıklarında devrilmiş tır ve çelik tellerle kapatılmış o kanlı barikat göründü. Barikattaki ağır silahlı altı yağmacı, üzerlerine gelen Şahin’i fark edip mevzilerine yattı.

Keko genç gaza bastı. Şahin bağırarak barikata doğru ilerlerken araçtaki iki genç camlardan çıkıp rastgele ateş etmeye başladı.

"Şimdi!" diye bağırdı barikattakiler ve otomatik silahlarla Şahin’i taramaya başladılar. Mermiler arabanın kaportasını delik deşik ediyor, camlar patlıyordu. Piyonlar çatışmanın ortasında sıkışıp kalmıştı.

Vedat Duster’ı barikatın 100 metre gerisinde durdurdu. Samet cebinden küçük, antenli uzaktan kumandayı çıkardı. Yüzünde soğuk bir tebessüm vardı.

Bilge ve Burak şaşkınlıkla Samet’in elindeki kumandaya baktı. "O ne lan?!" dedi Burak.

"Arkana yaslan Burak," dedi Vedat soğukkanlılıkla.

Samet kumandadaki kırmızı düğmeye bastı.

BOOOOOOOOM!

Şahin’in bagajına yerleştirilen patlayıcı devasa bir gürültüyle patladı. Devasa bir ateş topu hem Şahin’i hem de barikatın tam ortasındaki tırı ve çelik telleri havaya uçurdu! Şiddetli patlamanın basıncıyla barikattaki yağmacıların neredeyse tamamı ve araçtaki piyonlar saniyeler içinde yok oldu. Yolu kapatan engeller darmadağın olmuş, geriye sadece duman ve alev kalmıştı.

Burak ve Bilge donakalmıştı. Bilge dehşetle Vedat’a döndü. "Siz... Siz naptınız amk?!"

Samet kumandayı cebine atarken gülümsedi. "Planı Vedat’la gece yaptık kızım. Marketin önünde bagaja bombayı ben koydum. Hem o piçleri hem de o yağmacıları tek hamlede haritadan sildik. Bak, şu an çok rahat bir şekilde Ceyhan’a ulaşabiliriz işte."

Vedat gaza bastı. Duster, dumanı tüten hurda yığınlarının ve parçalanmış barikatın arasından sorunsuz bir şekilde süzülüp geçti. Ceyhan hattı artık tamamen açıktı.

Önlerinde uzanan boş yolda ilerlerken Vedat dikiz aynasından arkada kalan dumanlara baktı. "Hayatta kalmak istiyorsak, kuralları biz koyarız."