Keşfet

Tık Tık

Kehanetin Eşiğinde

Vedat, ekranında beliren "Servis Yok" yazısına birkaç saniye daha baktıktan sonra telefonu masaya bıraktı. Şebekenin çökmesi, dış dünyayla ve bilgiyle olan son bağlarının da koptuğu anlamına geliyordu. Artık ellerindeki tek güç kendi zekaları ve soğukkanlılıklarıydı.

Zaman kaybetmeden evi emniyete almak için harekete geçti. Zayıf bünyesine rağmen zihnindeki adrenalin adımlarına çabukluk katıyordu. Önce koridora geçip çelik kapının kilitlerini iki kez döndürdü, emniyet kelepçesini taktı. Ardından hızlı adımlarla salona ve odalara geçerek dışarıya görüşü engellemek için tüm perdeleri çekti. Güneş ışığı çekilirken ev, loş ve tekinsiz bir karanlığa büründü.

Mutfak çekmecesini açıp babasının ava gittiğinde kullandığı, siyah kılıflı sağlam avcı bıçağını çıkardı. Bıçağı kemerinin kenarına sıkıştırırken, odasına gidip büyük siyah sırt çantasını yatağın üzerine attı. Çantaya ilk olarak bir fener, birkaç paket bisküvi, matara ve evde bulduğu temel ilk yardım malzemelerini yerleştirdi.

Tam çantasının fermuarını kapatırken, dışarıdaki sokaktan ani bir fren sesi ve ardından metalin metale çarpma gürültüsü yankılandı. Vedat donakaldı. Adımlarını parmak uçlarında atarak salon penceresine yaklaştı, tül perdenin kenarını milim milim araladı.

Aşağıdaki sokakta iki araç birbirine girmişti. Araçlardan birinin sürücüsü kapıyı açıp panikle dışarı fırladı; ancak garip olan, diğer araçtan inen adamın bağırıp yardım istemek yerine, kaza yaptığı sürücünün üzerine kontrolsüz bir hırsla atılmasıydı. İnsan hareketlerinden uzak, tamamen yırtıcı bir refleksle gerçekleşen bu saldırı karşısında Vedat’ın nefesi tıkandı. Adamın çığlıkları sokağın duvarlarında yankılanırken, Vedat perdeyi hızla kapatıp sırtını duvara yasladı. Kalbi göğüs kafesini zorlarcasına çarpıyordu.

Nispeten sakin sandığı mahalle bile birkaç dakika içinde kaosa teslim olmaya başlamıştı.

İşte tam o anda, dış kapıdan hafif ama ritmik üç darbe sesi geldi. Ardından iki kısa darbe daha...

Aralarında belirledikleri parolaydı bu.

Vedat hemen koridora koştu. Kapının arkasına geçip alçak ama sert bir sesle seslendi:

"Kim var orada?"

Kapının diğer tarafından nefes nefese kalmış bir ses cevap verdi:

"Aç ulan, Samet ben!" Vedat emniyet kelepçesini çözüp çelik kapıyı araladı. Samet içeriye adeta fırladı; sırt çantası bir omuzundan kaymış, göğsü hızla kalkıp iniyordu. Vedat anında kapıyı kapatıp kilitleri arka arkaya çevirdi.

Samet koridorda dizlerinin üzerine çöktü. Yüzü bembeyazdı, siyah gözlükleri burnunun ucuna kaymıştı. Hızlı koşmaktan ve gördüğü şeyin şokundan ciğerleri patlayacak gibi nefes alıyordu. Vedat hemen mutfaktan bir bardak su getirip uzattı.

"Ne oldu? Ne gördün yolda?" diye sordu Vedat alçak ama ciddi bir sesle.

Samet suyu tek dikişte bitirdi, bardağı yere bırakırken elleri titriyordu. Siyah düz saçlarını geriye itti, gözlüğünü düzeltti ve güçlükle konuşmaya başladı:

"Oğlum... dışarısı tımarhane gibi amk!" dedi nefes nefese. "Ana caddeye çıkmadan ara sokaktan koşuyordum. Kavşağın oradaki fırının önünde bir kalabalık vardı. Önce kaza oldu sandım ama değil... Bir adam, yere düşmüş başka bir adamın üzerine çullanmıştı. Adam çığlık atıyor, 'Bırak!' diye bağırıyor... Ama üstündeki hiç durmadı Vedat. Adamın boynunu bildiğin ısırdı, kopardı ulan! Her yer kan oldu. Etraftakiler yardım etmek yerine panikle kaçışıyordu. Kuduz desen değil, insan gibi davranmıyorlar. Bir tanesi beni fark eder gibi oldu, sokağa sapıp nasıl koştuğumu bilemedim!"

Vedat duyduklarını zihninde tarttı. Samet gruptaki en atletik ve soğukkanlı adamdı; kolay kolay paniğe kapılmazdı. Onun bu hali, durumun ciddiyetini kanıtlamaya yetiyordu.

"Tamam, sakin ol," dedi Vedat kafa yorarak. "Samet, yalnız değiliz. Diğerleri de yolda. Kapı çalana kadar ses çıkarmıyoruz."

Yaklaşık sekiz dakika sonra kapıdan tekrar o kavisli parola sesi geldi: üç sert, iki hafif vuruş.

Vedat gözetleme deliğinden baktı. Gelen Burak’tı. Kapıyı açtıklarında Burak içeriye sakince ama hızlı adımlarla girdi. Kıvırcık saçları hafif dağılmıştı, nefes nefeseydi ama yüzündeki o analitik ifade bozulmamıştı. Siyah gözlüğünü hafifçe yukarı iterek konuştu:

"Dışarıdaki kaos tahmin ettiğimizden daha hızlı yayılıyor," dedi Burak direkt konuya girerek. "Gelirken üç farklı noktada benzer saldırılar gördüm. Saldıranların hareketlerinde belirli bir motor beceri kaybı var ama inanılmaz bir saldırganlık gösteriyorlar. Asıl sorun ne biliyor musunuz? Polis ve ambulanslar da kilitlenmiş durumda. Şehir kontrolü kaybediyor."

İki dakika geçmeden kapı son kez vuruldu. Bu sefer gelen Bilge’ydi. Bilge içeri girdiğinde elinde tuttuğu ağır bir levye ve sırtında tıka basa dolu bir çantayla duruyordu. Uzun dalgalı saçları yüzüne yapışmıştı.

"Herkes tamam mı?" dedi Bilge kapıyı arkasından kilitlerken. "Bizim sokağın başına asker ya da polis olduğunu düşündüğüm araçlar girmeye başladı ama durduramıyorlar. Herkes birbirine girmiş durumda. Yanıma ne bulduysam aldım; alet takımı, fenerler, piller..."

Grubun dört üyesi de artık Vedat’ın salonundaydı. Hepsi 16 yaşında, zeki ve neyle karşı karşıya olduklarını tam anlayamayan ama tehlikenin büyüklüğünü kavramış gençelerdi.

Vedat ekibine baktı. Siyah çerçeveli gözlüğünün arkasından hepsinin gözlerindeki o gizli korkuyu okunabiliyordu. Masanın üzerindeki o üç kelimelik notu ve Ceyhan’ın haritasını zihninde birleştirdi.

"Dinleyin beni," dedi Vedat, sesi salondaki tüm sessizliği bastırırken. "Ceyhan bitti. Şehir birkaç saate tamamen çöker. Burada bekleyemeyiz."Vedat, masanın üzerindeki katlanmış kâğıdı alıp gruba doğru uzattı. Babasının alelacele yazdığı o üç kelimelik notu sırayla okudular. Salondaki kasvetli hava daha da ağırlaştı.

Vedat, siyah gözlüğünün arkasındaki keskin koyu kahverengi gözlerini arkadaşlarının üzerinde gezdirdi. Lider ruhu ve stratejik zekası tam olarak bu belirsizlik anında öne çıkıyordu. Haritayı zihninde canlandırdı, Ceyhan’ın sıkışık sokaklarını ve dışarıdaki kaosun boyutunu tarttı.

"Beyler, Ayas'ta evimiz var ya," dedi Vedat, sesi son derece kararlı ve sakindi. "Orası buraya kıyasla çok daha güvenli. Yakınında birkaç tane daha ev var ama buradaki kadar bitişik ve kalabalık değil. En önemlisi etrafı açık alan, yani olası bir tehlikede kaçış yerlerimiz ve görüş açımız çok daha fazla olur. İsterseniz oraya gidelim... Ama yaya olarak o yola çıkmak intihar olur. Bir arabaya ihtiyacımız var. Araba çalmalıyız."

Salonda kısa bir sessizlik oldu. Bu sözler, çocukluklarının bittiğinin ve hayatta kalmak için kuralların çiğnenmesi gerektiğinin ilk somut kanıtıydı.

Mantıklı ve pratik düşünen Samet, oturduğu yerden doğrulup siyah düz saçlarını geriye attı. "Ulan normalde birinin bisikletini bile izinsiz almam ama dışarıdaki o yaratıkları gördükten sonra düz kontak bile yaparım amk. Haklısın, yaya gidersek yolda yem oluruz."

Burak, hafif kıvırcık saçlarını kaşıyarak gözlüğünü düzeltti. Zihni hemen ihtimalleri hesaplamaya başlamıştı. "Ceyhan-Yumurtalık yolu ana arter olduğu için birazdan kilitlenir. Ara sokaklardan çıkıp Ceyhan’ın dışına bağlanabileceğimiz bir araç bulmamız lazım. İdeal olan yüksek, deposu dolu bir araba."

Elinden her iş gelen Bilge ise elindeki ağır levye ile oynayarak sırıttı. "Araba çalıştırmak ya da kapı açmak işin en kolay kısmı. Benim pederin garajında birkaç kez denemiştim. Asıl mesele, o arabaya ulaşana kadar sokaktaki piçlere yakalanmamak."

Vedat gruptaki herkesin bu fikre ikna olduğunu görünce başıyla onayladı. Çantasını sırtına taktı, belindeki avcı bıçağının kılıfını kontrol etti.

"Plana odaklanın," dedi Vedat son kez ekibe bakarak. "Sokağa çıkıyoruz. İlk hedefimiz; çalıştırabileceğimiz sağlam bir araç bulmak. Ardından doğruca Ayas yolları."

Vedat kapının kilitlerini yavaşça açtı. Metalik tıkırtı, karanlık koridorda yankılandı. Çelik kapıyı milim milim araladıklarında, onları merdiven boşluğunda bekleyen tek şey soğuk bir rüzgâr ve dışarıdan gelen uzaktaki çığlıklar oldu.

Yorumlar

  • Lopas: Yapay zeka olduğunu belli etme la
  • Lopas: Yapay zeka olduğunu belli etme la
  • Lopas: Yapay zeka olduğunu belli etme şa
  • Doğan Yalın: güzel bir çözüm bulamazsak hepimiz sıkışacağız buraya
  • vulkanx tt: Ne oldu ki o yolda samet hıp hızla atıldın böyle
  • Ayşe kibritci: vedat hiç dikkat etmedin mi dış dünyadan kopuyorsun