Zirve
Kayanın yüzünde çatlaklar var,
her biri bir çağın el yazısı.
Sis ağır ağır vadiye iner,
çam kokusu soluğa karışır.
Çoban ateşin başında susar,
sürü çıngırağı uzaktan öter.
Pınar taşın içinden doğar,
adını kimseye söylemeden akar.
Kartal kanat çırpmadan asılı durur,
yükseklik ona hiç ağır gelmez.
Ben her adımda biraz küçülürüm,
dizlerim sızlar, kalbim genişler.
Zirveye varınca anlarım ki
asıl yükselen dağ değilmiş;
çıktıkça içimden bir şeyler dökülmüş,
geriye yalnızca bakmak kalmış.