Keşfet

🍒12.BÖLÜM🍒

KİRAZ ÇİÇEĞİ 🍒

Dışarıdan gelen yüksek seslerle gözlerimi araladığımda hâlâ uykunun en derin yerindeydim. Kafamda davullar çalıyor gibiydi yorgun hissediyordum. Pencereme doğru bakarken kalbimde anlamsız bir tedirginlik kıpırdadı. Bu sesler… Demir ve Zeynep’in sesi değil miydi? Sabahın erken saatlerinde, daha kargalar kahvaltısını yapmadan ne işleri vardı bizim avluda? İçimde bir telaş baş gösterdi; hızla doğruldum, yorganı bir kenara fırlatıp yataktan fırladım. Adımlarım aceleyle beni balkona taşıdı.

Aşağıdaydılar. Tıpkı tahmin ettiğim gibi. Ve yine… Bitmek bilmeyen bir tartışmanın tam ortasındaydılar. İkisinin arasındaki gerginliği yukarıdan bile hissedebiliyordum.

“Heyy! Neler oluyor aşağıda öyle?” diye seslendim; sesim biraz uykulu, biraz da şaşkın çıkmıştı. Balkon korkuluğundan hafifçe öne eğildim.

İkisi de birden bakışlarını yukarı çevirdi; sesimle irkildikleri her hâllerinden belliydi. Zeynep’in yüzü öfkeyle gerilmişti, Demir ise sakin ama dik duruşuyla ona bakıyordu.

“Adı çırak olan çırağımız, pastanede durmak yerine inatla buraya geleceğini söylüyor!” dedi Zeynep ve gözlerini öfkeyle Demir’e dikti.

Demir hiç istifini bozmadan, sakin bir tavırla başını çevirdi:

“Hasta patronumu ziyarete geldim küçük hanım,” dedi, sonra bakışlarını yukarı kaldırıp bana baktı.

Zeynep bu hitapla daha da huzursuz oldu, omuzları düştü:

“Küçük hanım demezsen ölürsün mazallah, değil mi?” diye çıkıştı; elini uzatıp Demir’i göğsünden ittirdi. Sonra hızla merdivenlere yöneldi, adımları öfkeli ve hızlıydı.

Demir aşağıdan, sesini biraz yükselterek sordu:

“Nasılsın bakalım?”

“İyiyim gibi yani… Düne göre çok daha iyiyim. Hatta pastaneye bile gelebilirim,” dedim. İçimde güzel bir enerji vardı bugün. Hâlâ biraz yorgundum ama evde de kapalı kalmak istemiyordum.

Zeynep çoktan yanıma ulaşmış, elini aniden omzuma koymuştu:

“Nereye geliyorsun kanka? Daha dün hastaydın. İyileşmiş olsan bile biraz iyileşmemiş gibi yapmaktan zarar gelmez. Ben olsam kesin öyle yapardım. Evet evet, kesin!”

Demir’in sesi aşağıdan yukarı ulaştı, hafif bir alaycılık barındırıyordu:

“Sen yaparsın zaten, seversin böyle numaraları. Ama Kiraz... Kiraz yapar mı hiç?” dedi ve güldü.

Zeynep hemen beni sertçe yana ittirip balkondan başını uzattı:

“Ne yani? Sen bana ne demeye çalışıyorsun? Sizi kandırdığımı mı söylüyorsun? Bir dakika, bir dakika… Sen bana düzenbaz, hilebaz, hatta sahtekâr mı diyorsun? Kovuldun! Kovdum gitti seni!” Nefes nefese kalmıştı, gerçekten kızgındı.

Gülmemek için kendimi zor tuttum, bu ikisinin hâlleri birbirinden komikti.

“Aaaa Zeynep, hiç öyle der mi Demir sana?” dedim, aşağıdaki Demir’i işaret ederek.

Demir hemen onayladı, sırıtışı sesinden bile anlaşılıyordu:

“Aynen öyle, kuru iftira Zeynep. Ağzımdan öyle bir şey çıkmadı bile.”

“Zeynep Hanım!” diye bağırdı aşağıya doğru Zeynep.

Demir, sesine biraz daha ciddiyet vererek, “Peki, Zeynep Hanım,” diye yanıtladı.

Zeynep merdivenlerden inerken gülümseyerek arkasından seslendim:

“Hazırlanıp hemen geliyorum, beni de bekleyin!”

Zeynep durup bana baktı. Bir şey söylemek için ağzını araladığında ben çoktan içeri doğru koşmuştum. Hızla hazırlandım ve aşağı indim.

Aşağı indiğimde ikisi de sessizce bekliyordu. Zeynep başını kaldırıp bulutları izliyor, Demir ise ayaklarının dibindeki betona dalıp gidiyordu. Aralarındaki sessizlik yüksekti; konuşsalar birbirlerine girecekler gibi bir hava vardı. İçimden bir ses, bugünün hiç kolay geçmeyeceğini söylüyordu.

Kapıdan çıktığımızda Demir’in arabası önümüzde duruyordu. Zeynep ön koltuğa oturdu, camı indirip başını uzattı:

“Hadi binin, çok vakit kaybettik.”

Demir de sürücü koltuğuna geçti. Tam arkaya binecektim ki gözüm karşıya takılı kaldı. Ege, evlerinin önünde duruyordu. Elinde alışveriş poşetine benzemeyen sıradan da görünmeyen bir paket vardı. Neydi acaba o elindeki? İçimdeki merak bir kez daha kabardı.

“Kiraz, hadi geç kaldık!” Zeynep’in sesi beni düşüncelerimden kopardı. Kolumu hafifçe cimcikleyip, “Daldın gittin yine,” dedi.

Hafif bir acıyla inleyip, “Tamam, biniyorum işte,” dedim kapıyı göstererek.

Yol boyunca kimse konuşmadı. Arabanın içindeki sessizlik can sıkıcıydı. Zeynep ve Demir’in gerginliği aralarında görünmez bir duvar gibi duruyordu. Benimse aklım bambaşka bir yerdeydi. Kimdi bu kirazları gönderen? Neden bana sürekli hediyeler geliyordu? Hilal miydi bu işin içindeki? Kafamda bir plan kurmuştum; bunu Demir ve Zeynep’e de anlatmalıydım. Bu gizemi çözmeliydim, yoksa içim içimi yiyecekti.

Pastaneye vardığımızda Zeynep cam kapıyı anahtarla açtı. İçeri girdiğimizde hava sakin ve sessizdi ama benim içimde fırtınalar kopuyordu. Demir benim bu sessiz ve dalgın duruşumu fark edince yanıma yaklaştı:

“İyi misin? Pek iyi görünmüyorsun.”

Başımı hafifçe salladım, derin bir nefes aldım:

“İyiyim. Aslında… Sizinle bir şey konuşmam gerekiyor. Önemli.”

İkisi de birden “Nedir?” der gibi yüzüme baktı. Masaya doğru ilerledim, kalbim hızla atıyordu:

“Oturun lütfen.”

Boğazımı temizledim, nefesimi tuttum bir an:

“Dün eve gittiğimde odamda penceremin önünde bir kiraz sepeti buldum. O gizemli kişiden geldiğine eminim. Başka kim, neden bana kiraz göndersin ki?”

Zeynep’in gözleri büyüdü, sonra gülmeye başladı:

“Nee? Kiraz sepeti mi? Hayranın da bayağı inceymiş ha!” deyip kahkaha patlattı.

Ciddi olduğumu belli etmek için kaşlarımı çattım. Gülüşünü yarıda kesip, omuz silkti:

“Tamam tamam, dinliyorum. Anlat hadi.”

“Evet, kiraz sepeti geldi. Ama Hilal… Sepetin kendine ait olduğunu iddia etti. Öfkeye kapıldım, kendimi tutamadım. Sepeti kırdım, çöpe attım,” dedim; o anki öfkem hâlâ tazeydi.

Demir düşünceli bir şekilde ellerini birleştirdi:

“Kim ki bu sepetin sahibi?”

“Bana gönderildiğinden eminim. Hilal sadece beni gıcık etmek için bir şeyler çeviriyor, hissediyorum. Kokusu yakında ortaya çıkar. Bir plan yaptım. Artık bu kişi kimse öğrenmek istiyorum ve ikinizin de bana yardım etmesi gerekiyor. Tabii eğer isterseniz,” dedim. Kararlı durmaya çalışıyordum ama kalbim heyecanla çarpıyordu.

Zeynep bir anda yerinde duramaz oldu, gözlerinin içi parlıyordu:

“Huhuvvvv! Dedektifçilik ha! Bayılırım, en sevdiğim! Sen söyle, ben yaparım!”

Demir gülümsedi, sonra ciddileşti:

“Peki plan nedir? Anlat bakalım, ne yapacağız?”

Derin bir nefes aldım, içimdeki kararlılıkla birleştim:

“Anlatacağım her şeyi. O gizli kişiyi her ne olursa olsun bulacağım. Bulmalıydım ki bulacaktım da.”

~BÖLÜM SONU~

Yorumlar

  • Eda Korkmaz: zeynepin sesini duydum vaktimiz kalmadı ama her şeyden önce anlaşmalı olmalıyız
  • Metin Taner Yavuz: kiraz aynen böyle hissetmeyi bekliyordu mutlaka meraklandıran bir durum var
  • Kaan Duman: zeynep niye bu kadar sinirli anlamıyorum ama hoş bir tat geliyor işin içinden