GİRİŞ|1.BÖLÜM
GİRİŞ
Pembe, zarafeti saklardı sakuralar, güzelliği kiraz, ise kiraz çiçeğini...
”Kiraz! Uyan hadi annecim. ”Annemin neşeli ve sevecen sesiyle gözlerimi aralamış, yatağımda kıvranıyordum. Uyanmak istemiyor, miskinlik ediyordum. Kafamı çevirip yan tarafa döndüğümde ise gözlerimi heyecanla pörtlettim. Bugün yeni işimin ilk günüydü! Nasıl unutmuş olabilirdim? Uzunca bir müddet bu an için çabalamıştım; bugün pastanemin açılışı vardı.
Mahallemizdeki o küçük mekânın açılış heyecanını iliklerime kadar yaşıyordum, benim için duygu dolu bir andı. Yakın arkadaşım Zeynep’le ortaklaşa açmıştık burayı. Zeynep benim çocukluk arkadaşımdı; aynı okullarda okumuş, aynı bölümden mezun olmuştuk. Şimdi ise çocukluk hayalimiz olan, mahallemizin ismini verdiğimiz Kiraz Çiçeği Pastanesi’ni açıyorduk. Yatağımdan fırlayıp kalpli pijamalarımı çıkardım. Siyah puantiyeli, midi boy, beyaz prenses kollu elbisemi üzerime geçirdim. Aynanın karşısına geçip tokamı saçlarımdan çektim; ellerimle sıcak kahve tonlarındaki, göğüs hizamda biten dalgalı saçlarımı dağıttım. Çilekli dudak parlatıcımı alıp sürdüm. Doğal olmayı seviyordum, fazla makyaj yapmak hoşuma gitmiyordu; zaten ihtiyacım da yoktu. Çileği çok sevdiğim için bu parlatıcıyı elimden düşürmezdim.
Kıyafet dolabımı açıp alt raftaki eşyalarımı karıştırarak şeker pembesi çantamı aramaya başladım. Bulduğumda kendime doğru çektim ama gelmedi. Sıkışmıştı. Tüm gücümle yüklenip çektiğimde kendimi yerde otururken buldum. Nefes nefese, derin bir iç çektim. Yüzümde kocaman bir gülümseme ile çantama bakıyordum ki o sesi duydum:
”Kiraz!”
Bu ince, tiz sesi nerede duysam tanırdım; Zeynep’ti bu. ”Geliyorum!” diye seslenip parlatıcımı, ıslak mendilimi, telefonumu ve anahtarımı çantamın içine attım. Hızla ayağa kalkıp içeri koştum. Zeynep, anneannem ve annem mutfakta, kahvaltı masasında oturuyorlardı. Hemen geçip mutfak kapısının önünde duran sandalyeme kuruldum. ”Günaydınlar millet!” dedim neşeyle.
Zeynep ağzına bir küp peynir atarken, “Güno,” dedi.
” Günaydın Kirazcığım.”
Anneannem tonton sesiyle karşılık verdiğinde ona sıcak bir gülümseme attım. Annem çay koymak için ayağa kalktığında elini kafama koyup saçımı dağıttı. ”Günaydın Kiraz Hanım,” dedi o şefkatli sesiyle. Saçlarımı elimle düzeltip, “Anne, kabarttın saçlarımı ama,” diye mırıldandım. ”Bak bak, kabarmışmış... Kabarık kekim benim!” dediği sırada Zeynep bir kahkaha patlattı.
Kaşlarımı çocuksu bir ifadeyle çatarak Zeynep’e bir bakış attım, ardından ben de dayanamayıp kahkaha atmaya başladım. Kolumdaki saate bakınca duraksadım. “Zeynep hadi kalkalım, ilk günden geç kalmak istemeyiz değil mi?” diye sordum. Zeynep elindeki çatalı hayal kırıklığıyla bıraktı. Gözlerini devirerek, “Kiraz yapma ama, daha ilk günden bu kadar işkolik olman normal mi ya? Hem daha Elvan teyzemin böreklerinden yiyecektim,” dedi. Annemin fırından biraz önce çıkardığı her hâlinden belli olan tepsi böreğine yaklaşıp, “Götürün o zaman, birazını da orada yersiniz. Hemen hazırlayayım ben,” demesiyle Zeynep’in neşesi anında yerine geldi. Sandalyeden fırlayıp, “Oley be!” dediği sırada anneannem araya girdi:” Kiraz, yaklaş kızım. Gel bakayım buraya, okuyup üfleyeyim seni bir.” ”Anneanne sağ ol, gerek...”
Annem sözümü kesti: “Aaa kızım, olur mu öyle şey? Nazar değer, nazar!” diyerek kolumdan çekiştirip beni anneanemin sandalyesinin önüne oturttu. Anneannem, “Kem gözler...” diye başlayıp yüzüme doğru pür dikkat okuyarak tükürmeye başladı: “Pü, pü, pü!”Yüzümü hafifçe geri çekerek, “Sağ ol anneannem, yeter bu kadar. Teşekkür ederim tontonum,” deyip ona sıkıca sarıldım. Zeynep bizi gülümseyerek izlerken anneannem birden ona döndü: “Kızım gel, seni de bir okuyayım.” Kahkahayı patlattım. “Sıra sende Zeynep Hanım, yok öyle kurtulmak!” diyerek kolundan tutup onu çekiştirdim. Anneannem Zeynep’e tükürmeye yani üflemeye başladığı sırada, annemin saklama kabına koyduğu börek poşetini kaptım. “Sağ ol annem,” deyip yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. Zeynep’i kolundan tutup kaldırarak anneannemin elinden kurtardım.
Hadi görüşürüz, biz gidiyoruz!” diyerek kapıya doğru ilerledik. Elimi sallayıp evden çıktım. Ayakkabılarımızı giyip merdivenlerden aşağı doğru iniyorduk. Gözlerim yan komşumuzun evinin kapısına kaydı. Ege’ydi bu. Yeni eve gelmiş olmalıydı ve oldukça yorgun görünüyordu; gece fırında çalışıyordu çünkü. Çocukluktan beri çok yakın arkadaştık. Merdivende durakladım, o sırada gözleri gözlerimi buldu. Başıyla hafifçe selam verip içeri girdi. Zeynep dişlerini sıkarak, “Kiraz, hadi,” dedi.
“Geliyorum,” deyip hemen aşağı indim ve yeniden o neşeli ruh halime büründüm. Evden çıktığımızda gözlerim etrafta gezinmeye başladı. Kiraz Çiçeği Mahallesi her zamanki gibiydi. Küçük bir mahalleydik ama güçlü, sıkı bağlarımız vardı. Burada herkes birbirini sever ve korurdu. Çocukların sesi sokaklardan hiç eksik olmazdı; teyzelerin sıcak sohbetleri, samimi dostluklar... Kısacası cıvıl cıvıl, samimiyet kokan bir yerdi burası. Ben de bu mahallede doğmuştum, adımın Kiraz olması da bu yüzdendi zaten. Anneannem, mahallemizi adımda yaşatmam gerektiğini söyleyerek bu ismi vermişti bana. Annem de itiraz etmemişti. Babam derseniz... Daha ben doğmadan bizi, annemi terk edip gitmişti. Zeynep ve Ege benim tek yakın arkadaşlarımdı; daha doğrusu, hayattaki tek arkadaşlarımdı.
Pastanemizi mahallenin hemen köşe başında açmıştık. Bu yüzden eve çok yakındı, yürüyerek beş dakika içinde ulaşabiliyorduk. Mekânın önüne geldiğimizde, yüzümdeki o gururlu ve mutlu gülümsemeyle “Kiraz Çiçeği Pastanesi” yazısına baktım. Bakışlarımı Zeynep’e çevirdiğimde onun da aynı gururlu ifadeyle binayı süzdüğünü gördüm. Sarı, uçuşan saçları sabah güneşiyle harika bir uyum yakalamıştı. Kahkahamı tutamayarak, “Güneşle uyum sağlıyorsun limonum,” dedim. Zeynep kafasını gökyüzüne, güneşe doğru çevirdi ve anında eliyle gözlerini kapattı. Sanki güneş onu kör etmiş gibi numara yapıyordu. Kolundan tutup çekerek, “Hadi girelim,” dedim. Pastanenin cam kapısının önüne geldiğimizde anahtarı çantamdan çıkarıp Zeynep’e uzattım. “Al bakalım, pastanemizin açılışını sen yap.”
“Olmaz, ilk açmak senin hakkın Kirazım,” dedi. Mahcup bir gülümsemeyle anahtarı kavrayıp kilide soktum, çevirip kapıyı açtım. Cam kapıyı ittirerek içeri adım attım. İçerisi şimdiden çok güzel kokuyordu. Hayali bir kokuydu bu; taze kek, kurabiye ve çilek kokusu...”Zeynep, kokuyu alıyor musun?” diye sordum. Gözlerini kapatmış, kokuyu derin bir nefesle içine çekiyordu. Gözlerini açıp, “Alıyorum, almaz mıyım...” dedi. “Akşam buralar çok daha güzel kokacak.” Mahalleli bizi asla yalnız bırakmazdı, bu yüzden pastanemiz ilk kez komşularımız için kapılarını aralayacaktı. Akşam büyük bir açılış töreni vardı.
Zeynep’le içeri doğru birkaç adım attığımızda gözüm sandalyenin üzerinde duran çiçeklere takıldı. Yüzümdeki neşeli ifade yerini ciddiyete bıraktı, sandalyeye doğru yaklaştım. Bu bir sakura çiçeğiydi. Kim göndermiş olabilirdi ki? Zeynep de yanıma gelip, “Çiçek mi? Kimdenmiş?” diye sordu.” Bilmiyorum” der gibi bir bakış attım. Çiçeği elime alıp üzerindeki küçük notu çektim. Şöyle yazıyordu:
Sakuralar...
Pembe seven kıza pembe sakuralar,
Adı Kiraz olan kıza kiraz çiçekleri...
Güzelliğin ve zarafetin simgesi.
”Neydi bu şimdi? Kimden gelmiş? Bana mı gelmiş yani?” dedim panikleyerek. Zeynep kahkahayı bastı. Gözleriyle tatlı bir ima yaparak, “’Adı Kiraz olan kıza’ diyor. Benim adım Zeynep olduğuna göre?” dedi.Derin bir iç çektim. Kucağımda gizemli çiçeklerle öylece kalakalmıştım.
~BÖLÜM SONU~
Okuyup buraya kadar gelen herkese teşekkür ediyorum. Kitaba destek olursanız sevinirim. yeni bölüm de görüşmek üzere.