1.Bölüm.

Hava sıcak ve güneşliydi. Mevsimin bu ilk cömert sıcakları, pencerelerden süzülüp geniş sınıfın her köşesine ulaşıyor, toz zerrelerini parlatarak içeriye hayat dolu bir enerji katıyordu. Yaz tatiline sayılı günler kalmış olmasının verdiği o hafiflik, öğrencilerin her hareketine yansımıştı. Sınıfın içinde, tatil hayalleriyle harmanlanmış yüksek bir enerji dalgalanıyordu.
Sınıfın her köşesi ayrı bir dünyaydı. Kimi pencere pervazına yaslanmış, dışarıdaki sonsuz maviliği izleyerek hayallere dalıyor; kimi sıraların üzerinde bir cambaz edasıyla şaklabanlık yapıyor, bir diğeri ise sandalyesinde ters oturmuş, dünyayı geriye doğru izliyordu. Havada uçuşan fısıltılar, sıraların üzerinde dağınık halde duran kitaplar, rengarenk kalem kutuları ve yerlerdeki kağıt topları... Sınıf tam anlamıyla darmadağın olmasa da, içinde tatlı bir karmaşa ve özgürlük barındırıyordu.
Bu neşeli karmaşanın tam ortasında Yağmur, görünmez bir müziğin ritmine kapılmışçasına kendi etrafında dönüyordu.
Yağmur: “Bugün içime disko kaçtı! Hadi biri bana eşlik etsin!” dedi neşeyle.
Betül kıkırdayarak arkadaşına baktı: “Kızım dur! Kıracaksın bacağını yine! Geçen sefer hala travma yaşadım,” dedi endişeli ama sevgi dolu bir gülümsemeyle.
Deniz, elindeki tarih kitabının kapağını kapatırken araya girdi: “İçine disko kaçacağına, biraz da tarih kaçsaydı Yağmur. Sözlüden patladın yine,” dedi sesi imalı bir tona bürünürken.
Demir, o her zamanki soğuk ama komik bakışını sınıfa fırlattı: “Ben oradaydım. Hoca ağladı. Gerçekten...”
Burak, sakin bir tavırla camdan dışarı bakmaya devam ederken felsefi bir tondan konuştu: “Bazen bilgi değil, hayal gücü kazanır. Ama Yağmur da fazla hayal kuruyor... Ayakları yere değmiyor,” dedi yüzünde hafif, belli belirsiz bir gülümsemeyle.
Yağmur kollarını iki yana açıp etrafında bir tur daha attı: “Değsin istemiyorum! Bu dünya çok sıkıcı!” Sesindeki enerji tüm sınıfa yayılıyordu.
Ateş, oturduğu yerden gayet ciddi ve kararlı bir sesle araya girdi: “Hayal kurmak güzel de... ülkenin geleceği ne olacak? Sadece dans ederek gelecek kurulmaz,” dedi sert ve mesafeli sesiyle.
Betül saçlarını düzeltirken iç çekti: “Hayda Ateş yine başladı. Kız sadece eğleniyor, devletin geleceğini düşünmeye gerek yok.”
Tam o sırada kapı açıldı ve sınıfın havası bir anda değişti. Gelen Yaz Hoca’ydı. Her zaman olduğu gibi yüzündeki o samimi gülümseme, içeriye girdiği anda insanın ruhuna neşe katıyordu. Çocuklara sevgiyle baktı.
“Merhaba çocuklar...”
Sınıf, bir orkestra uyumuyla ayağa kalkıp hocalarını selamladı ve ardından heyecanla yerlerine oturdu. Yaz Hoca, masasının önünde durup ellerini birleştirdi.
“Size bir sürprizim var... takımlarla çalışacaksınız,” dedi, sesindeki gizemli tonla merak uyandırarak. Deniz her zamanki gibi yerinde duramadı.
Deniz: “Loto gibi söyleyin hocam. Bakalım kimin talihi gülecek!”
Hoca gülümsedi: “Dönem sonu proje ödeviniz belli oldu. Konu: Toplumda Empati ve Dayanışma. Ve evet, grupları ben belirledim. İtiraz istemiyorum.”
Betül ellerini birleştirip fısıldadı: “Allah’ım lütfen Burak’la eşleşmeyeyim...”
Burak duymuşçasına ona döndü: “Garip… neden benle eşleşmek istemiyorsun ki? Ben uyumlu bir bireyim.”
Demir lafı yapıştırdı: “Sen birey değil, başka bir gezegensin.” Sınıfta büyük bir kahkaha koptu.
Yaz Hoca, tahta kalemini masaya hafifçe vurarak sükuneti sağladı. Herkes sessizleşince tahtaya döndü ve grupları yazmaya başladı:
Eva & Volkan
Deniz & Demir
Betül & Burak
Yağmur & Ateş
Deniz tahtaya bakıp başını salladı: “Oo güzel. En sessizle en gürültülü bir arada. Bakalım ne olacak Demir.”
Demir kollarını bağlayıp ciddiyetini korudu: “Sen konuş, ben işi yaparım zaten.”
Yağmur coşkuyla Ateş’e döndü: “Ateş! Empati konusuyla dünyayı kurtarabiliriz, hadi!”
Ateş: “Toplumun temel değerlerini anlatmamız lazım. Sadece eğlenmekle olmaz Yağmur.”
Yağmur sahte bir sinirle cevap verdi: “Yine mi ciddiyet? Biraz eğlen be adam! Sana dans öğreticem!!!”
Ateş iç çekerek başını salladı: “Ben de sana disiplin öğretirim.”
Betül ise kafasını sıraya yaslamıştı: “Burak... gözüm üstünde. Bir kere bile havaya bakıp 'evren çok derin' dersen seni uzaya postalarım.”
Burak alaycı bir ifadeyle gülümsedi: “Eğer göz göze gelirsek, yıldızlar çarpışır Betül.”
Betül isyan etti: “Yok abi! Bu çocuğu susturun!”
Sınıftaki bu gürültülü neşenin uzağında, en arka sırada başka bir dünya vardı. Eva, yavaşça arkasına döndü. Sınıfın en köşesinde, adeta görünmez bir duvarın arkasında oturan Volkan’ı izledi. Volkan, sıranın kenarına sığınmış, duvara yaslanmış bir halde önündeki deftere bir şeyler karalıyordu. Eva bir an tereddüt etse de ona doğru yaklaştı.
Eva: “Volkan? Beraber çalışıyoruz. Yardımcı olacağım, merak etme tamam mı?” dedi yumuşak, korumacı bir ses tonuyla.
İyi bir gözlemci olan Eva, onun yüksek sese karşı ne kadar hassas olduğunu, o kalabalık içinde nasıl daraldığını fark etmişti. Sesini özellikle alçak tutuyordu. Volkan kalemini bir anlığına durdurdu. Bakışlarını defterden kaldırıp Eva’ya çevirdi. Dudaklarından dökülen tek kelime, neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı: “Tamam.”
Eva, onunla o kaçamak göz temasını sürdürebilmek için hafifçe eğildi ama Volkan hemen başını yana çevirdi, bakışlarını tekrar karanlık dünyasına sakladı. Eva onu daha fazla ürkütmemek için önüne döndü. Bu sessizliğin altında, aşılması gereken çok yüksek duvarlar olduğunu, ama o duvarların ardında hapsolmuş bir ruhun yardım beklediğini hissediyordu.
Yaz Hoca son talimatlarını verdi: “Projeyi üç hafta içinde tamamlayacaksınız. Sunumlar sınıf içinde yapılacak. Yaratıcı olmanız önemli.”
Burak elini kaldırdı: “Hocam, sunumda hologram kullanabilir miyiz?”
Hoca gülümseyerek yanıtladı: “Hayır Burak.”
Zil çaldığında sınıf bir anda ayaklandı. Gruplar koridorlarda, sınıfta birbirine karıştı. Kahkahalar, planlar ve ufak tefek gerginlikler arasında Demir ve Deniz göz göze geldi.
Deniz: “Beraber çalışacağız, değil mi komutan?”
Demir ciddiyetle cevap verdi: “İş yap, espiri yapma.”
Betül, Burak’ın yanından geçerken onu dürttü: “Bu projede ya ben senin beynini açarım... ya da sen benimkini yakarsın. Ortası yok.”
Burak: “Zihinsel olarak birleşmiş olabiliriz…”
Betül kestirip attı: “HAYIR!”
Yağmur ve Ateş sınıftan çıkarken Yağmur hala enerjikti: “Ateş, empati dansı diye bir şey duydun mu?”
Ateş: “Hayır ama... dinlemeye hazırım. Proje için.”
Sınıf boşalırken Eva ve Volkan kapıya doğru yürüdüler. Aralarında konuşulmamış, yoğun bir sessizlik vardı. Eva göz ucuyla Volkan’ı izledi. Volkan hala sessizdi, ancak adımları her zamankinden biraz daha yavaştı; sanki yanında biri olduğu için hem temkinli hem de tuhaf bir şekilde huzurluydu. Eva içinden bir söz verdi kendine: "Bu çocukta bir şeyler var, bunu çözeceğim."
Birlikte sessizce yürümeye devam ettiler.
Yorumlar
- ..: aşık mısın?
- ..: neyse ki fikrini soran olmamıştı
- ..: ben de oradaydım